27.3.11

Faşist erkek, sosyalist kadın olunca


Almanya’nın Baden-Württemberg Eyaleti’nde bugün Eyalet Meclisi milletvekili seçimleri var ve ‘küçük bir ayrıntı’ bütün ülkede belki de seçimin kendisi kadar basını ve seçmenleri meşgul ediyor. Aslında konu Almanya açısından bile olabildiğince çizgi dışı. Evet, konumuz ‘sağcıyken solcu partiden aday olmuş’ ya da ‘erkekken kadın olmuş’ gibi ‘alışılmış söylemlerden’ de karmaşık ve bu durumu tarif etmek gerçekten biraz zor.

Öyleyse önce olayın basında hangi başlıklarla ele alındığına bakalım: “Sol Parti eyalet milletvekili adaylarından 35 yaşındaki Monika Strub’un birkaç yıl öncesine kadar hem aşırı sağcı bir partiye üye, hem de Horst isimli bir erkek olduğu ortaya çıktı.” Diğer başlıklar da şöyle: "Aşırı sağcı bir erkek iken, cinsiyet değiştirme ameliyatından sonra aşırı solcu bir kadın oldu!”, "Bu seçimin en tuhaf milletvekili adayı: Monika Strub!”  


Evet, basın diliyle söyleyecek olursak, bir dönem Neo-Nazi Almanya Milliyetçi Demokratik Partisi (NPD) üyesi olan Horst Strub’un cinsiyet değiştirip Monika Strub adını almasından sonra, Sol Parti’den (Die Linke) Baden-Württemberg seçimlerinde milletvekili adayı gösterilmesi bir hayli tartışma yarattı. Gazeteler ve televizyonlar “şok–şok–şok” anonslarıyla haberler yaparken, internet sitelerindeki forumlarda olay sağcılar ve solcular tarafından bütün boyutlarıyla tartışılıyor.


Monika Strub, tehdit telefonları, aşırı sağcıların sözlü tacizleri ve saldırıları, hükümet partisi CDU’nun atakları altında bugün seçmen karşısına çıkıyor ve seçim sonucunda Fransa sınırındaki bu bölgenin ne kadar toleranslı olduğu da ölçülmüş olacak.


ENTERNASYONAL MARŞI TELEFON MELODİSİ

Haberi önce sol liberal günlük gazete Süddeutsche Zeitung bildirdi. 10 Mart tarihli haberin internet sitesindeki başlığı ‘Cinsiyet değişikliğinden sonra parti değişikliği: Solcu kadın, sağcı erkek’ biçimindeydi. Haberde önce Monika Strub’un siyasi düşüncelerine yer veriliyor, ‘esnek çalışmaya’ karşı olduğu, işsizlik ve yoksulluk yardımlarının artırılmasını savunduğu bildiriliyor. Oysa Strub’un 10 yıl önce bunlara karşı olduğunu hatırlatan haber şöyle devam ediyor: “On yıl önce sağda duruyordu, hem de tam sağda. Strub, Horst isimli bir erkek iken 79879 kayıt numarasıyla Neonazi partisi üyesi olduğunu kabul etti.”

Bu haberden yola çıkan bulvar gazetesi Bild hemen olayın üstüne atladı ve haberi magazinleştirip, sansasyonel hale getirerek yeniden servis etti. Elbette siyasi görüşlerini satır aralarında lanetleyerek bir sürü ayrıntıyı da okuyucularına duyurdu.


Bild’in haberinde Monika’ya ilk soru ve öncelik beklenildiği gibi elbette ‘dönüş’ üzerine. Bild’e göre, bu soruyu Strub şöyle yanıtlamış: “Ben kadın olarak yaşamak ve bir erkeği sevmek istiyordum. Ama NPD’de bu olamazdı. Sol Parti şimdi benim ailem oldu…” Bild muhabirinin sorularını yanıtlarken Strub’un telefonunun çaldığını ve cep telefonu melodisinin yeni yaşamına uyduğunu öğreniyoruz: “Telefonun melodisi enternasyonal marşıydı…”


