27.3.11

DESA'da kadınlar;ın Çekiç Sesleri

Düzce’de bulunan Desa fabrikasında sendikalaşma mücadelesi sürüyor. İş yerindeki sendikalı sayısı yükseldikçe patronun işçilere karşı baskısı da artıyor. Bu mücadelede yer alan işçilerin çoğunluğunu oluşturan kadın işçiler Kırkyama’ya mücadelelerini anlattılar.
Düzce’de daha 6-7 yıl kadar öncesine kadar kadınların çalışması çoğu kesim tarafından ayıplanan bir durumken, çocukların okulu, sağlık ve işsizlik gibi nedenlerle yaşanan ekonomik sıkıntılar kadınları çalışma yaşamına itmiş. Fabrikalarda işe başlayan kadınlar, işten atılmamak için en düşük ücrete, tacize, baskıya ses çıkarmadan çalışmışlar.
Reyhan Üstüner de, yaklaşık dört yıl önce, geçim sıkıntısı başgösterince Desa’da işbaşı yapmış. “İki çocuk annesiyim. Daha önce hiçbir yerde çalışmamıştım, hiçbir şey bilmiyordum. İstanbul’dan gelen ustalar bize kötü davranıyorlardı. Onların gözüne girmemiz için bizden biraz daha farklı davranmamızı bekliyorlardı. Yapılan tacizlere ses çıkarmazsak rahat çalışmamızı sağlayacaklardı. O dört sene hiç taviz vermedim ama ne zorluklar çektiğimi bir ben biliyorum” diye anlatıyor.
HEM İŞ YERİNDE HEM EVDE DEĞERİMİZ ARTTI
Kocadan izin almadan sokağa bile çıkılmayan, deyim yerindeyse mahalle baskısının çokça yaşandığı bu yerde, fabrikada da hayatın giderek çekilmez hale gelmesi Desa işçisi kadınların canına tak edince sendikalaşma başlıyor. Kadınların “Artık yeter” diyerek sendikalaşma konusunda gösterdikleri kararlılık, erkek işçileri de etkiliyor. Erkek işçilerin, “Kadınların sendikalaşma konusundaki dik duruşları bizleri utandırdı” demeleri boşuna değil.
Reyhan Üstüner Desa’da birçok işçinin sendikaya üye olmasında kadınların bu kararlılığının etkisine dikkat çekiyor: “Patronun tüm politikaları boşa çıktı, kadın işçiler sayesinde işçiler birlik olmaktan vazgeçmediler, mücadele ettikçe mahallede, sokakta, iş yerinde herkes birbirine özelikle de kadınlara karşı daha anlayışlı oldu. Mücadele eden kadınların hem iş yerinde hem evde değerleri arttı.”
KAPATIRSAN KAPAT, ZATEN NE VERİYON Kİ!
Deri-İş Sendikası Düzce’de sendika temsilciliği açınca buna en çok kadın işçiler seviniyor. Bu süreçte hep beraber oturup konuşacakları bir yerin olmamasının sıkıntısını en çok kadınlar yaşamış çünkü.
İşçiler açılışa, eşlerini çocuklarını, annelerini, babalarını alıp geldiler. Birçoğu ilk defa bir sendika bürosuna geliyordu. Annelerin, çocuklarının verdiği mücadele karşısında gözleri dolu doluydu. Bir yandan çaylar börekler yeniliyor, bir yandan da özellikle ilk kez gelen işçiler konuşulanlara dikkat kesiliyordu.
Çoğu 25-35 yaş arasında olan işçiler, sendikayı hep “kötü” bilirlermiş. Patronun sürekli, “Eğer sendikaya üye olmaya devam ederseniz iş yerini kapatmak zorunda kalacağım”, “Sendikanın amacı iş yerini kapattırmak, sizleri işsiz bırakmaktır” dediğini aktarıyorlar. En başta kadın işçiler bu propagandaya karşı çıkmış; “Kapatırsan kapat! Zaten ne para veriyon ki! Ne hakkımız var ki!”
Patronun bölme politikalarına, baskılarına ve savurduğu tehditlere rağmen Desa’da sendikalı işçi sayısının her geçen gün arttığını söylüyor işçiler. Özelikle kadın işçilerin yoğun olarak çalıştığı fabrikada sendikaya üye olan kadınlara, erkeklerin bile yapmakta zorlandığı en ağır işlerin yaptırıldığını anlatıyorlar.
Üstüner de bu şekilde “cezalandırılan” kadın işçilerden: “Sendikaya üye olduktan sonra makineden kaldırıldım. Şimdi erkelerin yaptığı cekiç işini yapıyorum. Akşama kadar bali ve cekiç sallamaktan kollarım kopuyor.” Patronun ailelere telefon açarak kadınların kötü işler yaptığını söylediğini aktaran Üstüner, “Ama biz sadece insanca çalışmak istiyoruz, iş güvencesi istiyoruz, çocuklarımızın gelecegini güvenceye almaya çalışıyoruz” diyor.
İşçi haklarına saygı gösterilmeyen Desa’da, çalışma saatleri uzun, ücret düşük. İşçiler bu koşuların değişmesinin tek çaresinin örgütlü olmaktan geçeceğini düşünüyor. Patronların din ve dil ayrımı üzerinden politika yaparak kendilerini bölmeye çalıştığını söyleyen işçiler, buna en iyi işçilerin birliğini sağlayarak yanıt verilebileceğini ifade ediyor. (DÜZCE/EVRENSEL)

