Çocuklara karşı işlenen toplam 39 bin suçun 5 bin 613’ü cinsel
nitelikli suç olarak kayda geçti ve diğer suçlara oranı yüzde 14.43
oldu. 2008-2010 periyodunda Türkiye genelinde, ’Cinsel Nitelikli
Suçlarda Çocuk Mağduriyeti’ artış oranı yüzde 63,33 olarak belirlendi.
(Hayat Boyu Eğitim Gelişim Derneği’nin 81 ildeki Cumhuriyet Başsavcılığı
verilerine dayanarak yaptığı çalışma sonuçları).Bir ülkenin gündemine çocuklar tecavüz vakalarıyla düşüyorsa, o ülkede ciddi sorunlar vardır demektir ve bu olay ve travmaları öyle üç beş seanslık psikolojik yardım vb. ile de çözülebilecek şeyler değildir. Tacizin, daha anne karnındayken bile çocuğa geçtiği ve çocuğun hayatında, sanki kendisi bizzat yaşamışcasına hayatında bir ‘taciz travması’ olarak farkında olmasa bile yer ettiği gerçekliğini düşündüğümüzde, belki olayın vehameti daha çok kendini ortaya koyacaktır.
Bir çığ nasıl da büyüyor...
Bir dağın eteğinin dibindeyiz... Kış ve ülkenin sorunları ve çözümsüzlüğü artık içimizi ürpertiyor. Tepede başlayan yumak... Gittikçe büyüyor... büyüyor... büyüyor... Göz göre göre...
Önceleri, taş’ı oldu mesele... Taş’ı konuştuk üç beş kişi, bir süre... Sonra TMK oldu mesele... TMK’yı konuştuk üç beş kişi, bir süre... Sonra konuştuklarımız bitsin diye, ‘Düzeltme Yasası’... Onu da konuştuk üç beş kişi, bir süre... Sandık ki artık büyümez çığlar... İşte, durduğu yerde kendini daha da dondurarak daha da sertleşti bu çığlaşan çılgın taş... Olanlar oldu o süreçte içeride... Cezaevlerinde büyüyen bir çocuk tarihi... Yaşları küçülen cezaevleri...
Demek ki; bir sorunlu yanımız var bizim: konuşmakta, dinlemekte, algılamakta, anlamakta, düşünmekte, uygulamada, çözmekte... Ama yazık ki, bu çocuklar bizden, bu toplumdan hala medet beklemekte... Bizse onları, ne dışarıda, ne de içeride koruyamıyoruz...
Ağır çekim bir tren kazası gibi geldi bu sonuç... bu toplumsa, hep bakıp duruyor...
Eğer o haberi okuduktan sonra, hayatınıza aynı, eskisi gibi, olduğu gibi devam ediyorsanız; sizde bir problem var demektir. Eğer yarım saat sonrası, o haberi, olan-biteni unutmuşsanız... ve eğer ve üstelik; hala birşeyler yapmıyorsanız, sizde gerçekten bir problem var demektir... ve bu problem bizce, istismara uğrayan çocukların psikolojilerinde yaratılmak istenen ve yaratılan tahribattan daha ağır ve umutsuz görünmektedir...
Evet, bu kez sözüm, hem meclisten içeri, hem dışarı...
Sürkekli çocuklara “kötü muamele” yapıldığını söyledik durduk...
İstismar çektikçe genleşen, genleştikçe; akla gelebilecek her türlü kötü muameleyi içine alabilen bir davranış ve kültürdür... Kötülük bir başlaya dursun, bunun sınırı olur mu?!. Akla gelmiyor değildi çocuklara cinsel tacizin ve tecavüzün uygulanacağı... Akıldan çıkmıyordu... Sonunda beklenen oldu... Çocuklar susmaktan, içinde saklamaktan yoruldu...
Bu toplumun ahlaki bir sorunu değil midir bu sorun, yoksa, yalnızca bu çocukların, ailelerinin, avukatlarının ve en fazla devrimci-demokrat kamuoyunun sorunu mu.