Bild muhabiri, Monika’yı Horst iken hiç yakışıklı bulmamış. Hatta ‘zevksiz’ ve ‘iştah kapatıcı’ bulmuş: “Bombardıman ceketi, kısa saçlar, savaşçı botları içinde bir tip. Bu tiple sokakta karşılaşınca insanın yolunu değiştiresi geliyor. Üstelik polisçe bilinen bir kavgacı, hakkında çok sayıda resmi işlem yapılmış…” Tabii Bild muhabiri Monika’ya bunları da soruyor ve şu cevabı alıyor:


“Bunlar da benim geçmişime ait. Ama ben bugün bambaşka bir insanım. NPD’de olmak çok büyük bir yanılgıydı. O günlere ait bütün fotoğrafları yaktım ya da attım. Bugün Neonazilerden her şeyden önce internet üzerinden tehdit alıyorum…”


Sahi, Monika Strub nasıl geçiniyor? Buna da cevap var: “McDonalds’ta yarım gün çalışıyor. Sabahları poğaça dağıtıyor. Akşamları da akşam lisesine devam ediyor…”


HER TÜRLÜ AŞIRILIK SOL PARTİ’DE

Bild gazetesi hikâyeyi burada kesiyor ve olayı iktidar partisi, muhafazakâr Hıristiyan Demokrat Parti Genel Sekreteri Thomas Strobl’a yorumlatıyor. Gazeteye göre Strobl, böyle birinin adaylığından ‘dehşete kapılmış’ ve şunları söylüyor: "Sol Parti belli ki, her türlü aşırılığın toplandığı bir havuz haline gelmiş…”

Bild’in bu yayınından sonra hem internet forumlarında hem de diğer yayınlarda Sol Parti karşıtlığı sosuna bulanmış, bir “Aman tanrım faşistken sosyalist olmuş, erkekken kadın olmuş” tartışması başladı. Monika Strub’un parti ve cinsiyet değiştirmesi üzerinden aslında Alman medyasında antikomünist, seksist, yabancı düşmanı, yoksullara ve sosyal yardımdan geçinenlere hayat hakkı tanımayan bir tartışma başladı. Sol Parti’nin neden aptalları, işe yaramazları, tembelleri ve kaybedenleri partiye topladığı soruları bir yanda, partinin toplumu tembelleştirdiği ve aptallaştırdığı tezleri diğer yanda uçuşuyor.


Bizdeki sitelere rahmet okutacak kadar düzeysiz tezlerin savunulduğu internet sitelerinde Monika Strub’un adeta, Horst isimli bir erkek olarak, neden Nazi partisinde kalmadığı sorgulanıyor. Naziler, ağza alınmayacak küfürlerle Strub’a saldırırken, faşistlerin asıl kızgınlığının genel olarak aslında cinsiyet değişikliğinden çok, faşist birinin cinsiyet değiştirip sosyalist olmasına odaklandığı görülüyor. Faşistler, bir üyeyi böyle ‘yitirmeyi’ bir tür ‘şerefsizlik’ ve ‘itibar yitimi’ olarak değerlendiriyor.


Basın aracılığı ile kendini savunmaya çalışan Monika Strub tam da bu noktada olayın siyasal yanının daha önemli olduğunu görmüş ki, konuşmalarında vurguyu özellikle cinsiyetten çok siyasal sınıfsal yöne doğru yapıyor. Adaylığını açıklarken yaptığı basın açıklamasını sık sık hatırlatıyor:


“Yarım bıraktığım eğitimimi tamamlamak için akşam lisesine gidiyorum ve geçinmek için Mc Donalds’ta çalışıyorum. Yoksul bir çevreden geldiğim için her zaman zor şartlarda çalışarak ekmeğimi kazandım. Hizmet sendikası ‘ver.di’ye ve Sol Parti’ye üyeyim. Sosyal adalete ve eğitime kendi hayat deneyimimden yola çıkarak büyük önem veriyorum… Ben samimi bir sosyalistim. Toplumun en yoksullarının sesi olmak için adayım. Yoksul çocukların düzgün eğitim alması için adayım…”


