1969’da İstanbul’da ve İzmir’de yapılan 6. Filo Defol eylemlerinde DEV-GENÇ’lilerle omuz omuzadır. Bu yıllardan sonra Karadeniz bölgesindeki devrimci mücadele içerisinde aktif olarak yer aldı. Samsun’dan Trabzon’a kadar kesimde gerçekleştirilen ‘Fındıkta Sömürüye Son’ mitinglerinin örgütleyicisi ve konuşmacısıydı.
12 Mart döneminde Mahir Çayan ve arkadaşlarına Kızıldere öncesinde yardımcı olduğu gerekçesiyle yargılandı. THKP-C davasından yargılandı, yirmi ay kadar cezaevinde kaldı. 12 Mart sonrasında yaygın olarak yaşanan kafa karışıklığı ve teorik kargaşa ortamının etkili olduğu o dönemde devrimci düşünceleri kararlılıkla savundu. Devrimci Yol’a uzanacak mücadele sürecinin içerisinde yer aldı.
Fikri Sönmez, 1977’lerden sonra yükselen sınıflar mücadelesi içinde gerçek bir halk önderi olduğunu kanıtlamıştır. Emekçi halkın uzun vadeli ve güncel sorunlarını kavramış ve buna uygun çözüm yolları geliştirmiştir. Hal?ka güvenmiş, bütün sorunların ancak halkın katılımı ile çözülebileceğine inanmıştır. Mücadele süreci içerisinde karşılaştığı her tür zorluğa ve baskıya karşı sabırlı, dirayetli ve kararlı durmuş, bu yönleriyle halkın güvenini ve sevgisini kazanmıştır.
Halkın yaşadığı bütün sorunların kökenlerini kavramış bunları en sade biçimde halkla paylaşmıştır. Halkın özlemlerinin, duygularının ve taleplerinin sözcüsü olabilmiştir. Herkesin sevdiği, güvendiği ve örnek aldığı bir devrimci olan Fikri Sönmez, devrimci fikirlerin hayata geçirilmesinde insanların niteliklerinin ne denli belirleyici olduğunun da bir örneği olmuştur.
Fındıkta yaşanan sömürüye, karaborsaya, tefeciliğe karşı yürütülen mücadelenin ön saflarında yer alan Fikri Sönmez, halkın talebiyle Fatsa Belediye Başkanlığı’na aday olmuştur. Adaylık sürecinde pek çok baskıya maruz kalmıştır. Bunlara boyun eğmemiştir. Halkın ona olan güveni ile tüm adayların oylarının toplamından daha fazla oy alarak Fatsa Belediye Başkanı seçilmiştir.
Fatsa Belediye Başkanlığı boyunca halkın doğrudan yönetime ortak olduğu bir katılımcı demokrasi deneyini hayata geçirmiş, Fatsa’da yaratılan kolektif hayatın parçası ve sözcüsü olmuştur. Bu dönemde aynı zamanda egemen sınıfların da hedefi haline gelmiştir. ‘Çamura Son Kampanyası’, ‘Fatsa Halk Kültür Şenliği’, ‘Halk Komiteleri’ ile Fatsa’da yaratılmaya çalışılan yeni bir yaşam egemenler tarafından tehlike olarak görülerek yok edilmek istenmiştir.
Bu amaçla 11 Temmuz 1980 yılında Fatsa’ya ‘Nokta Operasyonu’ düzenlenmiştir. Maskeli faşistlerle birlikte düzenlenen operasyon sonrasında Fikri Sönmez gözaltına alınmış, işkencelerden geçirilmiş ve 12 Eylül faşist darbe mahkemeleri tarafından yargılanmıştır.
Bu amaçla 11 Temmuz 1980 yılında Fatsa’ya ‘Nokta Operasyonu’ düzenlenmiştir. Maskeli faşistlerle birlikte düzenlenen operasyon sonrasında Fikri Sönmez gözaltına alınmış, işkencelerden geçirilmiş ve 12 Eylül faşist darbe mahkemeleri tarafından yargılanmıştır.
Fikri Sönmez mahkemede yaptığı savunmasında ‘Ben ne yaptıysam halkım için halkımla birlikte yaptım’ diyerek, kendisini yargılamak iste-yenleri yargılayarak mahkûm etmiştir.
