29.4.12

KESK'e saldırılar AKP emriyle


Yandaş basın ve liberal çevreler 28 Şubat tartışmaları üzerinden son dönemlerin en dinamik muhalefet odağı olan KESK’e saldırmayı sürdürüyor. Yazılı ve görsel medyada KESK hedef alınmış durumda. “Yetmez ama evetçi” AKP “yoldaşları”nın da destek verdiği bu çevreler ısrarla KESK’i tartışmaların içine sürüklemeye çalışıyorlar. KESK’in 28 Şubat sürecinde aldığı tavır ortadayken, konfederasyonun neden hedef alındığını dönemin KESK Başkanı Siyami Erdem ile konuştuk.

>> KESK’in 28 Şubat sürecinde ki tutumunu anlatır mısınız?

28 Şubat post-modern darbesinin yanında yer alma ve karşı olma olayı aslında sınıf mücadelesinin bir turnusolüdür. Bu süreçte KESK çok açık ve onurlu bir siyasal duruş ortaya koymuştur. Dönemin Milli Güvenlik Bildirisi’ne başta KESK olmak üzere Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB), Türk Tabipler Birliği (TTB) Türkiye Eczacılar Birliği (TEB), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve mühendisler odaları darbeye karşı kendi bağımsız yapılarını koruyarak, halkın taleplerini öne çıkarıp demokrasi yanında tavır aldılar. Bu kurumlar dönemin Refah-Yol hükümetine ise eleştirilerini demokratik sınırlar içerisinde yönelttiler.

>> Saydığınız kurumlar 'ne şeriat ne darbe' dedi değil mi?
O dönemde egemen sınıfların sendikal hareketi ve sivil toplum örgütlerini kendi tarafına çekme çabaları yoğun biçimde olmuştur. Darbecilere ve hükümete destek veren sendikalar olmuştur. KESK ve diğer saydığım kurumlar hem darbe girişimlerine karşı hem de mevcut Refah-Yol duruşuna karşı koymuşlardır. Bu iki siyasal çıkışı bir bütünün iki parçası olarak; madalyonun iki yüzü olarak görmüşlerdir. Aslında darbe ve şeriat, halk düşmanı akımlardır ve birbirine sosyal ve politik kaynak aktaran akımlar olarak değerlendirildiği için ikisine karşı bir tavır alarak bağımsız, demokratik bir hattın oluşmasında çaba göstermişlerdir. Ve bu dönemde bu kurumlar ‘ne şeriat ne darbe’ demişlerdir. KESK’in o duruşu o dönem sınıf perspektifi açısından çok önemli bir çıkıştır. Sendikal politikalar açısında referans noktasıdır.

"28 ŞUBAT'A KARŞI OLMAK FAŞİZME KARŞI OLMAKTIR"


>> Peki diğer sendikaların duruşu nasıldı ve siz bu tavra karşı tutumunuz neydi?
28 Şubat post-modern darbe girişimine destek veren TÜRK-İŞ ve DİSK gibi işçi konfederasyonlarının asla hiçbir haklı gerekçeleri olamaz. Bu darbenin önemli sonuçlarından birisi de bu konfederasyonlar aracılığıyla darbe fikriyatının işçi sınıfı içerisinde kabul görme çabalarının olmasıdır. Genellikle darbeler baskı ve şiddet üzerinden halkı ezerek amaçlarına kavuşmaya çalışırlar. 28 Şubat darbe girişimi TÜRK-İŞ ve DİSK’i kullanarak halk kitleleri içerisinde bir meşrutiyet kazanma çabası içinde olmuştur. Bu işçilerin bugüne ve geleceğe dönük haklarını korumada ciddi bir tahribata neden olmuştur.  Dolayısıyla o zaman TÜRK-İŞ ve DİSK yönetimi, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK), Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile 5’li bir yapı oluşturmuş ve kendilerine de ‘beşli kafadar’, ‘beşli çete’ gibi isimler takarak darbenin yanında yer almıştır. Dünyada işçi sınıfının hak ve hukukunu savunan hiçbir sendika darbelerin ve militarizmin yanında yer alamaz.

>>Bu sendikalar neden böylesi bir “yanlışa” düşmüş olabilirler?

Bu sendikalar çok vahim ihanet olarak değerlendirebileceğimiz bir yanlışlığa bence bilerek girmişlerdir ve yedeklenmişlerdir. Sermaye tarafından, cuntacı kadrolar tarafından yedeklenmişlerdir ve işçi sınıfını büyük sermaye yanında militarize etme çabası içerisinde durmuşlardır. Böylesine bir ortam karşısında genç bir örgüt olan KESK’in sınıf ve kitle eksenli bir politik hatta kendisini ifadelendirmesi ve bir tavır içerisinde olması çok önemlidir. 28 Şubat olgusu büyük sermayenin darbelerle halka karşı bir vuruşu ve faşizmin tatbikatıdır. 28 Şubat’a karşı olmak faşizme karşı olmak demektir aslında.

>>Bu duruş bugün de geçerli mi?

KESK’in o dönemdeki faşizme karşı duruşu bugün de geçerlidir. Bugün özellikle Türkiye’deki statüko ve değişim kavgası içerisinde KESK üçüncü bir bağımsız hatta durabiliyorsa, AKP’ye yedeklenmiyorsa ve AKP’yi statüko karşısında bir değişim dönüşüm programı olarak görmüyorsa bu kendi tarihinin akışı içerisindeki bir duruşun devamıdır.