PARTİ STRUB’U DESTEKLİYOR

Sol Parti Federal Meclis Grup Sözcüsü Hanno Harnisch, Monika Strub’un geçmişini bildiklerini, bunu unutturacak bir dönüşüm yaşadığına inandıklarını ve Strub’un milletvekili adaylığını desteklediklerini basına açıkladı. Aynı zamanda deneyimli bir gazeteci olan Harnisch, basının karşısına çıktığında özel olarak Monika Strub hakkında konuşmak yerine, genel olarak siyasi bir tutumdan bahsetmeyi yeğledi.  Harnisch’in sözleri şöyle: “Kim, kendi geçmişiyle radikal bir biçimde hesaplaşır ve NPD’den uzaklaşırsa, buna dair bizlerin sadece sevinmesi lazım… Ne yazık ki aşırı sağ kesimden ayrılan, onları terk eden birilerine rastlamak sürekli mümkün değil.”

Badische Zeitung’un konuyla ilgili sorularını cevaplayan Harnisch, Strub’un geçmişini kendilerinden hiçbir zaman saklamadığını, her şeyi başından beri bildiklerini de açıkladı. Parti olarak insanların sürekli gelişebileceklerine, değişebileceklerine inandıklarını belirten Harnisch; bütün insanların, insan onuruna yaraşır bir yaşama yaklaşması için parti olarak ellerinden geleni yaptıklarını da belirtti. Bu anlamda adayları Monika Strub’un yaklaşımını ve adaylığını desteklediklerini tekrar tekrar vurguladı. Sol Parti Baden-Württemberg Eyaleti Sözcüsü Christoph Kröpel ise, Strub’un geçmişteki Neonazi partisi üyeliğini bir ‘gençlik hatası’ olarak gördüklerini açıkladı.


Bütün bu tartışmaların Almanya için yararı ise, faşistlerin ve muhafazakârların ‘sosyalizm düşmanlığı’ ve ‘cinsiyetçilik’ yaparken önceliği hangisine vereceklerini belirlemede zorlandıklarının görülmesi oldu. ‘Salona uygun’ hale gelmeye çalışan faşistlerle, salonlardan dışarı da çıkmak isteyen muhafazakârlar bu tartışmada çoğu kez aynı düzlemde karşılaştı ve aynı dilden konuştu. Muhafazakârların ve faşistlerin üzerinde hemen anlaştıkları nokta ise şuydu: Gizli eşcinsel bir faşisti, insanca yaşamayı seçen bir sosyaliste yeğ tutmak!


Ne dersiniz, bizimkilerden bir farkları var mı?


'Yoksulluk artarsa aşırı sağ güçlenir'


Badische Zeitung editörü Hans-Jürgen Truöl, Monika Strub ile konuştu. Gazetenin internet sayfasında yayınlanan 13 Mart 2011 tarihli röportajın çevirisi şöyle:


>>>Sayın Strub, seçmenlere yaşadığınız değişimi ve görüşlerinizin farklılaşmasını nasıl açıklıyorsunuz?  

Daha önce içinde bulunduğum sosyal çevre NPD’ye üye olmama yol açtı. NPD ne kadar azınlıklara karşı sayıp söverse, ben de kendimi kişisel olarak o oranda bu hakaretlerden pay alıyor durumda buluyordum. Önce sesimi çıkarmadığım bu sağcı sözler bana fazla gelmeye başladı.


>>>Bild gazetesinin ileri sürdüğü gibi, cinsiyet değiştirmenizle siyasi değişikliğiniz arasında bir ilişki var mı?


Kesinlikle doğrudan bir ilişkisi yok. 2000–2002 arasında NPD üyesi idim. Çok önemli olan şey benim için, 2001 yılında annemin ölmesiydi. Bu kayıp bütün hayatımı değiştirdi. Hayatımın bu zamana kadar olan gidişatına baktım ve şöyle düşündüm: Ben bu zamana kadar hareket ettiğim gibi bir insan değilim ve başka türlü yaşamak istiyorum. Bu tarihten beri önce okul eğitimimi tamamlamaya ve kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum. Bu yıllar içinde cinsiyet değişikliğine de karar verdim ve 2007’de de bu gerçekleşti.