12 Mart ve 12 Eylül’de işkencelerden geçerken yıpranan yüreği son anına kadar faşizme ve sömürüye karşı halkın mutluluğu için çarpıştı. O’nu cezaevi koşulları ve işkenceler nedeniyle 4 Mayıs 1985 yılında cezaevinde kaybettik. Yaşadığı sürece emperyalizmin ve sömürücülerin uşağı faşist katillerin hedefi olan Fikri Sönmez’in cenazesine de faşistler tarafından saldırılarda bulunulmuştur.
Bütün yok etme çabasına, saldırılar ve baskılara rağmen Fikri Sönmez unutulmamıştır. O Fatsa halkının kalbinde ve beyninde olanca sevgiyle hatırlanmakta, genç kuşaklar tarafından sahiplenilmektedir.
Can Yücel anlatıyor:
“Yerel yönetimler, hem birimlerinin küçük olması dolayısıyla (...) hem de devrimi bir süreç değil, bir an olarak görme yanılgısını saf dışı etme bakımından elverişli ortamlar oluşturuyor. Öte yandan sınıf çözümlemesinde, analizinde devrimsel eylemi meçhul bir ileri tarihe erteleme sonucunu doğuracak toptancılıklara sapacak yerde, yerel toplumu oluşturan halk katmanları arasında çelişkileri göz ardı etmeden buluşma noktaları bulmak, ittifaklar oluşturmak mümkün oluyor. Nitekim Fatsa’da köylü, devrimci, işçi ve esnaf arasındaki birlik böylesi bir birlik. Bu birlik toplumun devrim doğrultusunda değişmesinden yararlanan ve yararlanacak olan halkın, böyle bir değişmeden zarar göreceklerin, yani sömürücülerin karşısındaki birliği. Onun içindir ki, bakkala gidip satın aldığınız cigaranın parasını vermeye davrandığınızda, bakkal “Siz Şenliğimizin konuğusunuz, sok bakalım paranı cebine!” diyor... Bu toplu kaynaşmanın bir başka sonucu da kadın-erkek, yetişkin-çocuk arasındaki çelişkilerin sağlıklı birleşimlere doğru götürülmüş oluşu. Gayrı, çocuk da, kadın da erkek karşısında erkin. Kişilik sahibi, çünkü devrime sahip çıkmış. Kadın kocasının karşısında elpençe divan durmuyor, ne de çocuk babasının karşısında iki büklüm. Devrim yolunda hepsi yan yanalar çünkü. O güzelim çocuk korosunun başarısı bu yüzden. Bacıların konukları yolda çevirip, hanelerine konuk gelmişcesine dostça elimizi sıkmaları bu yüzden. Fatsa’da yeni bir yaşama örneği oluşuyor, yeni bir üretim biçimine doğru ve buna paralel yeni bir kültür, yeni bir ekin elbet. Fatsa Kültür Şenliği’nin anlamı buydu
Ha, onu da unutmadan söyleyeyim, Fatsa’da hır gür, vur-kır yok. Düzeni düzen olan yerde, dirlik-düzenlik de oluyor.”
4-5 Mayıs 1980, Demokrat gazetesi
“Yerel yönetimler, hem birimlerinin küçük olması dolayısıyla (...) hem de devrimi bir süreç değil, bir an olarak görme yanılgısını saf dışı etme bakımından elverişli ortamlar oluşturuyor. Öte yandan sınıf çözümlemesinde, analizinde devrimsel eylemi meçhul bir ileri tarihe erteleme sonucunu doğuracak toptancılıklara sapacak yerde, yerel toplumu oluşturan halk katmanları arasında çelişkileri göz ardı etmeden buluşma noktaları bulmak, ittifaklar oluşturmak mümkün oluyor. Nitekim Fatsa’da köylü, devrimci, işçi ve esnaf arasındaki birlik böylesi bir birlik. Bu birlik toplumun devrim doğrultusunda değişmesinden yararlanan ve yararlanacak olan halkın, böyle bir değişmeden zarar göreceklerin, yani sömürücülerin karşısındaki birliği. Onun içindir ki, bakkala gidip satın aldığınız cigaranın parasını vermeye davrandığınızda, bakkal “Siz Şenliğimizin konuğusunuz, sok bakalım paranı cebine!” diyor... Bu toplu kaynaşmanın bir başka sonucu da kadın-erkek, yetişkin-çocuk arasındaki çelişkilerin sağlıklı birleşimlere doğru götürülmüş oluşu. Gayrı, çocuk da, kadın da erkek karşısında erkin. Kişilik sahibi, çünkü devrime sahip çıkmış. Kadın kocasının karşısında elpençe divan durmuyor, ne de çocuk babasının karşısında iki büklüm. Devrim yolunda hepsi yan yanalar çünkü. O güzelim çocuk korosunun başarısı bu yüzden. Bacıların konukları yolda çevirip, hanelerine konuk gelmişcesine dostça elimizi sıkmaları bu yüzden. Fatsa’da yeni bir yaşama örneği oluşuyor, yeni bir üretim biçimine doğru ve buna paralel yeni bir kültür, yeni bir ekin elbet. Fatsa Kültür Şenliği’nin anlamı buydu
Ha, onu da unutmadan söyleyeyim, Fatsa’da hır gür, vur-kır yok. Düzeni düzen olan yerde, dirlik-düzenlik de oluyor.”
