Hrant’ın ölümünden Hrant’ın kendisini sorumlu tutan Dışişleri’nin AİHM savunması skandalı Cumartesi ( 14 Ağustos) akşamı TV’lerin ana haber bültenlerine düştüğünde kulaklarımın yandığını hissettim. Demek yıllar boşa geçmiş, ne yollar ne de zihinler yürümekle aşınmıştı. Utanç, öfke ve isyan duygusuyla sabahı zor etim. Bu rezilliğe memleketten yükselecek tepkiyi bekliyordum. İstifalar olmalıydı, bu raporu yazanlar tövbe etmelilerdi. Yediğiniz her kurşunun illa bir tabancadan çıkması gerekmez. Hrant’ı Halaskargazi caddesinin soğuk taşlarına serenlerin alnımıza çaldıkları karanın bir yenisi de bu metinle üzerimize bulaşıyordu.Taraf, Hrant Dink cinayeti ve sonrasında doğan tepkinin önemli platformlarından birisi olmuştu. Sabah, gazeteyi bu kepazeliğe yükselecek ciddi bir itirazın beklentisi ile açtım. Haber yoktu. Tekrar baktım. Yanılmıyordum, Taraf, Hrant Dink’i ikinci kez öldüren bu utanç haberini görmemişti. Bir gün önce Vatan gazetesine manşet olmuş, bir gece önce TV kanallarına düşmüş olan böyle bir haberi duymamış olmaları ihtimali yoktu. O vakit, bilerek ve belli bir saikle Taraf bu haberi vermemişti. Bu saik neydi? Bunu, referandum sürecinde desteklenen hükümetin böyle bir olayla yıpratılmak istenmiyor olduğu gibi bir varsayımla açıklamak akla yatkın. Kabul etmek o kadar kolay mı? Sanmıyorum.
15 Ağustos günü, hükümet bir açıklama yaparak Dışişleri'nin gönderdiği bu savunmadan sonra bir karar alındığını, bundan sonra AİHM savunmalarında Adalet Bakanlığı'nın da devreye sokulacağını ve daha sıkı denetlenmiş hukuki metinlerin oluşturulacağını söyledi. Bir anlamda hükümet yaptığından geri adım atıyordu. Ancak bu kabul edilebilir bir özür müydü? Bu skandal istifasız halledilebilecek kertede bir skandal mıydı? Bence hayır. Ama sanıyorum Taraf için yeterliydi.
Çünkü, pazar günü haberi okuruna vermeyen Taraf, hükümetin açıklamasının ardından pazartesi günü haberi 'AİHM Savunmasına Dink Ayarı' başlığıyla birinci sayfadan veriyordu. Üstelik haberin metninde ' Ankara'nın gönderdiği savunma hükümeti harekete geçirdi' gibi bir de garip ifade vardı. Sanki soyut ve hatalı bir Ankara'nın yaptığı yanlışı temizleyen doğru bir hükümet vardı. Böyle bir şey elbette yoktu ama Taraf, hükümeti eleştirmeden bu haberi verebilmek için ciddi bir çaba sarf ediyordu. (Melih Altınok’un haberi... Altınok daha sonra da Dışişleri’nin bürokratlarına ait olan bu suçun tam olarak hükümete yüklenemeyeceği yollu bir yazı daha yazdı. Sekiz yıllık tek başına iktidarın sonunda ve ülkenin en önemli davalarından birinde hükümetin bu anlamda suçsuz olabileceğini söylüyordu. Gerçekten inanılmazdı )
Bunun üzerine gazetede medya eleştirilerini yazan Alper Görmüş' e bir mail atarak şunu sordum Taraf bu haberi neden zamanında vermedi? Sonrasında da Görmüş'ün hep eleştirdiği bir durumu kendisine hatırlattım. Kendisi yazılarında sıkça diyordu ki; Hürriyet Gazetesi, Genel Kurmay ile ilgili çıkan aleyhte haberleri önce görmezden geliyor ancak daha sonra iş büyür de G.Kurmay bu konuda bir açıklama yapmak zorunda kalırsa o açıklamayı veriyor. Fakat böyle yaparak Hürriyet, daha önce başını vermediği bir haberin birden bire devamını yazarak okurunda akıl karışıklığı yaratıyor. (Bu gazetemiz, okurlarıyla böyle oyunlar oynamayı seviyor... 28 Şubat’ın meşhur andıcı 2001’de çok sayıda köşe yazarının posta kutusuna bırakıldığında da benzer bir habercilikle karşılaşmıştık. Nazlı Ilıcak bir basın toplantısı düzenleyerek belgeyi açıkladı. Hürriyet, günlerce bu haberi gizledi okurlarından. Nihayet Genelkurmay Başkanlığı da teyit edince verdi haberi: “Genelkurmay: Belge gerçek. İyi de, hangi belge? Okurlarınıza ondan hiç söz etmemiştiniz ki!' Medyaironik, 3 Ağustos 2010 ..)