Bu, çocukların mahallede oynadığı arkadaşlarından tutalım, komşularına, öğretmenlerine sana bana kadar, hepimizin zihinsel-ahlaki bir sorunu değil midir. Bu haberi nasıl okuyoruzdan tutalım, yazanların nasıl yazdığına, meclistekilerin bu konuyu nasıl konuştuğuna kadar her alanın sorunudur. Sorun, ayrıca, bedensel bir ahlaki meseleden ziyade, düşünsel-etik bir ahlak anlayışıyla aslında toplumdaki ahlaki ibrenin durduğu yer değil midir.
Bi tecavüz bi cezaevi
Bi kurşun bi tecavüz
Nasıl bir millet olduk biz... Bi tecavüz bi cezaevi
bi kurşun Bi tecavüz
Bi taciz bi gözaltı... Bi tecavüz bi işkence... Bi taciz bi cezaevi... Bi tecavüz bi kurşun...
Bi devlet, bi çocuk... Dengeye bakın! Güçler dengesine... Adalete!..
Tecavüz asimile etmektir, hele ki çocukları
Çocuklar üzerindeki bu taciz ve tecavüzler tarihin geri sayımı değil de nedir?!
Dünyada ezilen halkların en yaygın karşı eylem biçimi tecavüzdür. Tecavüzle etnik temizlik arasındaki bağ yüzyıllardır biliniyor. Tecavüz evrensel, ulusal, bireysel mantalitede zaten çoktandır (!) suçken (!) birileri bu cesareti nereden alıp, çocuklara uyguluyor... devlet ve bu devleti başımıza getiren millet seçtiği-atadığı-görevlendirdiği yetkililerle bunu yaptırıp, kendisi bu halden nasıl bir tatmin buluyor... hele hele; bu ne rezilliktir, hala millet ayaklanmıyor...
Aslında devlet de Kürt sorununu silahla çözemeyeceğini biliyor. Kürt sorunu silahla çözemeyeceğini bilen devletin bu sorunun (!) sosyal ve kültürel dediği yanlarını çözme biçimi elbette ki bu olacaktı... tecavüz elbette ki; asimile etmektir... hele ki çocukları...
Birilerinin de söylediği gibi bu, stratejik bir taktik de değildir ayrıca... Tecavüz, kültürel bir davranış biçimidir. Bu kültür, maalesef ki, yalnızca bizim ülkemizin egemenlerinin, beyinleri sulanmışlarının ve cahillerinin değil, aynı zamanda Dünya'daki geniş kesimlerinin taa düşünce köklerinde yatan bir tecavüz kültürüdür...
Hoooppp uyuma !..
TMK ile istismar edilmelerine engel olunamadığı için, şimdi çocukların tecavüz ve cinsel tacizle istismarına tanık oluyoruz.
Kaldı ki; cesaretli olup bunu bizlere duyurdukları için sanmayalım ki bu yalnızca (elbette ki; Kürt çocuklarına özel bir yönelim vardır ve bu başka biçimlerle de devlet eliyle sürdürülmektedir) Kürt çocuklarına mahsus yaşanan bir istismardır. Adli çocuklara da bu tür istismarlar yapılmaktadır ve henüz bunlar açığa çıkmamıştır, çıkartılmalıdır.
İstismar yalnızca fiili olarak istismar etmekten geçmez. İstismar, yapması gereken şeyi yapmayan kişinin de takındığı tavırdır. Yani, bana dokunmayan binyaşasın mantığı, istismarın başka türden kirli bir yaklaşımıdır... hele ki, çocuk istismarı söz konusu olduğunda susanlar, başka bir istismara suskun kalarak yaptıkları istismarı kat be kat arttırmış olurlar.
İHLALLER
Bin kere söyledik:
Gelişmeler, cezaevlerindeki genel zulmün bir yansımasıdır. Daha öncesinde, cezaevlerinde çocuklara yaşatılan hak ihlallerine değinmiştik. Pozantı özgülünde konuyu tekrar ele alırsak:
Pozantı'da yaşananlarla Türkiye'nin imzaladığı BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin ihlal edildiği ve özellikle 34. maddesinde geçen 'cinsel sömürü ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi'nin yerine getirilmediğini yine ortaya koydu. Bin kez söyledik: Siyasi suçlarla, diğer suçluların birlikte aynı koğuşta kalmaları çocuklarla ilgili uluslararası sözleşmelere aykıdır.