4-5 Mayıs 1980, Demokrat gazetesi
Arkadaşı Sedat Göçmen anlatıyor:
Son derece hoşgörülü; sıcak, dost bir insandı...
12 Mart sonrası cezaevinden çıktıktan sonra Fatsa’ya dönüp terziliğe devam ediyor. Bir yandan da siyasi faaliyetlerini sürdürüyor. O günlerde arada bir deniz kenarında iki kadeh rakı içermiş, ya da kahvede arkadaşlarıyla 51 oynarmış. Birgün gençlerden biri, kahveye girip Fikri Abiyi eleştiriyor. Kağıt oynamanın devrimcilere yakışmayacağı falan gibi şeyler... Fikri Abi bu duruma epey içerlemiş ama o günden sonra da bir daha kahvede kağıt oynamamış. Rakıyı da yine arada bir evinde içerdi.
Doğrusu Doğu Karadeniz’de kitle çalışmasının nasıl yapılması gerektiğini biz, Fikri Sönmez’den öğrendik. Karadeniz’de başka bölgelere oranla kitle ilişkilerinin nispeten daha iyi olmasında en büyük pay sahiplerinden biri Başkan’dı. Çok iyi bir hatipti. Mitinglerde uyuyan insanlar o konuşmaya başladığında uyanır ve canlanırdı. Espiye’de yaptığımız mitinglerden birinde bir konuşma hazırlamıştım. Bir üretici çıktı, kürsüden okumaya başladı. Fındıkta sömürü üzerine bir konuşma, içinde yüzdeler, rakamlar falan var. Köylüleri uyku bastı. O konuşmanın ardından Fikri Abi çıkıp irticalen bir konuşma yaptı, miting alanı birden canlandı; kenarlarda duran köylüler meydanı doldurmaya başladı...”
Fikri Sönmez, 1979’da yapılan Belediye seçimlerine Fatsa’dan bağımsız aday olarak katıldı. Fikri, Sönmez’in Başkan seçilmesinin neredeyse kesin gözükmesi üzerine bölgedeki faşistler harekete geçti. 15 Eylül 1979 günü kendisine düzenlenen bir suikast girişiminden bacağından yaralanarak kurtuldu. Fikri Sönmez, daha önce CHP, AP ve MSP’ye oy verenlerin önemli bir bölümünün de desteğiyle 14 Ekim 1979 Fatsa Belediye Başkanlığı seçimini, diğer tüm partilerin adaylarının aldığı oy toplamından daha fazla oy alarak kazandı.
Fatsa’da ilk iş olarak Halk Komiteleri’nin oluşturulmasına girişildi. Fatsa, sorunları, nüfusu ve toplanabilme özellikleri bakımındarı 11 birime ayrıldı.
Yapılan ilk toplantılarda halkın gizli oy, açık sayım esasına göre komite üyeleri seçildi.