>>>Sol Parti sizi Emmendingen bölgesinden eyalet parlamentosu milletvekili adayı gösterdiğinde, NPD geçmişinizi seçmenlere kendiniz açıklamadınız. Neden?

Sol Partililer, parti içinde herkes bunu biliyordu. Bu konuyu hiç gizlemedim ve bundan hiç çekinmedim. Ama bana, aday açıklanması sırasında bu konuyu gündeme getirmemem önerildi, çünkü bu durumun seçim kampanyasında iyi gelmeyeceğine inanılıyordu.


>>>Tam sağ uçtan tam sol uca gidişi siz içinizde nasıl yürüttünüz? 


Kişisel deneyimlerimden yola çıkarak ben NDP’yi insanlık karşıtı, insanlık dışı bir parti olarak algıladım. Başka fikirlerdeki insanlara karşı partinin tutumu beni giderek alarma geçirdi. Sosyal adalet benim için her zaman çok önemli olduğu için önce sol partinin bileşenlerinden biri Çalışma ve Sosyal Adalet Seçim Alternatifi’nin (WASG) kuruluşuna sempatiyle yaklaştım, sonra da Sol Parti’ye üye oldum. Politikayla uğraşmak eğitim ufkumu tamamen geliştirdi.    


>>>>İnternette bir yandan hakarete uğruyorsunuz hatta tehdit ediliyorsunuz diğer yandan sizi övenler de var. Bild gazetesi CDU Genel Sekreteri’nin sözlerinden şu alıntıyı yaptı: "Sol Parti belli ki, her türlü aşırılığının toplandığı bir havuz haline gelmiş. Sosyal demokratların ve Yeşillerin ne tür insanlarla koalisyon kurmak istediği de açıkça görülüyor…”  Bu sözler kişisel olarak sizi nasıl etkiliyor?   


Siyasi tutumumu tamamen değiştirdim ve inandırıcı olmak istiyorum. Korkum yok. Seçim kampanyamı bu zamana kadar olduğu gibi devam ettiriyorum. Bölgemde ve eyalette Sol Parti beni destekliyor. Ama beni aşırı sağcı NPD politikaları, diğer aşırı sağcı DVU ile birleştikten sonra daha fazla korkutuyor. Çünkü yoksulluk artarsa aşırı sağcılara yönelim de artar. 


>>>Son günlerde hakkınızda yapılan haberlerin eyalet seçim sonuçlarına olumlu etki etmesini bekliyor musunuz?  
 
Bunu söyleyemem. Aleyhte ve lehte etkileri birbirini dengeler diye düşünüyorum. Zaten önceleri kim olduğumu, kısa saçlarla ortalıkta koşuşturduğumu çok kişi biliyor.

Sosyal demokratlar sosyalistlere karşı

Almanya’da bu yıl bazı eyaletlerde eyalet parlamentosu seçimleri var ve Sol Parti (Die Linke) birçok eyalette yüzde 5 barajını aşarak parlamentoya girmeyi başarıyor. Hatta en son eyalet seçiminin yapıldığı Sachsen-Anhalt eyaletinde Sol Parti, sosyal demokratlardan daha fazla oy almayı bile başardı. 20 Mart 2011’de yapılan eyalet seçiminde Die Linke, yüzde 23,7 oranında oy aldı. Sosyal demokratların (SPD) oyu ise, yüzde 21,5’te kaldı. Sosyal demokratlarla Sol Parti’nin koalisyonuyla eyalette ilk kez Sol Parti’nin başbakan çıkaracağı bir hükümet kurulabilecekken sosyal demokratlar buna yaklaşmadı.