Taraf okurunun 16 Ağustos günü yaşadığı duygu bundan farklı mıydı? Görmüş, ilkeli bir gazeteci olarak bunu yazmalıydı. Taraf okuru ‘İyi de hangi AİHM savunması?' derken o susamazdı.
Bunun üzerine Görmüş, köşesinden bana bir vevap yazdı. Bu cevabında Görmüş Taraf'ın öyle şey yapmayacağını benim eleştirimin insafsız olduğunu söyledi. http://www.taraf.com.tr/alper-gormus/makale-balyoz-daki-en-ciddi-celiski-uzerine.htm
Oysa ben kendisine sadece nesnel gerekçelere dayanan bir şüphemi sormuştum. Siz, bir gün önce bir gazetede manşet olan haberi nasıl duymazsınız? Duymadınız ise aynı gece bir çok Tv kanalında haberlerde de vardı, nasıl görmediniz? Ve hükümetin açıklmasından sonra bu haberi hemen verirken neden hükümeti kollayan bir üslup kullandınız? Siz böyle yaparak Hrant'ın davasına bir refarandum molası mı verdiniz?
Görmüş'ün bunlara cevabı yoktu. Şöyle diyordu, ''Yaz rehavetiyle olmuştur. Taraf öyle şey yapmaz' Neden? 'Yaparsa ben orada durmam'.
Gördüğünüz gibi elimizde Alper Görmüş'ün şahsi kefaletinden başka bir şey yok. Alper Görmüş hiç bir şüpheyi silemediği gibi gazetesini şahsi teminatıyla kurtarmak istiyor. Ancak, ben bunu yeterli bulmuyorum. Yaramaz çocuğu hakkında öğretmenlerin şikayetlerine inanmayan bir ebeveyn gibi ' Taraf öyle şey yapmaz' demenin çok ötesinde bir gerekçe bekliyordum kendisinden.
Bu savunma rezaleti bağlamında yine Taraf’la ilgili olarak bir çok insanın sesinin yükselmesini beklediği bir diğer isim de Etyen Mahçupyan’dı. Bu anlaşılabilir beklentiydi. (Birçok okuyucu, niçin Hrant’ın katledilmesine ilişkin Türkiye’nin AİHM’deki savunmasını ele alan bir yazı kaleme almadığımı sordu. E.Mahçupyan, 18 Ağustos, Taraf) Ancak Mahçupyan’ın onlara verdiği şu cevap, üzerinde çok tartışılabilecek bir argümana sahipti; ’Eğer ‘Türk’ olsaydım, Hrant’ı öldürenlerin taşıdığı kimliği paylaşsaydım bu utancı taşıyamaz ve yazardım... Ama değilim ve bu sorumluluk bana değil, ‘size’ düşüyor’ Hayatını ‘Türkler’in ( Mahçupyan’ın kullandığı şekliyle) hatalarını düzeltmek üzerine kurmuş bir yazarın şimdi birden bire ‘O beni ilgilendirmez bir zahmet Türkler baksın’ demek lüksü var mıdır? Bu ülkede yaşayan herkes bu ülkenin daha yaşanılır bir yer olmasından eşit olarak mesul değil midir? Bunları gayet iyi bilen Mahçupyan’ın şimdi neden böyle bir söz söylediği ilk tartışmamızdan ayrı düşünülemez ve Taraf’ın olay karşısındaki genel tavrına içredir. Yoksa bundan böyle Mahçupyan, yalnızca kendi cemaatini ilgilendiren konularda yazı yazacak değildir.
Başar Başaran