Yaklaşık 10 bin kadın Kahire'nin merkezinde, onları saçlarından sürükleyen, üstlerinde tepinen, yarı çıplak soyana kadar döven askerlere karşı eşi görülmemiş bir gösteri gerçekleştirdi. "Mısır'ın kızları kırmızı çizgidir" diye slogan atıyorlardı.
Yaklaşık 10 bin kadın Kahire'nin merkezinde, onları saçlarından sürükleyen, üstlerinde tepinen, yarı çıplak soyana kadar döven askerlere karşı eşi görülmemiş bir gösteri gerçekleştirdi. Tahrir Meydanı'na doğru sayıları hızla artarak yürüyen kadınların protestosu, hak ihlallerini açıkça gösteren görüntülerin ortaya çıkmasıyla tetiklenmişti.
Protestocu kadınlar ellerinde askerler tarafından yerlerde sürüklenerek ölesiye dövülen ve mavi sutyeni görününceye kadar soyulan kadının fotoğrafını taşıyordu. "Tantavi, kadınlarınızı çırılçıplak soydu, bize katılın" diyordu kalabalık yanlarından gelip geçenlere, Hüsnü Mübarek'in düşürüldüğü 11 Şubat'tan beri ülkeyi yöneten askeri konseyin başındaki Mareşal Hüseyin Tantavi'yi kastederek. "Mısır'ın kızları kırmızı çizgidir" diye slogan atıyorlardı.
Bu açıklamalar konseyin, kadınlara yönelen saldırganlığı karşısında askeri yönetime karşı giderek güçlenen öfkeden ve askerlerin prestijinin azalmasından ne kadar korktuğunun da bir göstergesi. Bir yandan da beş gün boyunca sokakta olan demokrasi yanlısı protestocuların gücünün ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Generaller, bu çekişmeli süreçte halkı kendi yanlarında tutmak için müthiş bir kampanya sürdürüyor, bunu da protestocuları "ne istediğini bilmeyen holiganlar", kendilerini "ulusun onurlu koruyucuları" ilan ederek yapıyor.
Hiç de alışık olunmayan bir biçimde, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, cuma günü yaptığı açıklamada kadınları hedef alan saldırılar nedeniyle Mısır güvenlik güçlerini ağır bir dille kınadı. "Mısırlı kadınlara yönelen bu sistematik saldırı devrimin onuruna gölge düşürüyor, ülkenin şerefine ve birliğine gölge düşürüyor ve Mısır'ın büyük halkı bunu hak etmiyor" dedi.
ÖZ KIZIMLA O KIZ BENİM İÇİN AYNI
Kadınlara yönelen şiddet eskiden de vardı, ama bu sefer tepki büyük. Geçmişte, Mübarek rejiminin polisleri de protestolara katılan kadınları kasten aşağılıyor ve onlara özel bir saldırgan tutum izliyordu. Ama askerler tarafından kötü muameleye maruz bırakılan kadınların görüntüleri askeri yönetimi destekleyen muhafazakâr toplumda çok nadir tepkiye oluşturuyordu. Bağımsız basın, yüzleri dahi örtülü olan, muhafazakâr kesimden kadın protestocuları bile yerlerde sürükleyen, coplarla döven, saçlarından tutarak yere yıkan askerlerin görüntülerini baş sayfalarına taşımıştı. Protestolar, 14 protestocunun ateş edilerek öldürülmesiyle ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanmıştı.
Erkeklerin koruma amacıyla çevrelediği bir alanda, kadınlar uzun bir yolu askeri yönetime yönelttikleri öfkeli sloganlarla kat ettiler.
MISIR'IN ONURU DİYENLER NEREDE?
Göstericilerin çoğu kadınların bilinçli olarak hedef seçildiğini, böylelikle askeri yönetimin kadınları ve yakınları olan erkekleri korkutmaya çalıştığını düşünüyor. Daha önce askeri yönetim, gösterilere katılan kadınların ahlak yoksunu olduklarını ima etmişti. Mart ayında yapılan bir gösteride, askerler kadın protestocuları gözaltına alıp bekâret testine göndererek onları aşağılamıştı.
İki kardeş, Yonma ve Tasneem Shams, aileleri izin vermediği için daha önce yapılan hiçbir protestoya katılmadıklarını söylüyor. Salı günü şehir merkezine gelmişler ve kendiliğinden kadın yürüyüşünün bir parçası olmuşlar. "Hiç kimse düşüncesini açıkladığı için bu muameleye maruz bırakılamaz" diyor 19 yaşındaki Yonma. "Bugün burada olup bu gösterinin bir parçası olduğum için gururluyum. Gelecekte, çocuklarıma onlar için bir şeyler yaptığımı söyleyebilirim artık."
