21.7.10
“Artık silahlar sussun, insanlar konuşsun”
Denenmeyen tek yol kaldı: Barış!
Barış için ortak bir çağrı metni yayınlayan 31 sanatçı, yazar, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve sendikacı, “İnsanların sesinin duyulması için demirin şakırtısına ve barutun gürültüsüne derhal son verilmelidir” dedi
Çok sayıda sanatçı, yazar, sendikacı ve demokratik kitle örgütü temsilcisi, “Artık silahlar sussun, insanlar konuşsun” dedi; barış isteyen tüm yurttaş ve girişimlere,
“gelin güçlerimizi birleştirelim” çağrısında bulundu.
31 aydının imzasını taşıyan “Denenmeyen tek yol kaldı: Barış!” adlı çağrı metni, dün Taksim Hill Hotel’de yapılan bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Toplantıda söz alan aydınlar, Türkiye halklarının giderek birbirinden ayrıştığına, birbirlerine düşman olduğuna dikkat çekti. İktidarın “özel ordu” kurarak, muhalefetin ise “Et ve Balık Kurumu ile” bu sorunu çözmeye çalıştığını vurgulayan aydınlar, “Her yol denendi, denenmeyen tek yol kaldı, o da barış!” diye konuştu.
CEHENNEMDEN ÖNCE SON DURAK
Toplantıda söz alan Türk Tabipleri Birliği(TTB) eski başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy, insanların yaşadıkları bölgelerden etnik kimliklerinden ötürü göç etmeye başladıklarına dikkat çekerek "Cehennemden önceki son durağa yaklaşıyoruz" dedi.
Batı illerinde evleri olan Kürt hekim arkadaşlarının bu evlerini terk etmeye başladıklarını belirten Gürsoy, “Öte yandan Karadeniz’e Kürt fındık işçilerinin alınmayacağına dair haberler alıyoruz. İktidar ve diğer siyasi aktörler ölü gözlerle ölümleri izlerken, hepimizin kitleleri harekete geçirmek, iktidarı zorlamak için bir araya gelmesi, işini gücünü bırakıp barış için bir şeyler yapması gerekiyor” diye konuştu.
TÜM GİRİŞİMLER BİRARAYA GELMELİ
“Çocuklarım için endişeliyim ve korkuyorum” diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, şunları söyledi: “İnsan olarak sahip olduğumuz haklar konusunda eşit olmak istiyorum. Barış çok zor değil. Herkes en zorunu yapıyor, ama en kolayını, barışı denemiyor. 1 Mart tezkeresi öncesi nasıl Ankara’da 100 bin insan bir araya geldiysek yine buna benzer bir şeyler yapmalıyız. Barış için mücadele eden tüm girişimleri bir araya getirmeliyiz.”
ÖLÜM İSTİHDAMI'
Şair-yazar Sennur Sezer ise, “Ben de endişeliyim, endişem, birçok barış girişimi olmasına karşın tabanın hep aynı kalışından. Küçük gruplar, artık demokratik olarak linç edilmekten korkuyor. Hep birlikte alanlara çıkmamız gerekiyor. Hükümet, gençlerin ölümüne karşın çözüm olarak ‘profesyonel ordu kuracağız’ diyor, ‘ölenlerin yerine yeni adamlar alacağız.’ Yani ölüm istihdamı! Bence cehennemin ilk adımını yaşıyoruz” şeklinde konuştu.
KARDEŞLİĞİN YENİDEN TESİSİ İÇİN…
Toplantıda söz alan siyasi aktivist-yazar Aydın Çubukçu, yaptıkları çağrının bir feryat çığlığı olduğunu belirterek “Artık ülke bölünmesin diye değil, bölünmeye başlamış bir ülkeyi birleştirmek için mücadele etmemiz lazım. Kardeşliğin yeniden tesisi için. Çünkü halklar düşmanlaşınca, siyasi sınırların bölünmemiş olması hiçbir şey ifade etmiyor” dedi.
“Hrant öldürüldüğünde nasıl yüz binlerce insan bir araya geldiysek, yine yapabiliriz, buna gücümüz var” diyen yönetmen-senarist Özcan Alper ise, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde temenniler yerine, çok farklı ve kitlesel bir eylemlilikte bulunma önerisinde bulundu.
EMEĞİN GÜCÜ ANAHTAR OLACAK
BirGün gazetesi yazarı Burhan Sönmez, "Burada bulunan insanların kaygısı dehşet ve korkunun değil, ortak bir acıya sahip çıkmanın ifadesidir. Benim barışa dair umudum var" diye konuşurken, Petrol-İş Sendikası Başkanı Mustafa Öztaşkın, barışı savunmanın her dönemde zor olduğunu belirterek “Zor olanı başarmak zorundayız” dedi. Emeğin birleştirici gücünün Kürt sorununun demokratik çözümü için bir anahtar olabileceğini vurgulayan Öztaşkın, “Sendikalar bu süreçte daha fazla rol üstlenmelidir. Barış için sendika girişimi oluşturmalıyız” şeklinde konuştu.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ise şunları kaydetti: “30 sene, 30 bin can. Yok edilen kimlikler, kültürler. Biz TMMOB olarak barış için oluşturulan tüm girişimlere destek verdik, bundan sonra da vereceğiz.”
İMZALAYANLAR:
Adalet Ağaoğlu, Adnan Serdaroğlu, Atılay Ayçin, Aydın Çubukçu, Burhan Sönmez, Derya Alabora, Eriş Bilaloğlu, Gencay Gürsoy, Haluk Bilginer, Hayri Kozanoğlu, Jülide Kural, Kadir İnanır, Mehmet Bekaroğlu, Mehmet Soğancı, Mustafa Öztaşkın, Mustafa Türkel, Nuray Mert, Nuray Sancar, Özcan Alper, Özgür Mumcu, Ragıp Zarakolu, Sami Evren, Sennur Sezer, Sevinç Eratalay, Sırrı Süreyya Önder, Şebnem Korur Fincancı, Şevval Sam, Taner Timur, Tuncel Kurtiz, Üstün Akmen, Yücel Sayman.
Çağrı metnini Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu. Metinde şu ifadeler yer aldı:
“İnsanların sesinin duyulması için demirin şakırtısına ve barutun gürültüsüne hemen ve acilen son verilmelidir. Şiddeti kışkırtan neden ve gerekçeleri ortadan kaldırmak için, barışın yalnızca zorunlu değil, aynı zamanda mümkün olduğunu da göstermeli; yok olmaya yüz tutan umutlar canlandırılmalıdır. Kardeşliği yeniden kurmak, eşit ve özgür vatandaşlar olarak yaraları birlikte sarmak için boşa geçirecek zamanımız kalmamıştır. Türk ve Kürt halklarını birlikte sevindirmek için sorunu köklü olarak çözebilmek güçlerimizi seferber etmeliyiz. İki halkın el ele vererek demokratik ve özgür bir atmosferi birlikte solumasının tek ve vazgeçilmez yolu birlikte özgürleşmektir. Silahlar sussun, insanlar konuşsun! Yok ederek değil yaşatarak, ayrılarak değil birleşerek özgürleşelim. Kürt halkının kazanımı Türk halkının da kazanımı olacaktır. Eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir arada yaşamak istiyoruz.”