Komite seçimlerine tefeciler ve faşistler dışında herkes; CHP’li, AP’li, MSP’li, demokrat, devrimci insanlar hem aday oldular, hem katıldılar. Seçilen komite üyelerinin görevleri, halkın sorunlarının takipçisi olma, belediye çalışmalarını denetleme, belediyece karşılanan ihtiyaç maddelerinin dağıtımı vb. işlerdi. Halkın belediye yönetimine katılımı komite üyeleriyle sınırlı kalmadı. İki ayda bir yapılan halk toplantılarıyla Fatsalıların yönetime doğrudan katılımı sağlanmaya çalışıldı. Bu toplantılarda tartışılarak son şekli verilen “Belediye Çalışma Programı” doğrultusunda yapılan işler Belediye Başkanı ve görevlilerce halka anlatıldı, yapılan eksiklikler ve yanlışlar açıkça tartışıldı; önemli hataları görülen komite üyeleri halk tarafından görevden alındı. Öte yandan bu toplantılar aynı zamanda ülke sorunlarının tartışıldığı meclisler haline getirilmeye çalışıldı. Yirmi bin nüfuslu Fatsa’da, bu toplantılara beş bin yetişkin insan katılıyordu.
Son derece hoşgörülü; sıcak, dost bir insandı...
12 Mart sonrası cezaevinden çıktıktan sonra Fatsa’ya dönüp terziliğe devam ediyor. Bir yandan da siyasi faaliyetlerini sürdürüyor. O günlerde arada bir deniz kenarında iki kadeh rakı içermiş, ya da kahvede arkadaşlarıyla 51 oynarmış. Birgün gençlerden biri, kahveye girip Fikri Abiyi eleştiriyor. Kağıt oynamanın devrimcilere yakışmayacağı falan gibi şeyler... Fikri Abi bu duruma epey içerlemiş ama o günden sonra da bir daha kahvede kağıt oynamamış. Rakıyı da yine arada bir evinde içerdi.
Doğrusu Doğu Karadeniz’de kitle çalışmasının nasıl yapılması gerektiğini biz, Fikri Sönmez’den öğrendik. Karadeniz’de başka bölgelere oranla kitle ilişkilerinin nispeten daha iyi olmasında en büyük pay sahiplerinden biri Başkan’dı. Çok iyi bir hatipti. Mitinglerde uyuyan insanlar o konuşmaya başladığında uyanır ve canlanırdı. Espiye’de yaptığımız mitinglerden birinde bir konuşma hazırlamıştım. Bir üretici çıktı, kürsüden okumaya başladı. Fındıkta sömürü üzerine bir konuşma, içinde yüzdeler, rakamlar falan var. Köylüleri uyku bastı. O konuşmanın ardından Fikri Abi çıkıp irticalen bir konuşma yaptı, miting alanı birden canlandı; kenarlarda duran köylüler meydanı doldurmaya başladı...”
Fikri Sönmez, 1979’da yapılan Belediye seçimlerine Fatsa’dan bağımsız aday olarak katıldı. Fikri, Sönmez’in Başkan seçilmesinin neredeyse kesin gözükmesi üzerine bölgedeki faşistler harekete geçti. 15 Eylül 1979 günü kendisine düzenlenen bir suikast girişiminden bacağından yaralanarak kurtuldu. Fikri Sönmez, daha önce CHP, AP ve MSP’ye oy verenlerin önemli bir bölümünün de desteğiyle 14 Ekim 1979 Fatsa Belediye Başkanlığı seçimini, diğer tüm partilerin adaylarının aldığı oy toplamından daha fazla oy alarak kazandı.
Fatsa’da ilk iş olarak Halk Komiteleri’nin oluşturulmasına girişildi. Fatsa, sorunları, nüfusu ve toplanabilme özellikleri bakımındarı 11 birime ayrıldı.
Yapılan ilk toplantılarda halkın gizli oy, açık sayım esasına göre komite üyeleri seçildi.