"ÖDP'NİN 28 ŞUBAT TAVRI ÇOK NETTİR"

>> Peki, solun post modern darbe sürecine karşı almış olduğu tutumu nasıl  değerlendiriyorsunuz?

Aslında en hatırladığım Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) tavrıydı. Çok açık ve net kamuoyuna mal olmuş tercihi vardı; Ne darbe ne şeriat. ÖDP her ikisine karşı olan bir politik zeminde hareket etmiştir. Demokrasiye vurgu yaparak sermayenin farklı grupları arasındaki çatışmalarda halk güçlerinin taraf olmaması gerektiğine dikkat çekmiştir. Ve bununla da kalmayıp bu doğrultuda büyük mitingler örgütlemiştir. Bu çok açık ve net bir sol davranıştır. Sanıyorum ki diğer sol partilerde buna benzer duruşlar içerisinde olmuştur.

>> Ahmet İnsel ve Fuat Keyman gibi isimler kaleme aldıkları yazılarda KESK’in de bu süreçte “beşli çete” içerisinde yer aldığını iddia ettiler.  İnsel daha sonra ikinci bir yazı kaleme almış “sehven” bir hata yaptığını belirterek “TESK, yanlışlıkla KESK olmuş” gibi bir savunuya geçti. KESK’in bu tarz hedef gösterilmesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
KESK'in 28 Şubat post-modern darbesine destek verdiği şeklindeki yazı ve yorumlar çok açık bir çarpıtma ve karalamanın bir parçasıdır. KESK’i itibarsızlaştırma operasyonudur. Bu tarz yorumları KESK’in bugünkü kararlı duruşunu ve geçmişini aşındırma eğilimi olarak görüyorum.

Ahmet İnsel'in 'yazım hatası' meselesine gelirsek; şimdi sıradan bir yurttaşın TESK ve KESK isimlerini karıştırması normaldir ve anlaşılabilir. Ancak bu profesörlerin bütün bu politik süreçleri yakından takip eden kişilerin böyle bir karışıklık yapmasını anlamak mümkün değildir. Büyük bir sendikal hareketi hiçbir belgeye dayanmaksızın, bugünkü duruş noktalarını bilmelerine rağmen kafalarında hiçbir 'acaba' sorusu olmaksızın darbe yanlısı gibi gösterilmesini anlamak mümkün değil. Üstelik bunun farkına vardıktan sonra da düzeltilmesi noktasında da bir çaba içerisinde olmamaları da kafamda bir sürü soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

>> Bir takım malum çevrelerin KESK'in darbeye destek verdiği iddia etmesinin amacı nedir?
Bu bir takım çevrelerin içinde KESK'i çok yakından tanıyan, tüzüğünü, eylemlerini ve sendikal politikalarını yakından bilen partilerde mevcut. Her şeyi yerli yerine koymak gerek; sevmesen de rakipte görsen her şeyin hakkını vermek gerekiyor. Yapılan bu açıklamalar KESK'e yapılan büyük bir haksızlık ve art niyet olarak görüyorum.

"AKP YANINDA YER ALSAK BİZE TAVIR ALMAZLARDI"

>>KESK'in son dönemde kademeli eğitim sistemi karşısındaki direnişi ve siyasi operasyonlarda da direkt hedef alınarak çok sayıda üyesinin tutuklanmasını göz önüne aldığımızda 28 Şubat sürecine ısrarla dahil edilmesinin amacı sizce nedir?

KESK'i 28 Şubat'ın yanında gibi göstermek aslında bugünkü sınıf mücadelesinin öznesi olan KESK'in elini kolunu tutma hareketidir. Bu hükümet tarafından bilerek ve istenerek yapılıyor. 28 Şubat'la ilgili yapılan bütün merkez medya programlarında 28 Şubat'a karşı çıkan KESK ve meslek örgütlerinin hiçbirinin isminin ifadelendirilmemiş olması bu yapıların bugün AKP'ye karşı olmalarıyla ilgilidir. Eğer AKP'ye karşı olmamış olsaydık baş tacı edilecektik. Bu dik duruş geçiştiriliyor çünkü KESK darbelere karşı olduğunu gibi darbelerin arkasındaki sermaye güçlerine de karşı durmuştur. Ve bu karşı duruş devam ettiği için görmezden ve duymazdan geliniyor.

 “28 ŞUBAT AKP'Yİ BESLEMİŞTİR”

>> AKP’nin 28 Şubat’tan bağımsız değerlendirilmesi ne kadar doğru bir tutumdur?
28 Şubat ve AKP olgusu birbirine karşıt olan zeminler değildir. 28 Şubat kadroları bir yönüyle atılı güçlerdir, bu yönüyle NATO’dur bir yönüyle büyük sermayedir. Bugüne baktığımızda AKP’nin hareketi de aynı zemindedir. Her iki kuvvet farklı tarihsel koşullar içerisinde büyük sermayenin hizmetindedir ve bu yönüyle paradoks gibi görünseler de yaptıkları büyük sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda olmuştur. Her iki kuvvette Türkiye’deki devletin ve sistemin tarihsel tercihleri üzerinde yürümektedir.
NEBAHAT KÜBRA AKALIN/Birgün