14.4.11

Aranızda, '118 33' reklamını seyredip de gıcık olmayan var mı?

Geçen pazar Zaman gazetesinin Pazar ekinde «Birileri bu reklamlara dur desin!» başlıklı bir eleştiri yazısı yayımlandı.
Fatma Turan, reklam uzmanı Günseli Özen Ocakoğlu ile de konuşarak kaleme aldığı yazıda, Frenkçe deyişle «absürd» reklamlar üzerinde duruyordu. «İzleyeni âdeta çileden çıkaran» reklamlara dair örnekler verilmişti. Reklam uzmanları her ne kadar «Reklamın iyisi kötüsü olmaz, etki uyandıran reklam başarılı sayılır» deseler de, bu her zaman o kadar da doğru değil, diyordu. Nitekim Günseli Hanım «markasına zarar veren reklamlar»dan da söz etmiş.
Verdiği kötü örneklerden biri, elektronik eşya mağazaları zinciri Media Markt’ın bilbordlarda boy gösteren «Ben aptal değilim!» sloganlı reklamı. Tepki uyandırmış. Başka mağazalardan alışveriş eden tüketicilere hakaret içerdiği gerekçesiyle, hatta üç ay süreyle durdurulmuş. (Ben hatırlamıyorum.)
Aynı firma, hayvan kafası resimleriyle insan vücudunu birleştirdiği reklam kampanyasında da şu sloganlara yer vermiş:
-«Fotoğraf makinası alırken sağılacak inek miyim? Cep telefonunda kazık yiyecek kadar kuş beyinli miyim? Pahalı televizyon alacak kadar sazan mıyım? Kazık fiyatlı çamaşır makinesinin üzerine atlayacak kadar koyun muyum?» Reklam Kurumu tarafından 134.000 lira para cezasına çarptırılmış. (Bunu biliyor muydunuz? Ben hayır, ilk defa işitiyorum.)
Dahası var. 2005’te Peugeot firması 307 serisini lanse edecek. Slogan cümlesi de hazır: «Peugeot 307. Ona sahip olmamak ne kadar utanç verici.» Reklamın bilbordlarda görünmesiyle kaybolması bir olmuş. İzmirli avukat Yusuf Akın reklam aleyhinde dava da açmış, «Türk milletinin kişilik haklarına saldırılıyor» diye. (İçinize sıkıntı gelmesin! Dava, Orhan Pamuk hakkındaki Yargıtay çıkışlı tazminat cezasına kadar gitmeden sonuçlanmış. Ve Peugeot beraat etmiş.)
Hukuk okuduğum için yargı-reklam ilişkileri hakkında büsbütün bilgisiz de sayılmam ben aslında. Mesela üç tür haksız rekabet olduğunu bilirim: k Ekonomi kurallarına ve ahlâkına aykırılık. k Rekabet hakkının kötüye kullanılması. (İyi niyet kurallarının dışına çıkmak yani.) k Rekabette mutat ve meşru olmayan araçları kullanmak. 



Haksız rekabet hakkında az da olsa fikir sahibiyim

Bu sonuncular arasında başkalarını ve onların ürünlerini incitici, kötüleyici ifadeler kullanmak. Rakipler hakkında gerçeğe uymayan yanıltıcı haberler vermek. Kendi hakkında abartılı ve aldatıcı bilgiler vermek. Başkasının ad, unvan, marka özelliklerini yanıltıcı ölçüde taklit veya kopya etmek vb... yasaktır.
Hatırımda kalanlarla, biz de o kadar boş değiliz yani fiyakası yapılabilir de, mesela yukarıdaki yasakların hangi maddeye dayandığını sorsanız benden cevap alamazsınız.
Nereden girdim ben lafa?
Hı, 118 33 televizyon reklamlarını konuşuyorduk.
Bir eyyam, nefes nefese birinin başladığı lafları öbürü tamamlayan iki genç adam sahneledi bu reklamları. (Ekranlamak diye yeni bir fiile de hiç ihtiyacımız yoktur, denemez.) Nefes nefese konuşan, sanki bizde «Ne dedikleri pek belli değil, ama sevimli çocuklar» deme ihtiyacı uyandırmaya çalışan delikanlılar.
Son zamanlarda sahnedeki kişi teke indi. Kılığı kıyafeti, el kol hareketleri, mimikleri, ses tonu, konuşma tarzı ve bütün vücuduyla «Ben aslında göründüğüm cinsten değilim» demeye ve üzerinize âfiyet sevimli de olmaya gayret eden bir genç adam.