Komite seçimlerine tefeciler ve faşistler dışında herkes; CHP’li, AP’li, MSP’li, demokrat, devrimci insanlar hem aday oldular, hem katıldılar. Seçilen komite üyelerinin görevleri, halkın sorunlarının takipçisi olma, belediye çalışmalarını denetleme, belediyece karşılanan ihtiyaç maddelerinin dağıtımı vb. işlerdi. Halkın belediye yönetimine katılımı komite üyeleriyle sınırlı kalmadı. İki ayda bir yapılan halk toplantılarıyla Fatsalıların yönetime doğrudan katılımı sağlanmaya çalışıldı. Bu toplantılarda tartışılarak son şekli verilen “Belediye Çalışma Programı” doğrultusunda yapılan işler Belediye Başkanı ve görevlilerce halka anlatıldı, yapılan eksiklikler ve yanlışlar açıkça tartışıldı; önemli hataları görülen komite üyeleri halk tarafından görevden alındı. Öte yandan bu toplantılar aynı zamanda ülke sorunlarının tartışıldığı meclisler haline getirilmeye çalışıldı. Yirmi bin nüfuslu Fatsa’da, bu toplantılara beş bin yetişkin insan katılıyordu.
Tuğrul Eryılmaz anlatıyor:
Fatsa aydınlık bir yolda ama yolculuk daha yeni başlamış
Fatsa’da, ‘Halk kendi kendini yönetemez, ille de tepesinde güçlü bir otoriteye gereksinim vardır’ diye özetlenebilecek egemen sınıf savının somut olarak iflas ettiğini gördük. Adı çevresinde ne denli spekülasyonlar yapılan halk komitelerinin ne kadar etkin ve gerçekten demokratik çalıştıklarına tanık olduk. Belediye Başkanı Sönmez’in de dediği gibi, belediye artık kararların alındığı bir otorite olmaktan çıkmış, yerel yönetim esprisine uygun olarak, halkın aldığı kararlarrn onaylandığı bir makam konumuna girmiş. Yöre halkı Başkanlık kapısının sürekli olarak açık olduğunu özenle belirtiyorlar ki, Fatsa’da bulunduğumuz 3 günlük dönem içinde bunu biz de gözledik.
Fatsa’da halk komitelerinde devrimci öğelerin yanısıra CHP’li, AP’li ve MSP’li Fatsalıların da aktif görev alması, Türkiye’deki her tür demokrasi şampiyonunun ders alması gereken bir durum.
Fatsa aydınlık bir yolda ama yolculuk daha yeni başlamış. Her türlü etkileşim tüm dinamiği ile sürüyor. Öğrenirken öğretiyor, öğretirken öğreniyorsunuz.
Fatsa aydınlık bir yolda ama yolculuk daha yeni başlamış
Fatsa’da, ‘Halk kendi kendini yönetemez, ille de tepesinde güçlü bir otoriteye gereksinim vardır’ diye özetlenebilecek egemen sınıf savının somut olarak iflas ettiğini gördük. Adı çevresinde ne denli spekülasyonlar yapılan halk komitelerinin ne kadar etkin ve gerçekten demokratik çalıştıklarına tanık olduk. Belediye Başkanı Sönmez’in de dediği gibi, belediye artık kararların alındığı bir otorite olmaktan çıkmış, yerel yönetim esprisine uygun olarak, halkın aldığı kararlarrn onaylandığı bir makam konumuna girmiş. Yöre halkı Başkanlık kapısının sürekli olarak açık olduğunu özenle belirtiyorlar ki, Fatsa’da bulunduğumuz 3 günlük dönem içinde bunu biz de gözledik.
Fatsa’da halk komitelerinde devrimci öğelerin yanısıra CHP’li, AP’li ve MSP’li Fatsalıların da aktif görev alması, Türkiye’deki her tür demokrasi şampiyonunun ders alması gereken bir durum.
Fatsa aydınlık bir yolda ama yolculuk daha yeni başlamış. Her türlü etkileşim tüm dinamiği ile sürüyor. Öğrenirken öğretiyor, öğretirken öğreniyorsunuz.
Bir arkadaşı anlatıyor:
Ölüm haberi cezaevine sabah ulaştı
O gün mahkemeye geldiğinde yüzü çok solgundu. Israrımıza rağmen cezaevine dönmeyi de, doktora gitmeyi de kabul etmedi. “Hiçbir şeyim yok, az sonra geçer. Yeni birşey değil, beni benden daha mı iyi biliyorsunuz?” gibi sözlerle ısrarlarımızı reddetti. Akşam duruşma bitip cezaevine geldiğimizde Başkan’ın durumu daha da kötüleşti.
Kelepçeler çözülür çözülmez revire götürdük. Hastaneye sevk istedikse de doktor kabul etmedi, ilaç vererek koğuşa gönderdi. İlaçlar sonuç vermedi, saatler ilerledikçe durumu ağırlaştı. 22:30’da yeniden revire götürdük.
