15.10.10

Aşkın İkinci Yarısı Sinemalarda !

Yalnızlık uçurumuna yuvarlanırken zavallı ruhlarımız, ‘aşk’tır kanat takıp uçuran! Ya da, karşılanamayan beklentilerle soluksuz kaldığımız anda, bize hayat öpücüğünü konduran… Kimine göre binlerce kilometre öteden, vatana duyulan özlemdir en büyük aşk! Kimine göre, mecburiyetten terk edilen bir sevgilinin hasreti. Kendinden kaçıp da aşkın birinci yarısını yaşayamayanlar içinse, doğmadan terk edilmiş bir çocuğun sımsıcak busesi…
Konuşmaya dahi cesareti olmayan bir erkek… Karnındaki tohumdan bihaber, tek bir mektupla, terk edildiğini öğrenen bir kadın… Ortak noktaysa tüm zorluklara karşın, aşkın gücüyle dünyaya getirilen bir çocuk! Mutluluğu kendi ülkesinde bulamayan kadının, yeni bir hayata yelken açmadan önce, çocuğunu babasıyla buluşturması ve onun hiç tanımadığı bir duyguyu yaşamasını sağlamasının hazin öyküsü.
Zaman aşımlarından etkilenmeleri de yansıtmak için, uzun tutulan çekim sürecini başarıyla tamamlayıp izleyicinin karşısına çıkan AŞKIN İKİNCİ YARISI, içeriğinde pek çok konuyu ele alan, pek çok hatayı sorgulayan bir yapım! 15 Yıl aradan sonra Mehmet Aslantuğ’u eşi Arzum Onan’la kamera karşısında buluşturan filmin çekimlerinin çoğu, Bodrum-Ortaköy’de gerçekleştirilmiş. Yörenin doğal güzelliklerinin izleyiciye yansıtıldığı bölümlerin dışında kalan sahneler için de İzmir, New York ve New Jerse’ye gidilmiş. AŞKIN İKİNCİ YARISI, üç kez ‘Altın Portakal’ ödülü alan Mehmet Aslantuğ’un senarist-yönetmen olarak ilk çalışması!   
Kısaca tanımlamak gerekirse, bir ‘başkaldırı’ hikâyesi AŞKIN İKİNCİ YARISI… Arka planda ‘Su çatlağını buldu’ derken yaşayacaklarından habersiz bir insanla başlayan öykü, ülke kurtarmaya soyunup bu uğurda hapis yatarken kendi hayatını boşa harcayıp ‘aşk’ın güzelliklerini kaybettiğini göremeyen bir adamın pişmanlıklarına uzanıyor… Yollar ayrı düşse de bir kadının ilk aşkının yerini hiçbir şeyin tutamayacağını, satır aralarında vurgulayan yapımda acılarla nasırlaşmış bir kalbin babalık duygusuyla nasıl adım adım yumuşadığını da hissediyoruz. Ölüme terk edilmiş bir ruh için en büyük ilacın ‘çocuk sevgisi’ olduğunu şiirsel bir anlatımla yaşatıyor, AŞKIN İKİNCİ YARISI! Kadın-erkek yakınlaşmasıyla başlayan ‘Aşkın Birinci Yarısı’, hayatın hoyratlığında yolunu şaşırıp noktalanıyor. ‘Aşkın İkinci Yarısı’ysa, yetişkin ilişkisinden soyutlanıp bu ilişkinin tohumuyla yeşeren ebeveynlik duygusunun hissedilmesiyle başlıyor. Kadın, adama adam da kadına âşık olsa da hala, asıl aşk o birlikteliğin meyvesine duyuluyor. Erkek, tüm yitirmişliklerini kendinden bir parça olan bu küçük yabancıda yeniden kazanıyor. İşte o noktada da, bir mektupla terk edip gittiği kadına yeniden âşık oluyor. Ruhsal hesaplaşmalarla dolu bu öyküde, bilinçsizce ekilen nifak tohumlarıyla ayrı düşmüş yaşamlar da mevcut! Suyun çatlağını bulamadığı ve her şeyin söylemlerdeki kadar basit olamadığı hayatta, ne büyük düşmanlıklara yer açılıyor insan yaşamında! Bu ülkede yaşamaktan kaçsa da, yüreğinin bir köşesinde daima ‘Vatan’ hasreti çekenler,  insanların birbirlerini ‘kalp’lerde anlayacakları günü bekliyor. Bu uğurda nice çabalar görmezden gelinse, her başlangıcın ardından unutulup gitse de…
İlkel duygularla tüm güzelliklerin yok edildiği dünyada, aşk mıdır küçük olan yoksa aşkı taşıyamayan yürekler mi? Cesaretsizliğin kolaycılığında, aşktan kaçanlar mıdır acımasız davrananlar yoksa adaletin, adil olmayan düzeninde insan hayatlarını harcayanlar mı? Bazen kaybolur insan, çevresini saran karanlıkta ve ihtiyaç duyar, kendisine yol gösterecek bir ‘Kutup yıldızı’na! Türk sineması adına güzel bir çalışma olan AŞKIN İKİNCİ YARISI’nı izleyen herkesin, kavgalarla dolu hayatın bir nefesle son bulacağını hissedip, ruhunda gizlediği karanlık köşeyi ‘sevgi yıldızı’nın ışığıyla aydınlatması dileğiyle…
Anibal Güleroğlu