Daha önceden görmüş gibi şaşırmaya gerek yok…
Çünkü bize her şey bir başkasını hatırlatıyor.
“12 Eylül öncesi” denen dönemden itibaren alınca…
40 yıl ya da 35 yılda 50 bini aştı mı toplam ölü sayısı?
Bu kadar çok ölü içinde kim bilir kaçı özellikle “provokasyon” içindi.
Gerilim azsın, ahali çıldırsın, köyler, kasabalar, kentler, sokaklar, meydanlar, çarşılar ölüm koksun diye.
Baklava gibi dilim dilim.
Hep kimlik üstüne.
Çorum, Kahramanmaraş… Sivas.
Şimdi İnegöl, Hatay, Dörtyol.
Geçmişte 6-7 Eylül nasıl azınlıklara karşı provokasyon projesiyse, nasıl bir tehcir ve temizlik mukallidiyse; devir değişiyor, devran değişti zannediliyor, kervan aynı yollarda yürüyor.
Azınlık pek kalmayınca bir ötekini azınlık, öteki, zenci saydırarak.
Kanlı Pazar’dan nice mezara kadar.
Cinayet, kışkırtma, yalan, kitle histerisi, linç, yağma, saldırı.
Dünyanın en medeni sayılanları dahil, “ötekileri topluca katletme arzusu ile fiili” hiçbir köşede eksik olmadı.
Burada da öyle.
Batı’nın da bize vereceği insanlık dersi yok aslında ihtiyacımız da yok. İnsanımız ve insanlığımız epeyce olsa da; kendi kötü kitabımızı da kitle halinde yazabiliyoruz.
Çok kanıtladık; “taammüden” kışkırtmayla delirip “içimizden” başkalarını katledebileceğimizi; kendi içimizi yakabileceğimizi, kendi ruhumuzu sakatlayabileceğimizi.umur talu