En hoşgörülü olan Sina Koloğlu’ydu

Yeni durumun adını Sabah’ta Mevlüt Tezel koydu (13 nisan).
-Belki de ilk defa homofobikler ve eşcinseller aynı görüşü paylaşıyor. Her iki grup da 118 33 reklamına tepkili, diyordu.
Gene ona göre eşcinseller reklamın kendileriyle dalga geçtiğini düşünüyor. Homofobikler ise reklamın çocuklarını olumsuz yönde etkilemesinden korkuyor.
Ne var ki o reklamda? Gözlüklü bir adam (Bak ben gözlüğünün de farkında değildim) eşcinsel taklidi yapıyor. Yahu bu mudur korktuğunuz? diyordu.
Ve Tezel’in hüküm fıkrası: «Çok basit bir reklam, ama hedefi tam 12’den vuruyor. Hafızalara 118 33’ü kazıdı, herkesin dilinde bu reklam.»
Reklamda bu tipi canlandıran Bursalı Burçin Bildik’i alkışlamayı da ihmal etmiyor: «Ünlü olmanın arifesinde» diyor.
Aynı gün Milliyet’te Sina Koloğlu da değindi bu reklama. Verdiği haber önemliydi bence:
-RTÜK’e gelen şikâyetlerin yüzde 40’ı bir reklam üzerinde yoğunlaşıyor. 118 33’ün son reklamı. Reklam bir yerde «rahatsız edici» olabilir. Bu da yöntemlerden biri. Bunu bilerek yapmışlar. Eh dikkat de çekiyor. Bu kadar 118 reklamı içinde hangisi akılda kaldı?
*
Sîna’ya katılıyorum. (Sinarit’in ilk iki hecesi gibi telaffuz edemem adını. Kundaklı hâlini bildiğim adamın adını olsun, «i»yi uzatarak düzgün telaffuz etmemi hoş görün!) Reklamdan maksat, bu yoldan verilen haberin zihinlerde yer etmesini sağlamaktır.
Gene de aramızda bir küçük fark var. Kullanılan yöntem için o «rahatsız edici» olması, diyor. Bence ortalama ve fazla özenli bir deyiş. Anahtar kelime burada, gıcık’tır. Kelime anlamı da (sıfat ve isim olarak) «Sinir bozucu, karşısındakini sıkan, öfkelendiren, tedirgin eden (kimse)» demektir. Gıcık almak, gıcık olmak, gıcık kapmak, gıcık vermek... gibi yardımcı fiillerle de kullanılıyor. Yüzde 40 tepki bu reklamın, gıcık etme dozu açısından seçim haberlerini bastırabildiğinin de açık belirtisi sayılır.

DİL YÂRESİ

Boy bos mu, boy pos mu?

Bir güzel yol arkadaşı, yazık ki asansörde. Ama araya gene de bir sual sıkıştırdı. Demek ki hep hatırındaymış:
-Boylu poslu diyorlar ve yazıyorlar. Israrla. Bunun doğrusu boylu boslu değil midir?
-Doğru, öyledir. Ayrıntısı var.
-N’olur, yazar mısınız bunu!
-Elbette, dedim.
Daha önce yazmışlığım vardır, herhalde. Olsun! Sahiden çok sık rastladığımız bir kullanıştır bunlar: boy bos veya boy pos olarak.
Tietze ikinci kelimeyi Etimolojik Türkiye Türkçesi adlı eserinde boy/bos olarak veriyor. En sağlam bilgi gene onun dediğidir. Aynen aktarayım: «Yalnız boy bos/boy pos (vücut yapısı) tâbirinde boy (vücut uzunluğu) kelimesine uydurulan ve ilâve edilen mühmel (gelişigüzel, anlamsız) unsur.» k«Karısının boyu bosu bile herifin gözüne diken oldu» (Hüseyin Rahmi Gürpınar). k«Boyu posu devrilsin! Demek bunu da yaptı bana!» (Çetin Altan)
Tietze şunu da ekliyor verdiği bilgiye: Tekrarlamadaki bu anlamsız ikinci kelimede kullanılan «s» sesi üzerinde duran olmuş mudur bilemiyorum. Sayıları fazla değildir. Boy bos/boyu bosu/huyu husu, tüyü tüsü. Hepsinde ortak olan birinci kelimenin sonundaki y’dir.
Yani aslında pos da kesin bir yanlış değil, diyorum ben de. Ama biz bos’ta karar kılmışız, boy bos diyoruz artık.

Hakkı Devrim