Prof.
Dr. Noam Chomsky dünyanın en tanınmış entellektüellerinden birisi,
aslen dilbilimci olan 84 yaşındaki bu ünlü akademisyen, Amerikan dış
politikalarına ve küreselleşmeye yönelttiği sert eleştirilerle de
tanınıyor. Geçtiğimiz hafta MIT’de (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü)
Chomsky’nin konuşmacı olarak katıldığı bir söyleşi düzenlendi. ‘Batı’nın
Arap Baharı, sosyalist Arapların ise Arap Devrimi olarak adlandırmayı
tercih ettikleri büyük kalkışma toplantının konusuydu. Chomsky
konuşmasında ağırlığı Amerika’nın Ortadoğu politikasına vermeyi tercih
etti ve kısıtlı sürede tarihsel bir girizgah yapmaya çalıştı. İlk olarak
altını çizdiği nokta, Ortadoğu’nun yaşadığı tüm korkunçlukların
temelinde enerji kaynaklarına sahip olma mücadelesi olduğuydu.
Amerika’nın Ortadoğu’da demokrasi isteme söylemini tarihsel verilerle
tamamen yanlışladı ve ilk örneği gündemin en önemli noktası İran oldu.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında belli bir aşamaya gelen İran
parlamenter demokrasisi, 1951 yılında yaşanan Abadan kriziyle İngiltere
(Churchill) ve Amerika’nın (Eisenhower) düşmanı haline geldi. 1951 yılı
Mart ayında Başbakan Muhammed Musaddık iradesiyle parlamento, o güne
kadar bir İngiliz şirketi AIOC’a ait olan tüm petrol tesislerini
millileştirdi ve Batılıları bu sektörden çıkardı. İngilizlerin tüm
baskılarına ve ekonomik yaptırımlarına rağmen, millileştirme
operasyonları devam etti. 1952 yılında Şah, Musaddık‘ı kısa bir süre
için görevden uzaklaştırsa da, halkın desteği ve popülaritesinden dolayı
tekrar görevine atamak zorunda kaldı. Bunun üzerine 19 Ağustos 1953’te
Amerikan (CIA) ve İngiliz (M16) istihbarat örgütlerince organize edilen
Ajax Operasyonu sonucunda yapılan askeri darbeyle Musaddık iktidardan
düşürüldü ve Başbakan vatan haini ilan edildi. Dışişleri Bakanı idam
edilirken, yüzlerce insan öldürüldü ve İran parlamenter demokrasisi bu
operasyonla yok edildi. Batı himayesindeki Pehlevi ailesinin monarşi
rejimi ise 1979 yılında devrime kadar sürdü.
Chomsky, (wikipedia’dan yararlanarak özetlediğim) bu olayları
hatırlattıktan sonra konuşmayı yaptığı ve hocası olduğu MIT’nin Şah
döneminde İranlı pek çok nükleer bilimciyi yetiştirdiğini, Amerika’nın
İran’a nükleer enerji ve silah üretebilmesi için büyük bir destek
verdiğini ve bugün İran’ın nükleer bilgi birikiminde Amerika’nın büyük
katkısı olduğunu da açıkladı. İran-Irak savaşında ise bu kez Saddam
iktidarına sunulan politik ve lojistik (silah) desteği hatırlattı.
Buradan 1950’ler İran’ına tarihsel bir çizgi çekerek 2006 Filistin’ine
döndü ve seçimleri HAMAS’ın kazanmasıyla kristalleşen çıkarcı
anti-demokratik Amerikan politikasını işaret etti: ‘Demokrasi Amerikan
çıkarlarıyla uzlaştığı sürece kabul edilebilir bir ilkedir’. Peki Suudi
Arabistan’da ya da Kuveyt’te bir Arap Baharı (Chomsky de bu terimi
kullanıyor), neden olmadı? Chomsky, bu noktada medyada sesleri duyulmasa
da özellikle Suudi Arabistan’ın petrol yataklarını barındıran doğu
illerinde ve Bahreyn’de yaşanan ayaklanmalardan söz etti. Tüm bu
isyanların ne kadar sert yöntemler ve işkencelerle bastırıldığını
belirttikten sonra, Arap Baharının başladığı Tunus’da Fransa destekli,
Mısır’da ise Amerikan destekli diktatörler olduğunu hatırlattı. Bugün
Mısır’ı değerlendirirken, göz boyayıcı dekorasyonlara rağmen, rejimin
aynen muhafaza edilmeye çalışıldığını açıkladı. Günümüzde Arap
dünyasında iki ana isyan hareketi olduğunu, bunların birisinin Filistin,
diğerinin ise dünyanın adını pek de duymadığı Batı Sahra olduğunu,
Sahra isyanının Kasım 2010 tarihinde Fransa destekli Fas birlikleri
tarafından bastırıldığını anımsattı. Tüm dünyada ana gündem maddesi
terör konusunda ise ‘Bildiğiniz gibi Nelson Mandela daha iki yıl önceye
kadar hâlâ terörist listesindeydi’, yorumunu yaptı.
Libya’da yaşanan süreçte pek çok ateşkes imkanının Amerika-İngiltere ve Fransa’dan oluşan üçlü emperyal güç odağı tarafından yok edildiğini hatırlatan Chomsky, Arap Ligi, Rusya, Çin ve Güney Afrika’nın ateşkes görüşmelerinin başlaması için yaptığı çağrıların dikkate alınmadığını ve aniden hava sahasının kapatılmasıyla operasyonun başladığını söyledi. Tüm bunların demokrasi konusunda bir iki yüzlülük olup olmadığına dair gelen soruya ise bunların iki yüzlülük değil, normal emperyal devlet davranışı olduğunu söyleyerek yanıt verdi.