Sosyal demokratlar Sol Parti ile koalisyon kurmaktansa, muhafazakârlarla (CDU) koalisyon kurmayı tercih etti. (Son karar bu hafta içinde verilecek) Böylelikle SPD, Almanya’nın Doğu eyaletlerinin birinde, Demokratik Almanya yıkıldıktan 21 yıl sonra, tekrar bir sosyalistin eyalet başbakanı olmasına izin vermedi. SPD, aslında bütün ülkede Sol Parti ile koalisyona yaklaşmazken, zorunlu olduğu durumlarda ‘küçük ortak’ olarak onunla koalisyon kuruyor. (Berlin örneği) Bazen de parti içindeki sağ kanat milletvekillerinin vetosuyla bunu bile başaramıyor. Örneğin Hessen eyaletinde Sol Parti ile koalisyon kurmak isteyen SPD, partili birkaç milletvekili güvenoyunda veto edince, hükümetten düşmüştü.
Sachsen-Anhalt seçimleri öncesinde, seçimden güçlü çıkarlarsa, muhtemel SPD koalisyonunda başbakanlığı SPD’ye bırakmayacağını açıklayan Sol Parti, bu kararından vazgeçmiyor. Parti ileri gelenleri daha fazla oy aldığı halde, Die Linke’nin başbakanlığı SPD’ye bırakmasının ‘seçim hilesi’ olacağını savunuyor. Bugün  Rheinland-Pfalz ve Baden-Württemberg eyaletlerindeki seçimlere de iddialı giren Die Linke, öncelikli hedef olarak yüzde 5 barajını geçmeyi önüne koyuyor. En son kamuoyu yoklamaları Die Linke’nin Baden-Württemberg eyaletinde yüzde 4 oranında kalacağını gösteriyordu. Ancak parti yüzde 5 barajını aşacağına inanıyor. Rheinland-Pfalz eyaletindeki yoklamalar Die Linke’nin oyunu yüzde 5’in altında gösteriyor.

YEŞİLLERİN ŞANSI
Baden-Württemberg eyaleti Almanya’nın zengin eyaletlerinden birisi ve resmi işsizlik oranı yüzde 4,5 dolayında. Çevrecilerin karşı çıktıkları ‘Stuttgart 21’ projesi de bu eyalette bulunuyor. Özellikle Stuttgart halkı eski tren istasyonunu korumak için ayaklansa da, eyalet halkı hatta bütün Almanya, hükümet tarafından ‘yüzyılın projesi’ olarak lanse edilen, oldukça pahalı bir modernleştirme projesine tümden karşı çıkıyor. Stuttgart, Ulm ve Tübingen şehirlerini tren yolu tünelleriyle birbirine bağlayacak projenin toplam maliyetinin 6 milyar avroyu geçeceği açıklandı.

Halk bu kadar pahalı bir projenin uygulanmasına karşı olduğu gibi, bu projenin inşaatı nedeniyle kentin dokusunun bozulacağı, yeşil alanların tahrip edileceği ve doğal yaşamın büyük yara alacağını bildiği için de bu projeye karşı. Şehir içindeki 100 hektar alan bu projeyle beton altında kalacak. Bundan önce yapılan bütün kamuoyu yoklamalarında, referandumlarda Stuttgart halkı projeye hayır demişti. Binlerce insan aylardır protesto gösterisinde bulunuyor.

Özellikle Japonya’daki atom santralları felaketinden sonra halk sesini daha gür çıkarmaya başladı. Çünkü CDU’lu eyalet başbakanı sadece bu projeyi savunmakla kalmıyor, aynı zamanda nükleer enerjiyi de savunuyordu. 1953’ten beri muhafazakâr CDU’nun kesintisiz iktidar olduğu eyalette ilk kez bu seçimde CDU’nun kaybetmesi bekleniyor. Eyalette bu gösterilerden sonra şansını artıran Yeşillerin oy oranının yüzde 25’e çıktığı belirtiliyor. Kamuoyu yoklamalarında yüzde 22 oranında görülen Sosyal Demokratlarla Yeşillerin koalisyon kurması bekleniyor. Sol Parti, kendileri parlamentoya giremezse, CDU’nun liberallerle koalisyon kurabilecek oranda oy alacağına seçmeni inandırmaya çalışıyor.
S. İnce.