Bu kez hastaneye sevkettiler, ayrıca sevk emrinin çıkması ve güvenlik önlemlerinin alınması için Başkan o durumda bir buçuk saat bekletildi. Hastaneye gece yarısından sonra ulaşmış ama yararı olmamıştı.
Fatsa Belediye Başkanı savaş esiri mi?
Bize göre Fatsa olayları filin fare doğurduğu bir olaydır. Ama Demirel’in Başbakan, Gülcigil’in İçişleri Bakanı ve Akkaya’nın Ordu valisi bulunduğu bir ülkede farenin fil doğurması olağandır.
Kanlı Çorum olayları konusuna -devlet adamlığının zorunlu kıldığı asgari sorumluluk içinde bile- bir teşhis koymaktan özellikle kaçınan Demirel’in, Fatsa konusunda takındığı, en azından önyargılı tavır; Fatsa operasyonunun baş yöneticisi İçişleri Bakanı’nın TV’de yayınlanan “Çorum olayları solun bir tertibidir ve devleti yıkmak eylemleri ile ilgilidir. Devlete destek olmak fikrinden hareket eden bir grup bunların karşısına çıkmıştır.” biçimindeki demeciyle Çorum olaylarının faşist katil çetelerini temize çıkarma çabası ve Ordu Valisinin Fatsa’da maskeli faşistlerle operasyon yürütmesi göz önünde tutulunca, iktidar çevrelerinin ağzından kamuoyuna yansıtılan, “Fatsa Gerçeği”ni şüphe ile karşılamak olağandır.
Gene de, yasalara olan saygımız ve adalete olan inancımızla, kovuşturmaların sonucunu bekleyelim. Elbette ki, er geç Fatsa’nın akı ya da karası aydınlığa kavuşacaktır.
Ancak bu arada sormak gerekir: AP azınlık iktidarının Fatsanın 1 No’lu tehlikeli adamı ilan ettiği Bağımsız Belediye Başkanı’na ne olmuştur, ne olmaktadır?
Fatsa olaylarının başlamasıyla birlikte Bağımsız Belediye Başkanının konuşamayacak biçimde dövüldüğü, dişlerinin kırıldığı iddiaları yayılmış ve bunu Belediye Başkanına işkence yapıldığı, hatta kaçarken öldürüldüğü söylentileri izlemiştir. Bu konuda bilgisine başvurulan Ordu valisi “Bu iddiaların cevabını size bunu veren kaynaktan öğrenin” diye söylentileri yanıtlamaktan kaçınmıştır.
Ordu valisi her türden iddia ve söylentileri sona erdirecek davranışlardan da kaçmakta ve Belediye Başkanı Sönmez’i gazetecilere göstermemektedir, fotoğrafının çekilmesine izin verilmemektedir.
Böylece, kamuoyunda sözü geçen Belediye Başkanının sağlığı konusunda şüpheler güçlenmekte ve yoğunlaşmaktadır.
Bu türden endişelerin ülkemizde yurt çapında yer alan binlerce gözaltı olayında -daha dar bir çerçevede de olsa- pek çok vatandaş tarafından paylaşıldığı maalesef bir gerçektir. Ne ki, gözaltına alınan Fatsa Belediye Başkanı’nın durumu, Fatsa olayının çapı nedeniyle, ayrıca simgesel bir nitelik kazanmıştır.
Eğer yasaların egemen olduğu ve sayıldığı bir ülkede gözaltına alınan bir vatandaşın hayatından endişe duyulabiliyorsa çok düşünmek gerekir.
İnsan haklarını ve yasaları böylesine hiçe sayıcılık nereden güçlenmektedir.
Fatsa Belediye Başkanı bir savaş esiri midir? Kaldı ki, savaş esirlerinin bile yaşamına saygı gösterilir.
O gün mahkemeye geldiğinde yüzü çok solgundu. Israrımıza rağmen cezaevine dönmeyi de, doktora gitmeyi de kabul etmedi. “Hiçbir şeyim yok, az sonra geçer. Yeni birşey değil, beni benden daha mı iyi biliyorsunuz?” gibi sözlerle ısrarlarımızı reddetti. Akşam duruşma bitip cezaevine geldiğimizde Başkan’ın durumu daha da kötüleşti.