Cezaevindeki olaylarla ilgili 12 Temmuz 2011’de Adalet Bakanlığı ile TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adana Valiliği’ne şikâyet gitmesine rağmen... son Pozantı olayından sonra Adalet Bakanı, sorumluların cezalandırılması yerine, sorumluları ödüllendirmekte, sorumluları terfii etmektedir. Çocuklara karşı ihlalin tekrarı olan gelişme, aslında Adalet Bakanı’nın da istifasını gerektirmektedir.
Çocukların yaşadıklarına cezaevi idaresinin sessiz kalması, bu çocukların yaşadığı psikolojik sorunları daha da derinleştirmiştir, derinleştirecektir. Birçok çocuk cezaevinden çıktıktan sonra yaşadıkları bu durumları gizlemekte ve her geçen günde sosyal alanlardan kaçmaya başlamaktadır.
Cezaevi idaresinin çocuklara karşı takındığı tavrın tamamen siyasi bir tavır olduğu çocuklar tarafından bile söylenmektedir.
İşte çocukların cezaevlerinde yaşadıkları:
Çocuklara yönelik cinsel istismar ve tecavüz.
Çocuklara ajanlık yapmaları yönünde dayatmalarda bulunuluyor.
Adliler, çocukların boğazına ip takıp sıkılıyor. Yine adliler çocukları dövüyor, terörist olduklarını söyleyip, öpmeleri için çocukların yüzlerine bayrak uzatıyor, öpmeyenleri ise yine dövüyor. Geceleri, çocukları zorla yataklarına çağırıyor. Diğer çocukların gözleri önünde arkadaşlarının kafasını kırıyor. Tüm bunlara rağmen, cezaevi idaresi, konuyu sürekli örtbas etmeye çalışıyor. Koğuş sorumlusu tarafından çocukların ayakları bağlanıyor ve altına sopa ile vuruluyor. Koğuş ağaları dayak atıyor.
Çocuklar, koğuşta sabah 5-6 gibi erken saatlerinde uyandırılarak temizlik yapmak zorunda bırakılıyor.
Çocuklar, defalarca cezaevi idaresine söz konusu uygulamalara ilişkin bilgi verselerde, cezaevi idaresi sessizliğini koruyor. Koğuşlarının değiştirilmesi yönündeki talepleri cevapsız bırakılıyor.
Artık çocuklar, kendilerini ifade etmekte zorlanacak kadar psikolojik olarak baskı altında tutuluyor.
“Psikolog elimde kalacaktı” diyorsa bir çocuk, psikologun ne amaçla oraya gittiği-görüştüğü ap açık ortada değil midir. Çocuklar, psikologların ayrıca, kendileriyle ilgilenmediklerini, psikologların koguşlara hiçbir zaman inip, çocukların sıkıntılarını sormadığını söylüyorlar.
Koğuşlarda sürekli, kavgalar, bağrışmalar, her koğuştan farklı bir müzik sesleri duyuluyor.
Çocukların cezaevinde ne yiyeceğine, ne zaman ne yapacağına diğer tutuklular ya da idare çocuklar adına karar veriyor.
Gardiyanlar keyfi olarak çocukları müşahedeye atabiliyor. Ya da çocukların korktuğu bir tutuklunun yanına gönderiyor.
Müdürler, gardiyanlar çocuklarla iyi geçinmiyor. Fakat yetkililer geldiğinde, olumlu bir tablo çizer vaziyette çocuklara iyi davranıyor.
Cezaevinde ağalık sistemi uygulanıyor.
Koğuş ağaları çocuklara dayak atıyor. Koğuştakilere boncuk yaptırıp, yapanlara bile parayla sattırıyor.
Kurum yönetimi ile çocuklar arasında koplukluk oluşturuluyor. İdare, çocukları anlamıyor, sorunlarını çözmek için yardımcı olmuyor, ya da çocuklara düşmanca davranıyor…
Çocuklar, daha bir çok sorunla boğuştuklarını ifade ediyor.
