2. Meşrutiyet’le sansürün ilk kez kaldırılışının üzerinden 102 yıl geçmesine rağmen AKP döneminde de gazeteciler üzerindeki baskılar tüm hızıyla sürüyor. Türkiye’de basında sansür 24 Temmuz 1908’de kaldırıldı. Ancak sadece 2010’un ilk yarısında 69’u gazeteci toplam 216 yazar, yayıncı, karikatürist, siyasetçi ve yurttaşın düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek davalardan dolayı şu an yargılanıyor. 1908’den bugüne dek Hasan Fehmi, Uğur Mumcu, Musa Anter, Çetin Emeç, Metin Göktepe, Hrant Dink’in de aralarında olduğu 86 gazeteci ve yazar öldürüldü ve 19’u da gözaltında kaybedildi. 1915 Ermeni tehciri sırasında Ermeni Yazar Krikor Zohrab ve 9 Ermeni yazarın yanı sıra, 1948’de Sabahattin Ali, kirli savaşın yoğun olarak sürdüğü 1990’lı yıllarda ise Kürt gazeteciler Musa Anter, Nazım Babaoğlu ve Ferhat Tepe gözaltında kaybedilerek öldürülen gazetecilerden. Geçmişten bugüne veriler bu şekilde artan bir şekilde gelirken, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda gelişmeler sağlandığı konusunda ortaya atılan söylemler de gerçeği yansıtmıyor.
AKP YASALARI SANSÜRÜ ARTIRDI
Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi, Türkiye’de sansürün ilk kez kaldırılışının 102. yılında, tüm teknolojik gelişmelere rağmen sansürün hâlâ devam ettiğini dile getirdi. Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nda sansüre yol açan birçok düzenleme olduğunu, bu nedenle şu an 47 gazetecinin cezaevinde olduğunu ifade etti. Bu gazetecilerin önemli bir bölümünün yargılanmalarının devam ettiği, çok az bir bölümünün cezasının kesinleştiği bilgisini veren İpekçi, “Bunların haricinde tutuklanmış, gözaltına alınmış, yargılamaları devam eden 16 meslektaşımız var. Bunlara ilave olarak 13 meslektaşımız hakkında ise hapis veya para cezası mahkumiyeti var. Bunların cezaları kesinleşmemiş veya 5 yıl süreyle infazı ertelenmiş” diye konuştu.
Tüm tabloya bakınca 100’e yakın gazetecinin cezaevine girmekle yüz yüze olduğuna dikkat çeken İpekçi, mesleklerini icra etmeye çalışan gazetecilerin kanunlarla baş etmek zorunda kaldıklarını dile getirdi.
Gazetecilerin karşı karşıya oldukları kanunların AKP döneminde yapıldığına dikkat çeken İpekçi. “12 Eylül’le hesaplaşma deniyor. Bunu derken yarattığınız ortamla hesaplaşmanız gerikiyor. 12 Eylül’den daha geri giden bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Yasalarda yapılan değişiklikler can yakıyor” diye konuştu. Gazetecilerin yaptıkları her yorumun ‘Terör örgütü propagandası yapmak’ olarak algılandığını söyleyen İpekçi, tutuklular gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını ve yasaların değiştirilmesini istediklerini dile getirdi. İpekçi, kanunlar değişmediği sürece gazetecilerin ceza almaya devam edeceğini dile getirdi.
SENDİKALAŞMA ENGELLENİYOR
Gazetecilerin kendi işyerlerindeki çalışma koşullarının da kötü olduğuna dikkat çeken İpekçi, editöryal bağımsızlığın olmadığını söyledi. Türkiye’de kayıtlı 15 bin gazeteciden sadece yüzde 5’inin sendikalı olduğunu, kayıt dışı çalışanlar eklendiğinde bu rakamın daha da büyüdüğünü dile getiren İpekçi, “Medya sahipleri gazetecilerin mesleklerini icra etmesi için onların iş haklarına, sendikal haklarına saygı göstermeliler” diye konuştu.
Bu sorunlar devam ettiği sürece basın ve ifade özgürlüğünden bahsedilemeyeceğini belirten İpekçi, “Yüzlerce gazetenin yayınlanması, radyo ve televizyonların olması basın ve ifade özgürlüğü var demek değildir. Meslek ilkelerine uygun, bir düzenleme istiyoruz” diye konuştu.
EN KARANLIK DÖNEM YAŞANIYOR
Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı (ÇGD) Ahmet Abakay, Türkiye’nin düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda en karanlık ve sansürcü dönemini yaşadığını işaret etti. Bunun nedeni olarak da 2006 yılında AKP hükümeti tarafından getirilen TMY yasalarını gösteren Abakay, “Hep Osmanlı dönemi sansüründen söz edilse de bu dönemi aratan uygulamalar yapılıyor. Yapılan her açıklama TMY kapsamında ele alınıyor. Yine basında tekelleşme çok önemli bir sorun olarak medyanın karşısında. Tüm bunlar Türkiye’yi demokrasiden uzak ikinci sınıf bir ülke haline getiriyor. AB ve demokrasinin çok konuşulduğu bir ülkede bu tür uygulamalar yüz kızartıcıdır ve bunların tümüne karşı çıkmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
BUGÜN GAZETECİLİK DAHA DA ZOR
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Turgay Olcayto:
24 Temmuz 2010, basından sansürün ilk kez kaldırılışının 102. yıl dönümü. 2 Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte gazeteciler sansür için baskıları incelemeye gelen sansür memurlarını matbaalarına sokmadıkları için kendiliğinden kalkan bir sansür oldu. Bu yıl dönümünde o yürekli insanları saygıyla anmak gerekir. Bugün hâlâ sansürün olmadığını varsayarak bugünü bayram diye niteleyen kurum ve kuruluşların olması bize komik geliyor. Bugün sansür yoğun bir biçimde var. biçim değiştirdiği için belki fark edilmiyor. Örtülüsü, örtüsüzü, ekonomik yaptırımlısı, kulak fısıldamalısı, en tehlikelisi oto sansür yoğun olarak yaşanıyor. Mesela gazeteci haber toplarken, yazarken bir yazıp on düşünüyor. Acaba bu habere patron bozulur mu, holding ilişkileri zarar görür mü, iktidar, asker ne der, savcı suç unsuru bulur mu, dolayısıyla gazetecilik bugün çok daha zor.
İktidar, muhalefet, askeri kesim ülkede demokrasiden, çok seslilikten söz edip duruyor ama yönetimde oldukları sürece çok seslilik hep tek sesliliğe dönüşüyor. Özelliklede sol eğilimli gazeteler, azınlık gazeteleri, dergileri sansürün hışmına daha çok uğruyor. Umuyoruz ki hem iktidar, hem mecliste temsil edilen partiler basın özgürlüğünün yani halkın bilgi edinme hakkının olmadığı bir toplumda demokrasinin yeşermeyeceğini anlayacak bir noktada buluşur.
İNTERNET SANSÜR KISKACINDA
Tüm bunların yanında basında özgürlüğün sağlanacağı alan olarak görülen İnternet de, bu baskı ve sansürden payına düşeni aldı. İnternet Daire Başkanlığı tarafından bugüne dek 5 bin 800 sitenin erişime engellemesinin durumun vahametini göstermesi açısından yeterli. Zaten uluslararası basın kuruluşlarının verilerinde Türkiye’nin basın özgürlüğüne saygı açısından 175 ülke arasında 127. sırada bulunması tüm bu verilere bakıldığında şaşırtıcı olmasa gerek. Ercan Karakaya.