Kendisi ile aynı ‘kader’i paylaşan onlarca çocuk ile birlikte yeni bir dünya kurdu kendine. Bir lokma ekmek için gecesini gündüzüne kattı, temizlik işlerinden inşaata kadar en ağır işlerde çalıştı. Kendisi ve akranlarına açık bir ‘yuva’ haline gelen sokaklarda yıllar yılları kovaladı… Ta ki polis kurşununa hedef olana dek.
Yasin Kırbaş, üç arkadaşı ile birlikte, 8 Haziran 2008’de İstanbul Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda gezerken, sigara istediği sivil giyimli bir polis tarafından vuruldu. Sokakta yaşayan Yasin’in tedavisi uzun süre aksadı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) çalışanları ve Avukat Naciye Demir’in çabası ile Yasin hastaneye yatırılarak tedavi altına alındı. Ardından da bir bakım yurduna yerleştirildi.
Olayın ardından polise, “kasten öldürmeye teşebbüs”ten dava açan Mahkeme, Kırbaş ve arkadaşlarını da “yağmaya teşebbüs”ten dava açtı. İki yıl süren yargılama sonunda, polis Bülent Okumuş beraat ederken, Kırbaş ve arkadaşları 2,5 yıl hapis cezasına çarptırıldılar.
MAHKEME KARARINDAN HABERSİZ
Tekerlekli sandalyeye bağımlı, 22 yaşındaki Yasin Kırbaş’ı ziyaret ettik. Tüm yaşadıklarına rağmen güleryüzü ve esprileri ile sohbetimize katılan Kırbaş, mahkeme kararından habersiz. Kırbaş’ın tedavisinin sürdüğü ve olayın etkisini üzerinden atamadığı için avukatı Naciye Demir, mahkeme kararını şimdilik söylememeyi daha uygun buluyor.
Yasin sohbet boyunca, sokakları, polisi ve en son yaşadığı olayı anlatıyor bize.
UYUMAK İÇİN KARAKOLA…
“Sokaklar zor. Çok zor. Ama zamanla evin gibi oluyor. Herkes tanıyor seni. Polis de beni iyi tanırdı. Bazen yatacak bir yer bulamayınca kendimi karakola atıyordum. Sabaha kadar uyuyordum orada” diyen Kırbaş, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bakmayın bazı polislerin iyi olduğuna. Tamam bana yatacak yer verenler vardı ama, hepimizin gözü önünde ne hırsızlıklara göz yuman polisler gördük. Hırsızlarla birlikte çalışıyordu kimisi.”
‘HORTUM SÜLEYMANDAN YEDİĞİM DAYAK..’
Kırbaş, travestileri hortumla dövdüğü için, “Hortum Süleyman” lakabı takılan eski polis müdürü Süleyman Ulusoy’dan yediği dayakları anlatıyor: “Hortum Süleyman’dan az dayak yemedim. Bir gün bana ‘Hangi takımı tutuyorsun?’ dedi. Ben de Galatasaraylıyım, dedim. ‘Galatasaray’da kaç harf var’, dedi. Daha cevabını vermeden tekme tokat dövdü beni. Benim gibi çok çocuk çekti ondan.”
‘PINAR ABLA BİZİ SEVERDİ’
Kırbaş, sosyolog Pınar Selek’i hiç unutmamış. “Pınar ablayı tanır mısınız? Beyoğlu’nda çocuklar için bir atölye açmıştı. Gece-gündüz bizimle kalırdı. Sokakta kalan çocuklara yardım ediyordu. Pınar abla bizi severdi. Biz de onu çok severdik” diye anlatıyor. Kırbaş, polis Bülent Okumuş ile son yaşadığı olaya geliyor. Terliyor, duraksıyor…
Şunları söylüyor:
“Arkadaşlarımla ilk defa gitmiştim Moda’ya. Gitmez olaydık. Polis olduğunu bile bilmiyorduk. Daha ne dediğini anlamadan, üzerime kurşunları boşalttı. Ben 10 senemi sokaklarda geçirdim. Polisi çok iyi tanırım. Yaptıklarından ceza alan polis olmadı hiç. Beni vurana da ceza vereceklerini sanmıyorum.’’
Polis: Telefonum sizin yüzünüzden düştü!
Polİs Bülent Okumuş’u beraat eden
Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli
kararını geçtiğimiz hafta açıkladı açıkladı.
Kararda polis Okumuş’un savunmasına yer verildi. Okumuş’un savunmasında önce
Kırbaş ve arkadaşlarının kendisinden
sigara istediği sonrasında ise telefonun gasp edilmek istendiği iddia edildi.
Kırbaş’ın savunmasına ise şöyle yer verildi: “Polis bir bayanla kayalıklara oturuyordu. Biz sigara istediğimiz esnada cep telefonunu kayalıklara düşürdü. ‘Sizin yüzünüzden cep telefonum düştü’ diyerek küfür etmeye başladı. Bayan da buradan gidin’ dedi. Tam gidecektik ki polis ateş açtı.
“Mahkeme, beraat kararını, Polis
Okumuş’un eyleminin ‘meşru savunma’
kapsamında olduğu iddiasına dayandırdı.