Arap halkları arasında yapılan bir ankette, Arapların yüzde 80’inin İsrail ve Amerika’yı ana tehdit olarak gördüğünü hatırlatan Chomsky, halk ile iktidardakiler arasındaki farka dikkat çekti. Arapların İran’dan tarihsel olarak hoşlanmadıklarını dolayısıyla ılımlıların model olarak Türkiye’yi, radikallerin ise Suudi Arabistan’ı örnek aldığını söyledi. Filistin meselesinde, bugün yaygınlaşarak süren ve gerilimin ana unsurlarından olan İsrail yerleşim birimlerinin artışının tamamen illegal olduğunu ve buna rağmen Washington tarafından desteklendiğini belirterek bu konuya da değinmiş oldu. Ana akım medyada çokca kullanılan ‘uluslarası kamuoyu-toplum’ terimiyle dalgasını geçerek konuşmasını bitirdi. Uluslararası kamuoyunun İran’ı bir tehdit olarak gördüğü söyleniyor, oysa Çin, Hindistan, Rusya, Türkiye, Güney Amerika veya Afrika ülkelerinin böyle bir sorunu yok, kim bu uluslararası kamuoyu, sadece Washington ve takipçileri mi? Neden şu soruyu sormuyoruz, neden İran nükleer silaha ihtiyaç duyuyor?
Sorular kısmında bir izleyici Yunanistan ve İtalya’ya Başbakan olarak AB tarafından atanan uzmanları sorduğunda Chomsky, Yunanistan’ın AB’nin dikte ettiği reformları referanduma götürmek istediğini ve AB tarafından nasıl tepki gördüğünü, sonuçta da Avrupa baskısıyla yasaların referanduma götürülmeden onaylandığını hatırlattı ve bu koşullarda demokrasinin bir skandal olduğunu söyledi. Aynı şeyin Amerika için de geçerli olduğunu ve halkın çoğunluğunun arzu ve isteğini temsil etmemek üzerine kurulu bir seçim sistemine sahip olduklarını belirtti.
Toplantının sonunda kendisiyle kısa bir süre konuşma imkanı buldum, Türkiye’yi elinden geldiğince takip etmeye çalıştığını, yaşanan kitlesel tutuklamalardan ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılardan haberdar olduğunu ve bundan büyük bir üzüntü duyduğunu bildirdi. Bu konuyla daha yakından ilgileneceğini ve mutlaka bu baskıcı dönüşüm üzerine yazacağını da söyledi.
DR. EMRAH ALTINDİŞ.Birgün
Libya’da yaşanan süreçte pek çok ateşkes imkanının Amerika-İngiltere ve Fransa’dan oluşan üçlü emperyal güç odağı tarafından yok edildiğini hatırlatan Chomsky, Arap Ligi, Rusya, Çin ve Güney Afrika’nın ateşkes görüşmelerinin başlaması için yaptığı çağrıların dikkate alınmadığını ve aniden hava sahasının kapatılmasıyla operasyonun başladığını söyledi. Tüm bunların demokrasi konusunda bir iki yüzlülük olup olmadığına dair gelen soruya ise bunların iki yüzlülük değil, normal emperyal devlet davranışı olduğunu söyleyerek yanıt verdi.
Arap halkları arasında yapılan bir ankette, Arapların yüzde 80’inin İsrail ve Amerika’yı ana tehdit olarak gördüğünü hatırlatan Chomsky, halk ile iktidardakiler arasındaki farka dikkat çekti. Arapların İran’dan tarihsel olarak hoşlanmadıklarını dolayısıyla ılımlıların model olarak Türkiye’yi, radikallerin ise Suudi Arabistan’ı örnek aldığını söyledi. Filistin meselesinde, bugün yaygınlaşarak süren ve gerilimin ana unsurlarından olan İsrail yerleşim birimlerinin artışının tamamen illegal olduğunu ve buna rağmen Washington tarafından desteklendiğini belirterek bu konuya da değinmiş oldu. Ana akım medyada çokca kullanılan ‘uluslarası kamuoyu-toplum’ terimiyle dalgasını geçerek konuşmasını bitirdi. Uluslararası kamuoyunun İran’ı bir tehdit olarak gördüğü söyleniyor, oysa Çin, Hindistan, Rusya, Türkiye, Güney Amerika veya Afrika ülkelerinin böyle bir sorunu yok, kim bu uluslararası kamuoyu, sadece Washington ve takipçileri mi? Neden şu soruyu sormuyoruz, neden İran nükleer silaha ihtiyaç duyuyor?
Sorular kısmında bir izleyici Yunanistan ve İtalya’ya Başbakan olarak AB tarafından atanan uzmanları sorduğunda Chomsky, Yunanistan’ın AB’nin dikte ettiği reformları referanduma götürmek istediğini ve AB tarafından nasıl tepki gördüğünü, sonuçta da Avrupa baskısıyla yasaların referanduma götürülmeden onaylandığını hatırlattı ve bu koşullarda demokrasinin bir skandal olduğunu söyledi. Aynı şeyin Amerika için de geçerli olduğunu ve halkın çoğunluğunun arzu ve isteğini temsil etmemek üzerine kurulu bir seçim sistemine sahip olduklarını belirtti.
Toplantının sonunda kendisiyle kısa bir süre konuşma imkanı buldum, Türkiye’yi elinden geldiğince takip etmeye çalıştığını, yaşanan kitlesel tutuklamalardan ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılardan haberdar olduğunu ve bundan büyük bir üzüntü duyduğunu bildirdi. Bu konuyla daha yakından ilgileneceğini ve mutlaka bu baskıcı dönüşüm üzerine yazacağını da söyledi.
DR. EMRAH ALTINDİŞ.Birgün