İstanbul'da yayın hayatına başlayan Fazla
Mesai Dergisi, işçilerin hayatlarını kendi ağızlarından okuyucuyla
buluşturuyor. Derginin yazar kadrosunda mezar kazıcıları, kağıt
toplayıcıları var.
İstanbul'da yayın hayatına başlayan Fazla Mesai Dergisi, işçilerin hayatlarını kendi ağızlarından okuyucuyla buluşturuyor. ''Ezildikten sonra hepimiz şarabız'' anlayışıyla yayına başlayan dergide sabit bir yazar kadrosu bulunmuyor. Bütün emekçiler gazetenin yazarı, muhabiri ve dağıtımcısı konumunda.
Geçtiğimiz pazartesi günü ilk sayısını okuyucuyla buluşturan Fazla Mesai Dergisi'nin emekçilerinden Dicle Kara, neden böyle bir dergi çıkardıklarını ve nasıl bir çalışma yürüteceklerini ANF'ye anlattı.
Kara, Fazla Mesai'nin bağımsız bir işçi gazetesi olmasının yanı sıra yazar kadrosu, dağıtımcı ağı ve satışına kadar emek dünyasının en alt kesimini oluşturan iş kollarında çalışan insanlardan oluştuğunu söyledi. Derginin alışılmış işçi dergilerine bir alternatif olmasını amaçladıklarını ifade eden Dicle Kara, "Dergimiz, işçi ve emekçilerin kendi sorunlarını kendi kalemlerinden kendi dilleri ile aktarabilmeleri için bir mecra yaratma çabasından ortaya çıktı. Dergimizin gazeteciliğe de farklı bir bakış açısı kazandıracağına inanıyorum" dedi.
Derginin hedefinin, sorunun muhatabının sorunun mağduru olduğu fikriyatıyla oluştuğunu belirten Kara, Bu yüzden de işçi sınıfı ve sorunları üzerine masa başı tespit yazı yayını yerine gerçek kişilerin, yani çarkın içinde öğütülenlerin yazdıkları bir dergidir" diye konuştu.
İLK BAŞYAZI MEZAR KAZICILARINDAN
Derginin ilk sayısının başyazısı yayın kadrosunun ilginçliğini de gösterir nitelikte. 14-15 yaşlarında İzmir Doğançay Mezarlığı'nda çalışan bir grup mezar emekçisinin hayli dikkat çeken yazısından bazı bölümler şöyle:
"...Biz yaklaşık dört yıldır bu işi yapıyoruz. Şimdi soracaksınız; 13-14 yaşındaki bir çocuğun normalde okulda olması lazımken neden çalışıyorsunuz? Öncelikle; çoğumuzun ailesi geçim sıkıntısı yüzünden göç etmiş. Babalarımız inşaat işçisi, bizler de ailemizin yükünü biraz da olsa hafifletmek adına onlar gibi çalışıp ailemize destek oluyoruz. Bizler de genç arkadaşlarımız gibi okumak isterdik fakat; hayat, doğduğumuz mahallelerde bizi onun yerine genç yaşta çalışmaya zorladı. Mahallelerimizde bizim gibi çoğu çocuk çalışmak amacıyla okullardan alınıyor. Aidat parası, elektrik, su parası, fotokopi parası derken bazen okulun bu isteklerini karşılayamadığımız için okula alınmıyorduk. Bu durum her geçen gün bizi okuldan daha da soğutmaya yol açtı. Belki paramız olsaydı biz de diğerleri gibi okula koşa koşa gitmek isterdik; ama yoktu işte. Olmayınca da bu genç yaşta çalışmaya mecbur kaldık."
"...Şimdi gelelim çalışma şartlarının zorluklarına... Doğançay Mezarlığı'nda su-çapa işi yapıyoruz.... Her gün gelen cenazeleri görmekten, insanların o acısına şahit olmaktan geceleri yatamaz olduk. Bizim bir arkadaşımız da var mezarlıkta yatan. Onun da bir hikayesi var, o da bizim gibiydi. Mezarlık işinden çok sıkılmıştı, işi bırakıp başka bir iş yapacaktı ama ne yazık ki kaderi onun peşini bırakmadı. Bir sabah yeni işinde malzemeleri ayıklarken havada pres makinesinin çalıştığını görememiş. O pres makinesinin bir parçası kafasına düştü ve oracıkta can verdi. Duyduğumuzda hiç inanmadık ama daha sonra arkadaşımızın cenazesini götürüp çalıştığı Doğançay Mezarlığı'na gömdük. O zaman cenazelerde hergün ağlayan insanları anladık..."
diha