Göstericilerden bazıları, askeri yönetime karşı durmaktan çekinen ve salı günü yapılan bu gösteriye katılmayan İslamcı partileri -her ne kadar dinci muhafazakârlar "kadınların onurunu" savunuyor oldukları çığırtkanlığı yapsalar da- eleştiriyor. Demokrasi yanlıları, devam eden çok aşamalı seçimlerde önde olan muhafazakâr Al- Nour Partisi ve köktendinci Müslüman Kardeşlerin bu durumunu sarsmamak için sessiz kalmakla suçluyor.
"Bu bir onur meselesi. Ama görülüyor ki onuru da dini de umursadıkları yok. Onlar sadece kendi siyasi çıkarlarıyla ilgileniyorlar" diyor, kadınların çevresini saran "koruyucu" çemberde yer alan bir erkek olan Muhammed Fawaz.
Kadınların protestosu askeri yönetime karşı gelişen hoşnutsuzluğu derinleştirecek gibi görünüyor. Çünkü kadınlara yönelik bu kötü muamelenin sorumlusu olanların yargılanması talebi ilk kez bu derece ortak bir talep haline gelmiş durumda. Politikacılar ise belki de dokunulmazlıklarını tekrar elde etmek için, çıkış yolları arıyor.
Emad Gad, yeni seçilmiş bir yasa yapıcı. Garanti verilmeden herhangi bir yasal soruşturma açılamayacağını, çünkü generallerin Haziran'dan önce yönetimi bırakma olasılıkları olmadığını söylüyor. Hafızalarında, 30 yıl boyunca Mısır'ı yönettikten sonra idamla yargılanan Mübarek'in kaderinin yer ettiğini ifade ediyor. "Açık bir güvenceleri yok, güvence sahibi olmak için şeytani taktikler izleyebilirler" diyor, askeri yönetimin sivil incelemeye kalkan olan yeni anayasa maddelerini sakladıklarını hatırlatarak. "Onların korkularını, çıkarlarını ve gelecekteki rollerini açığa çıkarmak zorundayız" diyor.
Halk ve pek çok protestocu, askeri yönetim Şubat ayında Mübarek'in elinden iktidarı aldığında sevinç gösterileri yapmıştı. Ancak bu sevinç demokrasi savunucuları, generalleri, gereken reformları yapmadıkları, insan hakkı ihlallerine göz yumdukları, ekonomiyi düzeltecek ve güvenliği sağlayacak adımları atmadıkları için suçlamaya başladıklarında hızla düşüşe geçti.
En son yapılan gösterilerde, yüzyıllardır dokunulmaz bir kurum olarak değerlendirilen askeriye, en büyük eleştirilerin odağında yer aldı. Genç protestocular Tantavi'nin ve askerlerin yargılanmasını talep eden, askeri yönetim karşıtı sloganlarını daha yüksek sesle haykırıyor.
Askeri yönetimin üyesi olan Adel Emara, yaptığı basın toplantısında protestoları "devleti yıkmak" amacıyla yapılan bir komplo, medyayı ise bu komploların kışkırtıcısı ilan etti. Askerlerin güç kullanmasını haklı bulan, onların "devletin bütünlüğünü koruma sorumluluğunu yerine getirdiklerini" söyleyen Emara, kadın göstericilere yapılanlara ilişkin özrü de kabul etmediğini açıkladı. Askerler tarafından yarı çıplak bırakılacak biçimde yerlerde sürüklenen ve dövülen kadının görüntülerinin gerçek olup olmadığını tartışmayacağını ifade eden Emara, Mısırlıların olaya neden olan koşulları düşünmeleri gerektiğini söyledi.
ÖZÜR ASLINDA HILLARY CLINTON'A!
Salı gün yapılan özür açıklamasıyla yönetimin değişen tutumu kadınları ise etkilememiş görünüyor. 31 yaşındaki protestocu Seher Abdel- Mohsen, bu görüntülerin oluşmasında sorumlulukları bulunanların yargılanacağından şüphe duyuyor. Yargılama sözünün verilmesinin ise ABD'den gelen eleştiriye bir cevap olduğunu düşünüyor: "Bu özür, yalnızca bir kadına yöneliktir, o da Hillary Clinton. Bu, bir kıza tecavüz edip, cezadan kurtulmak için karakola gidip evlenmek istemeye, karakoldan ayrılır ayrılmaz da boşanmaya benziyor. Yönetimin tapusunu almak için attıkları bir adım bu, ancak bilmeliler ki hiçbir güvenilirlikleri kalmamıştır."
*Associated Press'ten çeviren Sevda Karaca