‘ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMALIYIZ’
Büşra Nermin, Desa işçisi eşinin verdiği mücadele sayesinde tanışmış sendikayla. Bu mücadele sırasında işten atılan eşinin fabrika önünde sürdürdüğü direnişi destekliyor. “Eşim haksızlığa uğradı. Bu ülkeyi bölmek, iş yerini kapatmak gibi bir amaçları yok, sadece insanca yaşayacak bir hayat istiyorlar. Bunun için sendikalaşmaya ihtiyaçları var.” Düzce’de işçilerin de kadınların da hiçbir hakkı, sosyal bir yaşantıları olmadığını söyleyen Nermin, “Asgari ücretle nasıl bir sosyal hayat yaşaya biliriz ki?” diye soruyor. Sadece Desa işçilerinin değil tüm Düzce halkının sendikalaşma hakkı için birleşmesi gerektiğini söylüyor Nermin; “Desa işçilerinin kazanmaları için başta kadınlar olmak üzere elimizi taşın altına koymamız gerekir. Düzce’de Deri-İş’in artık bir şubesi var, bu bizim için çok büyük bir avataj olacak, eğer iyi kulanabilirsek.”

‘KAZANIRSAK SAYGINLIĞIMIZI VE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ DE  KAZANACAĞIZ’
Atike Akçay sendikaya üye olduğu gün işten çıkarılmış. Üç yıldır işsiz. Bu süre içerisinde Desa fabrikasının örgütlenmesi için dışardan mücadele vermiş. “Desa yetkilileri Düzce’deki birçok iş yerine isimlerimizi, fotoğraflarımızı göndererek bizim iş bulmamızı engelledi” diyor. Makyaj yaptığı için “İş yerinde farklı muamelelerle karşılaştığını” söyleyen Akçay, kadınların erkeklerin yaptığı tüm işi yapmalarına rağmen daha düşük ücret aldığını belirtiyor.
AKP’nin iktidarda olduğu 8 yıldır patronları destekleyen yasalar çıkardığını söyleyen Akçay, “Kadınların hakları tamamen ortadan kalktı. Kendimizi ifade edemez duruma geldik. Sırf bu yüzden bile Desa’ya sendika girmesi önemli. Biz kadınlar büyük bir sabırla katlanıyoruz her şeye. Çünkü Desa’da kazanırsak sadece sendikal hakkımızı kazanmış olmayacağız; saygınlığımız ve özgürlüğümüzü ifade etmek için de önemli bir adım atmış olacağız. Bu yüzden biz kazanmak için daha fazla koşturuyoruz” diyor.
Erdem Geyik