Bugün 6-7 Eylül 1955'te yaşanan trajedinin 59. yılı... Bu olaylarda canlarını, ev ve işyerlerini kaybeden; büyük zarara uğrayan, komşularını, arkadaşlarını, dostlarını, sevgililerini yitiren tüm Türkiye halkının acısını paylaşıyoruz.Türkiye tarihinin utanç dolu sayfalarından biri, 6-7 Eylül 1955 tarihlerinde yazıldı. İç siyasi gerilime eşlik eden ‘Kıbrıs tartışmaları’ ve başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerdeki gayrimüslimlere yönelik kışkırtmalar, 6 Eylül günü korkunç saldırılara dönüşmüştü.
6 Eylül 1955 günü, Mustafa Kemal Atatürk ’ün Selanik’te bulunan evinin bombalandığı yönündeki radyo bülteninin ardından, ‘İstanbul Ekspress isimli gazetenin ‘acele akşam baskısı’ bu haberi yaydı. Aynı gün Taksim Meydanı’nda ‘Kıbrıs Türk’tür’ konulu bir gösteri yapılacaktı! Gösterinin ardından İstiklal Caddesi’ne giren kalabalık, azınlık yurttaşlara yönelik işyerlerine saldırmaya başladı. İstanbul’da Beyoğlu, Şişli, Kurtuluş, Nişantaşı, Feriköy, Yeşilköy, Adalar gibi Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşların ev ve işyerlerinin bulunduğu semtlerde ‘hazır kıta’ olarak bekleyen kalabalıklar aynı anda harekete geçti. Binlerce işyeri ve ev talan edildi. Atatürk'ün evinin bombalandığı haberi doğru değildi, ama saldırılar durmadı; aynı gün İzmir ve Ankara gibi kentlere sıçradı ve ertesi gün de devam etti.
İki günlük ‘kaos’un ardından dönemin hükümeti ‘örfi idare’ (sıkıyönetim) ilan etti. Ama olan olmuştu. Başta İstanbul olmak üzere, büyük kentlerdeki gayrimüslim yurttaşlar can ve mal kaybına uğradı, Türkiye’ye olan güvenlerini ve duygusal bağlarını kaybettiler. Onlara sahip çıkmaya çalışan çok sayıda Müslüman Türk komşuları ve dostları da zarar gördü. Onların da ev ve işyerleri tahrip edildi.
Olaylar yeterince soruşturulmadı, failleri tam ve tatmin edici şekilde ortaya çıkarılamadı ve Türkiye tarihinin bu sayfası, hesaplaşılmamış, geleceğe de utanç ve şüphe mirası bırakan bir sayfa olarak dondu.
Bugün 6-7 Eylül 1955’te yaşanan trajedinin 59. yılı… Bu olaylarda canlarını, ev ve işyerlerini kaybeden; büyük zarara uğrayan, komşularını, arkadaşlarını, dostlarını, sevgililerini yitiren tüm Türkiye halkının acısını paylaşıyoruz.
6-7 Eylül kalkışmasından 31 yıl sonra, 6 Eylül 1986’da İstanbul Şişhane’deki Neve Şalom Sinagogu’na düzenlenen bombalı bir terör saldırısında da, Şabat ayinini gerçekleştirmekte olan 22 Musevi yurttaşımız hayatını kaybetti.
Her iki olayda yaşamını kaybeden ve zarara uğrayanların anısının, ülkemizin geleceği açısından hep hatırlanacak olmasını ümit ediyoruz. Radikal

YÖK taslağı, ODTÜ olayları, Başbakan’ın tepkisi ve Başbakan’a
tepkiler... Hepsi iç içe girdi denilebilir. Yani üniversiteler kaynayan
kazan... Ve uzun bir süreden sonra ilk defa üniversiteler, hükümetin
müdahalesine karşı bu kadar büyük bir tepki gösterdi. Dokuz Eylül
Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Cem Terzi de bu tepkinin hem
bir bileşeni hem de örgütleyicisi... Dilovası’nda yaptığı araştırma
sonucu ortaya çıkan ve halk sağlığına yönelik büyük tehlikeler işaret
eden bulguları kamuoyu ile paylaştığı için baskı ve tehditlerle karşı
karşıya kalan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ile dayanışma için kurulan
Onurumuzu Savunuyoruz Hareketinin de sözcülerinden... Yani ‘akademik
özgürlük’ mücadelesinin yakın takipçilerinden... Bilim insanlarının,
ÖDTÜ’de öğrencilere sahip çıkmalarından hükümetin üniversitelere
müdahalesine kadar bütün bu süreci Prof. Dr. Cem Terzi ile konuşuyoruz.
ODTÜ
olaylarından sonra üniversiteler arasında da ciddi bir tartışma
başladı. Üniversitelerin büyük bir kısmı AKP’yi açıktan desteklemeye
cesaret edemedi. Destekleyenlere ise öğretim üyelerinden önemli tepkiler
geldi. Bunu YÖK taslağına karşı tepki için bir fırsat ya da olanak
olarak görmek mümkün mü?
