15.6.11

Neden bu seçimin tek mağlubu gazeteciliktir?

Seçimin üzerinden üç gün geçti. Epey seçim analizi okuduk. Görünen o ki, okumaya da devam edeceğiz. Muhalefet liderlerini istifaya davet edeninden tutun, Başbakan’a bir “padişahım çok yaşa” diye tezahürat etmediği kalanına kadar renkli bir skala. Demokrasilerde dördüncü güç tabir edilen “gazeteciliği” ise sorgulayan pek yok. Bugünlerde pek bir mağrur takılan iktidar yanlısı gazetecilerin muhalefette kalanlarla dalga geçmek amacıyla yazdığı “sizin gazeteciliğiniz bu” yazılarını saymıyoruz tabii. Başbakan’ın balkon konuşmasından şefkat dilenen ve aşağıdan bir serenat yapmadıkları kalan sözde muhalif gazetecileri de saymıyoruz elbette. 

Tam da seçim günü herkes sandığa ve oradan çıkacak sonuçlara kilitlenmişken Radikal’de, Çınar Oskay’ın BBC’nin ünlü Hardtalk programının ilk sunucusu (2003’e dek) ve son olarak yine BBC World’te yayınlanan Doha Debates programıyla gündemde olan gazeteci Tim Sebastian ile yaptığı bir röportaj yayınlandı. Röportaj, Oskay’ın da tabiriyle “ülkemizde serbest düşüşe geçen gazetecilik ruhunu ve iktidara soru sormayı hatırlatma” işlevini taşıyordu. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nu Tim Sebastian’ın görüşleri paralelinde, bu seçimin tek mağlubu neden gazeteciliktir, sorusuna ayırmak istiyorum

GAZETECİLİK SAVCILIK MAKAMI OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR
Radikal’in röportajın başlığına da taşıdığı üzere  Tim Sebastian, gazeteciliğin tanımını  “gazetecilik savcılık makamıdır” şeklinde yapmış. “Sizi iyi göstermek için değil, neyi yanlış yaptığınızı bulmak  için oradayım” diyerek de görevini açıklamış. Dışarıdaki insanları yani halkı da jüri üyeleri ve yargıçlar olarak gördüğünü belirtmiş. Sebastian’ın bu hatırlatması üzerine Türkiye’deki gazeteciliğe bir kez daha bakalım. Savcıdan çok avukat yok mu sizce de?  İktidara yakın olanlar iktidarın avukatlığını, özellikle ana muhalefet olmak üzere muhalefet partilerine yakın olanlarsa muhalefetin avukatlığını üstleniyor. Ortada iyi bir savcı olmayınca da “yanlış olan şey” ortaya çıkmıyor veya çıkamıyor. Böylelikle iktidar, iktidarlık pozisyonunu, muhalefet de muhalefet pozisyonunu aynen sürdürüyor. O yüzden bu seçimden sonra olduğu gibi herkes bir şeyler kazanmış gibi görünüyor.

ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK UNUTULMUŞTUR
Türkiye’de bugün geçerli olan ana-akım gazetecilik modelini inşa etmekle gurur duyan Ertuğrul Özkök’ün yıllar önce “Uğur Mumcu tipi gazetecilik demode olmuştur” diye müjdelediği üzere Türkiye’de araştırmacı gazetecilik yok denecek seviyededir. Oysa Tim Sebastian aynı röportajda, artık siyasetçilerin gazetecileri nasıl bloke edeceklerini iyi bildiklerini, gazeteciyi sıkıp devam etme iradesini kırabildiğini söyledikten sonra, Çınar Oskay’ın “bunun üstesinden nasıl geliyorsunuz?” sorusuna “oraya bir sürü belgeyle, bir sürü araştırmayla çıkıyorum” diye cevap veriyor. Türkiye’de belgeyle gazetecilik yapan ya da yapmasına izin verilen kaç kişi kaldığı sorusunu bir düşünürsek, gazeteciliğin neden mağlup olduğunu da bulabiliriz. 

DÖRDÜNCÜ KUVVET, KUVVETİNİ YİTİRMİŞTİR

Artık tarihe karışmış bir vecize gibi görünse de, bir zamanlar “demokrasilerde dördüncü kuvvetin gazetecilik” olduğu daha sık dillendirilirdi. Hani seçmen kimilerine muhalefet görevi veriyor ya, okur da gazetecilere bir demokrasi görevi vermiş kabul edilirdi. Bugünlerde muhalefeti analiz etmeye doyamayan her iki taraftan gazeteciler, bir de kendilerini analiz etseler fena olmaz aslında. Kılıçdaroğlu’nun yükselişini hatırlayın, bir takım belgelerle ortaya çıkmış, kimi yolsuzlukları göz önüne sermişti. Yani Kılıçdaroğlu’nun bir siyasetçi olarak ilk çıkışını yapmasını sağlayan bir gazetecilik faaliyetinden ibaretti. Ama gazetecilerin bu işlevi üstlenmeye pek niyeti yok gibi. Bunun tek sorumlusu “araştırmacı gazetecilik demode” oldu diyen genel yayın yönetmeni ve benzerleri de değil. Şu an iletişim teknolojileri klasik gazeteciliği aşan pek çok imkan sunarken hâlâ bu tür gazetecilik yetersizse, bunun sorumluluğunu gazetecilik eğitiminden tutun, duayen diye tabir edilen gazetecilerin sinmişliğine kadar pek çok yerde aramak gerekir. 

ŞİMDİ GAZETECİLİK ZAMANI…
Bugün AKP oyların yarısını alıp birinci parti olduğu için kazandı, CHP oy oranını ve vekil sayısını artırdığı için kazandı, MHP kaset skandallarına ve baraj altı söylentilerine rağmen barajı rahatlıkla aştığı için kazandı. BDP’nin desteklediği Emek, Özgürlük ve Demokrasi Blok’u adayları elbette kazandı. Gazetecilikse kaybetti. Doğru soruları sorup, muhataplarını aydınlatmadığı için, doğru soruları soranların tutuklu olmasına yeterince tepki göstermediği için kaybetti. Gazetecilik önce kendisini sorgulamak yerine parlamento yahut parlamento dışı muhalefeti sorguluyor şimdi. İhtimal o ki, liderleri filan istifaya davet edenler çıkacak, hatta çıktı. Öte yandan halka bidon kafalı diyenler birkaç kelime oyunu ve bol bol “enter” tuşuna basmakla gazetecilik yapılmadığını hâlâ görmüş değiller. Onlara kalırsa sadece yine “başkaları” suçlu. Oysa bu manzarada, başta onlar olmak üzere hepimizin sorumluluğu ortak. O yüzden “artık bu ülkede gazetecilik yapılmaz” demek yerine asıl şimdi gazeteciliği hatırlama zamanı. Bu seçimin bir mağlubu, hatta biraz ironik yaklaşırsak tek mağlubu gazetecilik çünkü.

 
 
ÜMİT ALAN