Yinelediğimiz taleplerimizden bazıları
Pozantı Cezaevi’nde taciz ve tecavüze maruz kalan çocukların polis tarafından tehdit edilerek ifadelerini geri almaya zorlana dursun, biz; peşini bırakmayacağımız taleplerimizi tekrar yineliyoruz:
Bu ülkede yetkinin, istismar olarak kullanılıyor olmasından hareketle, yetkilileri göreve çağırmayıp, görevlerinden gitmelerini...
Meclise verilen soru önergelerin cevaplanması, soruşturma açmadan cezaevi yönetimininin görevden alınması; Adalet Bakanı’nın da, istismarda payı olması nedeniyle, istifası.
Cezaevlerinin, insan hakları savunucuları ile, demokratik kitle örgütlerinin denetimine açılması.
12 Eylül darbecileriyle hesaplaşmak, Diyarbakır ve Mamak Zindanlarını tartışmak, işkenceye sıfır tolerans tanımak, cezaevleriyle yüzleşmekten geçmektedir... Bu 7 çocuk ve daha onlarcasının (diğer cezaevleri de dahil) yaşadığı taciz ve tecavüzlerin önünü alabilmek amacıyla gerekli tedbirlerin alınmasını, cezaevleriyle yüzleşilmesini...
Siyasi suçtan yatan çocukların, diğer suçlardan tutuklu çocuklarla aynı koğuşlarda tutulmamasını,
“Suça meyilli çocuk, suçlu çocuk” gibi kavramların unutulması, “suça itilen çocuğun olduğu”nun temel yaklaşım olmasını,
Çocuklara uygulanacak cezai yaptırımlarda, çocukların her türlü istismardan korunabileceği ortamların sağlanmasını,
Suç işleyen çocuklara uygulanacak olan cezai yaptırımlarda çocukların her türlü istismardan korunabileceği ortamların sağlanması
Geriye dönük olarak, kamuoyuna yansıyan onlarca vakaya rağmen, 2010 yılının ilk ayında, sözüm ona yaptığı incelemeyle Pozantı Cezaevi’ni aklayan, 'Cezaevindeki işkence iddiaları doğru değildir' şeklinde rapor düzenleyen TBMM Cezaevi Alt Komisyonu’nun ihmalinin görülüp, gereğinin yapılmasını,
Daha önce Pozantı Cezaevi’nde kalmış ve tahliye olmuş çocuk ve yetişkinlerle görüşülmesini, bu titizliğin tüm cezaevlerinde kalan hem TMK mağduru çocuklara hem de ‘adli’ olarak ifadelendirilen çocuklara hassasiyetle uygulanmasını, çocukların kimliklerinin teşhiri yapılmadan, tüm çocuklar üzerinde, tarafsız-yansız personellerle anonim çalışmalar yapılmasını,
Şikayette bulunan çocukların tehdit edildiklerinin altını bir kez daha çizerken; çocukların can güvenliklerinin alınmasını,
Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Kuralları (Havana Kuralları) olarak benimsenen kurallar başta olmak üzere, iç hukuk kurallarımızın uygulanmasında işlerliliğin sağlanmasını,
Mahallelere karakollar kurmak yerine, çocukların kendilerini geliştirebilecekleri yerlerin kurulmasını,
Devletin, kendisini bir şahıs gibi alıp, çocukları da karşısına alma tavrına bir son vermesini, kin gütme anlayışından vazgeçip, çocuklara savaş esiri muamele yapmayı bırakmasını,
Pozantı ilçesinin Adana’ya 110, Mersin’e 120 kilometre uzaklıkta olması sebebiyle, duruşma ve hastaneye gidişlerde yaşanan sıkıntının giderilmesini,
Yoğunluk sebebiyle, mükerrerler ile ilk kez suç işleyenlerin ayrılmasını,
Cezaevlerindeki yaş tespiti konusunda daha titiz davranılmasını,
Yargılamaların hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesini...
Bu tecavüzler ne salt çocuk, ne de Kürt sorunuyla ilgili bir olaydır. Ne de TMK.... Bütün kadın hareketlerinin, feministlerin, kadın eksenli ideoljilerin harekete geçmesini... Hele de 8 Mart gibi bir dönemde...