İçinde bulunduğumuz savaş tehlikesini eleştiren sanatçı Bilek,
mektubuna, Boris Vian'ın "Asker Kaçağı" şarkısındaki şu sözleri
alıntılayarak başladı: “Ben yeryüzünde, yoksul insanları öldürmek için
bulunmuyorum. Kızdırmak için değil ama size söylemek zorundayım, Aldığım
karar şudur ki, askerden kaçacağım"
İşte soL’da yayınlanan o mektup:
“Sayın Bay Başkan,
Zamanınız olursa okumanız için bir mektup yazdım size.
Çarşamba akşamından önce savaşa gitmemi isteyen celp kağıdımı almış bulunuyorum.
Sayın Bay Başkan,
Bunu yapmak istemiyorum.
Ben yeryüzünde, yoksul insanları öldürmek için bulunmuyorum.
Kızdırmak için değil ama size söylemek zorundayım, Aldığım karar şudur ki, askerden kaçacağım."
Henüz 26 yaşındayken yazdığı "Günlerin Köpüğü", "Mezarlarınıza
Tüküreceğim" ve "Pekin'de Sonbahar" romanlarıyla ünlenen Fransız
müzisyen, senarist, gazeteci, roman ve tiyatro oyunu yazan Boris Vian,
1954 Cezayir Savaşı üzerine yazdığı Asker Kaçağı (Le Déserteur)
şarkısında böyle söyler.
Emperyalistler ve ondan medet uman, onun suyuna giden ya da ona
yedeklenerek hayaller kuranlar için ne kadar da klasik bir oyundur bu
savaş çığlıkları. Kapitalizmin, bunalım dönemlerinden tutun da, işleri
umduğu, beklediği gibi götüremeyen tüm iktidarların da can simidi gibi
sarıldığı eski, kokmuş, berbat bir taktik.
Kendi ülkesinin topraklarını aleni bir şekilde, komşu ülkedeki
iktidarı devirmeye çalışan bir gruba açan iktidar, hezeyanlar içersinde
savaş çığlıkları atmakta. Bütün bir coğrafyayı nasıl bir maceranın
içersine sürüklediğinin farkında olmaması mümkün değil. Farkında değilse
ne gaflettir? Farkındaysa nasıl bir aymazlık!
Aleni bir şekilde Özgür Suriye Ordusu denen bir örgütün
militanları, topraklarımızda cirit atmakta, elini kolunu sallaya sallaya
dolaşmakta, başta Hataylılar olmak üzere, sınır boyunca yaşayan tüm
vatandaşlar rahatsız olmakta, bunu ifade etmekte ama değişen hiçbir şey
olmamakta.
Bu savaş çığlıklarını atanların olmayabilir ama o coğrafyada
yaşayanların, sınırın öte tarafında, akrabaları var. Yıllarca
gazetelere, ekranlara yansıyan, tel örgülü bayramlaşmaları nasıl
unutabiliriz? Bu ebrulî coğrafyayı, daha da fazla kardeş kanıyla sulamak
için bu çaba, bu istek, bu histeri neyin nesidir? "Arap Baharı" adı
altında pazarlanmaya çalışılan ve kısa sürede maskesi düşen o
kepazeliğe, o rezil, pis oyuna inananlar, kananlar bile, böylesi bir
savaşı istemezken, hezeyanlar içersinde ülkeyi savaşa sokmaya bu kadar
çaba göstermenin akılla izanla ilgisi nedir?
Kralcıları bile utandırırcasına “ABD’den çok ABD’cilik”
sergileyen bu tavırlar, AKP hükümetinin demokrasi havariliğine
samimiyetle inananların bile gönlünde, nihayet derin şüpheler yaratmayı
başarmıştır.
Hiç kimse bu ülke vatandaşlarını, iki ucu pislik içersindeki
bir değneği tutmaya zorlayamaz. Çünkü gerçek olan şudur ki: Bu savaş
bizim savaşımız değildir!..
Boris Vian'ın Asker Kaçağı şarkısı şu sözlerle son bulur:
Yarın sabahtan, kapımı kapatacağım, ölü yılların gözü önünde, yollara çıkacağım.
Hayatımı dileneceğim, Fransa yollarında, Brötayn'dan
Provens'e dek,
ve haykıracağım insanlara:
Reddedin itaat etmeyi, bunu yapmayı reddedin,
gitmeyin savaşa, reddedin yola çıkmayı.
Eğer kan vermek gerekiyorsa, buyrun kendinizinkini verin,
siz iyi bir havarisiniz Sayın Bay Başkan.
Eğer beni ele geçirmek istiyorsanız, jandarmalarınıza haber verin,
orduya katılmayacağımı ve çekip vurabileceklerini."
Sayın Erdoğan,
Siz de Suriye'de kan dökmek istiyorsanız, Buyrun gidin ve kendi
kanınızı dökün. Bunu yapacak delikanlılıkta olduğunuzu Davos'ta "Van
minüt"le gösterdiniz. Siz iyi bir öndersiniz. Buyrunuz önden gidiniz
Sayın Bay Erdoğan!”