Kelepçeler çözülür çözülmez revire götürdük. Hastaneye sevk istedikse de doktor kabul etmedi, ilaç vererek koğuşa gönderdi. İlaçlar sonuç vermedi, saatler ilerledikçe durumu ağırlaştı. 22:30’da yeniden revire götürdük.
Bu kez hastaneye sevkettiler, ayrıca sevk emrinin çıkması ve güvenlik önlemlerinin alınması için Başkan o durumda bir buçuk saat bekletildi. Hastaneye gece yarısından sonra ulaşmış ama yararı olmamıştı.
Fatsa Belediye Başkanı savaş esiri mi?
Bize göre Fatsa olayları filin fare doğurduğu bir olaydır. Ama Demirel’in Başbakan, Gülcigil’in İçişleri Bakanı ve Akkaya’nın Ordu valisi bulunduğu bir ülkede farenin fil doğurması olağandır.
Kanlı Çorum olayları konusuna -devlet adamlığının zorunlu kıldığı asgari sorumluluk içinde bile- bir teşhis koymaktan özellikle kaçınan Demirel’in, Fatsa konusunda takındığı, en azından önyargılı tavır; Fatsa operasyonunun baş yöneticisi İçişleri Bakanı’nın TV’de yayınlanan “Çorum olayları solun bir tertibidir ve devleti yıkmak eylemleri ile ilgilidir. Devlete destek olmak fikrinden hareket eden bir grup bunların karşısına çıkmıştır.” biçimindeki demeciyle Çorum olaylarının faşist katil çetelerini temize çıkarma çabası ve Ordu Valisinin Fatsa’da maskeli faşistlerle operasyon yürütmesi göz önünde tutulunca, iktidar çevrelerinin ağzından kamuoyuna yansıtılan, “Fatsa Gerçeği”ni şüphe ile karşılamak olağandır.
Gene de, yasalara olan saygımız ve adalete olan inancımızla, kovuşturmaların sonucunu bekleyelim. Elbette ki, er geç Fatsa’nın akı ya da karası aydınlığa kavuşacaktır.
Ancak bu arada sormak gerekir: AP azınlık iktidarının Fatsanın 1 No’lu tehlikeli adamı ilan ettiği Bağımsız Belediye Başkanı’na ne olmuştur, ne olmaktadır?
Fatsa olaylarının başlamasıyla birlikte Bağımsız Belediye Başkanının konuşamayacak biçimde dövüldüğü, dişlerinin kırıldığı iddiaları yayılmış ve bunu Belediye Başkanına işkence yapıldığı, hatta kaçarken öldürüldüğü söylentileri izlemiştir. Bu konuda bilgisine başvurulan Ordu valisi “Bu iddiaların cevabını size bunu veren kaynaktan öğrenin” diye söylentileri yanıtlamaktan kaçınmıştır.
Ordu valisi her türden iddia ve söylentileri sona erdirecek davranışlardan da kaçmakta ve Belediye Başkanı Sönmez’i gazetecilere göstermemektedir, fotoğrafının çekilmesine izin verilmemektedir.
Böylece, kamuoyunda sözü geçen Belediye Başkanının sağlığı konusunda şüpheler güçlenmekte ve yoğunlaşmaktadır.
Bu türden endişelerin ülkemizde yurt çapında yer alan binlerce gözaltı olayında -daha dar bir çerçevede de olsa- pek çok vatandaş tarafından paylaşıldığı maalesef bir gerçektir. Ne ki, gözaltına alınan Fatsa Belediye Başkanı’nın durumu, Fatsa olayının çapı nedeniyle, ayrıca simgesel bir nitelik kazanmıştır.
Eğer yasaların egemen olduğu ve sayıldığı bir ülkede gözaltına alınan bir vatandaşın hayatından endişe duyulabiliyorsa çok düşünmek gerekir.
İnsan haklarını ve yasaları böylesine hiçe sayıcılık nereden güçlenmektedir.
Fatsa Belediye Başkanı bir savaş esiri midir? Kaldı ki, savaş esirlerinin bile yaşamına saygı gösterilir.
EMİL GALİP SANDALCI
17 Temmuz 1980, Demokrat gazetesi,birgün