Batman’ın Kösetarla Köyü’nde kasım ayının son günleri kesilmeyen bir yağmur... “Bir terslik olur yollarda, yağmur aksilik yapar da çocuk birliğine yetişemez. En iyisi ben bir gün erkene alayım otobüs biletini” deyip öyle de yapmıştı Sinan Tirki’nin babası Nezir Bey.
22 günlük izni boyunca Sinan neşeliydi. Her zamanki gibi. Buğday tarlasında babasına yardım ediyor, dönünce nasıl hakkıyla çiftçi olunacağına dair büyük büyük konuşmalar yapıyordu. Yani gelecek planlıyordu.
***
Sordu Nezir Bey, “Oğlum, askerlik nasıl gidiyor, 7 ayını bitirdin?” Cevap verdi Sinan, “Valla beni çok seviyorlar, iyi davranıyorlar. Yalnız 7 ay oldu, hiç nöbete çıkarmadılar. Acaba benim dosyamda bir şey mi var baba?” Nezir Bey üstünde durmadı, o yağmurlu sabah oğlunu Manisa’daki birliğine yolcu etti. Sinan 22 Kasım’da teslim oldu. Ertesi gün, ilk nöbetine çıktı ve Genelkurmay’ın raporuna göre tüfeğini çenesine dayayarak intihar etti. 21 yaşındaki Sinan intihar edecek çocuk muydu?
***
Cevap arıyor Nezir Tirki. Köyde kapı kapı dolaşıyor, Sinan’ın arkadaşlarına soruyor: “Size bir şey dedi mi, biri kalbini mi kırmıştı? Sevdiği vardı da varamıyor muydu? Çocuklar iyi düşünün, dedi mi size bir şey, belki ben mi kalbini kırdım oğlumun? Kim kırdı, kim kırdı da gitti?” Bir türlü aradığı cevap karşısına çıkmıyordu. “Gazeteci hanım, bak vallaha diyorum, biri de çıksın, sen oğlunu üzmüşsün yahut evlenmek istemiş, izin vermemişsin deseydi de rahatlasaydım” diyor Nezir Bey, “Ama yok, yok. Zaten deseydi bana, ben ona dediği kızı isterdim de, ne isterse yapardım da. 10 evladım var, Sinan en sevdiğimdi, biliyor musun?..”
25 Kasım’da bütün köy toplandı, Sinan’ı toprağa verdi. Ama babasının, annesinin, 9 kardeşinin kalbi yas haline dahi geçemedi. Çünkü anlam veremiyorlar. Çünkü birlik komutanlarının açıklamasından tatmin olmadılar, olamadılar. Nezir Bey’in yaptığı başvuru nedeniyle İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nın açtığı soruşturmanın sonucunu bekliyorlar. Belki bilirlerse bu acının taziyesine hakkıyla yer açabilecekler içlerinde.
***
Tirki ailesi İzmir’den gelecek haberi bekler, başka başka aileler Malatya’dan... 45 gün önce Çukurca Kazan Vadisi’nde, aralarında Suriye ve İranlıların da olduğu 36 PKK’lı öldürüldü. Malatya’ya getirilen cesetlerde, (savcının hazırlattığı ön rapora göre) kurşun izi yoktu. Vücutlarda renk değişimi ve yanık türleri dikkat çekiyordu. Vücut dediyse... Tam bir vücuttan söz etmiyoruz. Parçalar... Kömürleşmiş parçalar... Detayları, cenazeleri gören ailelerin tariflerini özellikle yazmak istemiyorum. Elim gitmediği için. Sadece şu kadarını söyleyebilirim, tam bir gövde ya da tanınacak bir vücut teslim alan aile henüz olmamış.
***
Teslim almak derken... DNA testi, 36 cenazenin şu ana kadar 29’unun kimliğini belirleyebilmiş. 2 İranlı, 2 Suriyeli, 3 Türkiyeli aile hâlâ beklemekte. Aslına bakarsanız, cenazesini gömmeyi başarabilenler de bekliyor. Çünkü çok ölüm gördük, böylesini görmedik, kimyasal silah kullanıldı mı kullanılmadı mı bağımsız bir kurul tarafından ikinci bir otopsi yapılsın diyorlar. Talep ettiler ama Malatya savcısı reddetti. Ailelerin böyle ikinci bir otopsi raporu istemesinin kanunda yeri var ama savcıda yok anlaşılan...
Bilmem söylememe gerek var mı?.. Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeye göre kimyasal silah kullanılamaz. Doğası gereği ahlaksız olan savaşın bile asgari müştereğidir bu. Eğer kullanılmadıysa bu cenazeler niçin yeniden incelenmiyor? Niçin ailelerin devletten bu son talebi yerine getirilmiyor?
***
Doğdukları topraklar gereği zor bir hayat yaşayan, zor bir hayat seçen gençlerin ölümlerini de zorlaştırıyorsunuz ya... Arkada şöyle içini parçalaya parçalaya bile ağlayamayan anneler, babalar, kardeşler bırakıyorsunuz ya... Ah be.
Ezgi Başaran !