16.1.13

Öcalan ulus devletçiliği nasıl aştı?

İsminin önüne korkutucu bir sıfat takılan Öcalan'ın kafasında neler olduğunu kavramak, onun aslında çözüme giden en doğru kapı olduğunu anlamaya yarar.
Pazar günü ‘Çözüm ve müzakere süreçlerinde liderlerin rolü’ başlıklı bir konferansın panelistlerinden biriydi İsmail Beşikçi. “Bu nasıl uluslararası anti-Kürt bir düzendir ki yıllardır Kürtlerin üstüne çullanıyorlar” diye başladı konuşmasına. “Benim tahminlerime göre dünya üstünde 50 milyon Kürt yaşıyor. Ve bir devletleri yok. Bu nasıl bir haksızlıktır? Ama burada BDP’nin de payı var. Biz bağımsızlık istemiyoruz diyorlar. Eğer siz bayrak ve devlet istemiyorsanız sizde bir sakatlık var!” Salonda BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, milletvekilleri Ayla Akat, Emine Ayna, Sebahat Tuncel de vardı. Hafif gülümsediler tabii. Sonrasında sohbet ettiğimde Tuncel, “Ben Beşikçi Hoca’ya katılmıyorum. Kürt hareketi ulus devleti sadece Kürtler için istemiyor değil, bu kavrama tamamen karşı. Bu nedenle de çok ilerici kalıyor” diye fikrini belirtti.
Beşikçi’nin ‘light’ bulduğu sadece BDP değildi. Eleştirisi bu manada PKK’yı da kapsıyordu. Ve tabii dolayısıyla Öcalan’ı da... Peki, Kürt siyasi hareketi hangi kavramsal mesnet ve mantıkla ulus olarak varlığını sürdürebilmek için devlete ihtiyacı olmadığı kanısına vardı? Öcalan’ın buna çok net ve özeleştiriler içeren bir cevabı var. Ağustos ayında savunmalarından oluşan ‘Kürdistan–Devrim Manifestosu’ başlıklı kitabının İmralı’yı anlattığı bölümünde rastladım bu cevaba. Buyurun, Öcalan’ı dinleyelim: “Benim için İmralı Cezaevi, Kürt olgusunu ve sorununu algılamak ve çözüm olanaklarını kurgulamak açısından tam bir hakikat savaşı alanına dönüştü. Pozitivist bir dogmatik olduğumun derinliğine farkına varmam tecritle oldukça ilişkilidir. Farklı modernite kavramlarını, ulus inşalarının çok çeşitli modellerinin olabileceğini, genelde toplumsal yapılanmaların insan eliyle yaratılmış kurgusal yapılar olduğunu ve esnek bir doğaları bulunduğunu tecrit koşullarında idrak ettim. Özellikle ulus devletçiliği aşmak benim için çok önemliydi. Bu kavram benim için uzun süre Marksist-Leninist-Stalinist bir ilkeydi; asla değiştirilmemesi gereken bir dogma niteliğindeydi... Reel sosyalizm ulus devlet kavramını aşamadığı ve temel modernite gerçeği olarak kavradığı için, başka tür bir ulusçuluğun, örneğin demokratik ulusçuluğun olabileceğini düşünmemiştik. Ulus dediğin illa devleti olması gereken bir şeydi! Kürtler bir ulus ise mutlaka bir devletlerinin de olması gerekirdi! Halbuki toplumsal olgular üzerinde yoğunlaştıkça, ulusun kendisinin son birkaç yüzyılın en boş gerçeği olduğunu, kapitalizmin güçlü etkisi altında şekillendiğini ve özellikle ulus devlet modelinin toplumlar için demirden bir kafes olduğunu kavradıkça, hem özgürlük hem de toplumsallık kavramının daha değerli olduğunu fark etmiştim. Ulus devletçilik uğruna savaşmanın kapitalizm için savaşmak olduğunu fark ettikçe siyaset felsefemde büyük dönüşümler söz konusu oldu. Kendimin bir bakıma kapitalist modernitenin kurbanı olduğunu fark ettim.”
Görüşmelerin başladığı şu günlerde Öcalan’ın İmralı’da şiddetle ilgili nasıl bir muhasebe yaptığını da paylaşmadan edemeyeceğim: “Şiddetle iktidar ve ulus olmanın tercihimiz olmayacağı açıktı. Zorunlu özsavunma gerekleri söz konusu olmadıkça şiddetle toplumsal avantajlar elde etmenin sosyalizmle alakası yoktu. Özsavunma dışında tüm şiddet biçimleri ancak iktidar ve sömürü tekelleri için geçerli olabilirdi. Bu yöndeki kavramsal gelişim, barış sorununa daha ilkeli ve anlam yüklü olarak yaklaşmaya büyük önem atfediyordu. Dolayısıyla Kürtlere, hatta baskı ve sömürü altındaki tüm kesimlere baskı uygulayan iktidar ve devlet elitlerinin ‘ayrılıkçı’ ve ‘terörist’ yaftalamalarını boşa çıkaracak epey kuramsal birikime ulaşmıştım. Bu kavramsal ve kuramsal birikim temelinde devlet yetkilileriyle geliştirdiğimiz diyaloglar daha verimli oluyor ve pratik çözüm yolları için yaratıcılık sağlıyordu.” İsminin önüne mutlaka korkutucu bir sıfat takılan Öcalan’ın kafasında neler olduğunu kavramak, onun aslında çözüme giden en doğru kapı olduğunu anlamaya yarar. Bu anlama da Türkiye kamuoyuna çok yarar.

 "EZGİ BAŞARAN_Radikal