1.12.10

Barceleona' Başkent, anti futbol, endüstriyel tasarımlar, sermaye, ukalalık da ona eşlik ediverdi. Katalunya, La Masia, altyapı, Cruyff, mahalle çocukları, UNICEF, emek, güzel oyun yine kazandı.

Güneşli bir Pazartesi yaşanmadı  belki Barcelona'da ama, El Clasico'da gelen tarihi zafer, Güneşli Pazartesiler'den bir kesit sunar gibiydi, başrolünde Javier Bardem'in olduğu.  Bizim hikayelerimizi anlatan, bir kulüpten daha öte olan FC Barcelona, sezon başından beri susarak hazırlandığı rekabete yeni bir boyut daha ekledi bu ölümsüz Güneşli Pazartesi'de.
Maçın pazartesi günü oynanmasının sebebi Katalunya yerel seçimleriydi ve sandıktan CIU -conservative Catalan nationalist coalition- çıktı yine. Bu sonucun İspanya nezdinde politik yansımaları olabileceği konuşuluyor.
Şimdi La Rambla'da Rumba de Barcelona çalıyor Manu Chao'dan, duyuyorum bu coğrafyadan bizim hikayemizi.

Manu Chao, 2002'de Glanstonbury Müzik Festivali'nde, sırtında Galatasaray formasıyla -üçüncü sınıf dünya ülkelerini temsil ettiğine inanarak- söylüyordu bu şarkıyı. Manu Chao politik birisi, şarkı  sözlerindeki mesajlarla, durduğu yerle, Maradona, Kusturica gibi güzel insanlarla olan ilişkileriyle bunu açıkça gösteriyor. Anarşizme yakın olduğu söylenir, EZLN'ye uzak değildir, anti kapitalist olarak bilinir.

Aynı konserde kolunda da Bilbao atkısı sarılıdır Manu Chao'nun. Annesi Basklı, babası Galiçyalı'dır ve ebeveynler Franco'nun diktatörlüğünden kaçıp Fransa'ya yerleşmek zorunda kalırlar, Manu Chao da Paris'de doğar. Ayrıca dedesi hüküm altında ölmüştür. Athletic Bilbao atkısı takmak, Barcelona sokaklarına dair şarkı yapmak sadece ezilenler tarafı değildir meselenin, ailenin yaşadıklarından da kaynaklanır.

La Bressola diye bir Katalan okul sistemi var -Kuzey Katalunya- Güney Fransa'da, 1976'da başlayan, Franco döneminin bitimiyle. Katalan dilinde eğitim verilmesine dayanıyor. FC Barcelona, açık bir biçimde bu duruma destek veriyor, Rijkaard döneminde bir maça pankartla çıkmışlardı.

Günümüzün en entellektüel oyuncularından -Sarkozy bakanlık teklif etti, ırkçılık karşıtı işlerde hep adı vardı- Lilian Thuram ve Katalan Oleguer de okul ziyaretinde bulunup, bir manifesto okudular Katalan dilini savunan. Manu Chao da bu organizasyonun önemli katılımcılarından biriydi. FC Barcelona ile böyle de özel bir bağlantısı var.

Manu Chao nasıl bir adamsa, FC Barcelona da öyle bir takım işte, güzel!

Rumba yapar gibi oynadılar yine, nefes aldırmadılar maçın başından sonuna rakibe.

***

Önce maç sonrası istatistikler;

Camp Nou'da oynanan son 28 El Clasico maçında, FCB 19 galibiyet 7 beraberlik ve sadece 2 yenilgi aldı, dile kolay 30 yıl nerdeyse.

Jose Mourinho, teknik direktör olarak çıktığı  6. Camp Nou maçında da kazanamadı, 4 yenilgi ve 2 beraberlik yazıyor hanesinde.

Guardiola, FC Barcelona'nın başında 143 maça çıktı ve 104 galibiyet aldı. Asıl ilgi çekici olan yenilgi sayısının sadece 13 olmasıydı ve Pep, hiç bir teknik adama iki defa yenilmedi, 13 farklı isme mağlup oldu, Mourinho da bu geleneği değiştiremedi.

Guardiola'nın kariyeri boyunca Camp Nou'da kaybettiği 3 La Liga maçı da küme düşme potasına yakın takımlara karşıydı, Espanyol, Osasuna ve bu sezon lige yeni yükselen Hercules. Pep, ligin üst sıralarında yer alan takımlara karşı evinde hiç kaybetmiyordu, değişen olmadı.

Cristiano Ronaldo, Barça karşısına çıktığı 6. maçtan da gol atarak ayrılamadı. Keza, Messi de Mourinho takımlarına karşı 8. maçında ağları bulamadı. Gol pası da vermemişti daha önce, bu açığı kapattı en azından ve bu istatistiği oyuna etki anlamında yerle bir etti.

Guardiola, oyuncu ve teknik direktör olarak çıktığı 13. El Clasico’yu da kaybetmedi. 10 galibiyet ve 3 beraberliği var.  Ayrıca, üst üste 5. El Clasico'sunu da kazandı. Bu maçlarda 16 gol attı Barça ve kalesinde sadece 2 gol gördü.

Mourinho'nun Barça'ya karşı istatistiği 11 maç 5 yenilgi, 3 beraberlik ve 3 galibiyete dönüştü. Pep'e karşıysa 3 yenilgi, 1 beraberlik ve 1 galibiyeti var Jose'nin, özel olanın, en iyi denilen teknik adamın.
***

Şair şöyle diyordu;

Şimdi dingin gövdende büyüyen sessizlik

Ellerimde patlamaya sabırsız mavzer olsun

Mourinho konuştukça, polemik yaratmaya çalıştıkça onlar sustular, daha önce de susturulmuşlardı, dilleri yasaklanmıştı, alışkındılar, tarih bilinçleri vardı. Sessizlik büyüdü, geçen sezondan kalmaydı biraz da. Jose'ye duyulan öfke, Drogba'nın golünden sonra kayarak sevinmesi ya da Inter'le tur atlayınca tek parmağı havada sahanın ortasına dalmasından öteye geçmişti artık. Silah patladı sonunda, Katalanlar bu geceyi uzun zamandır bekliyordu, intikam servis edildi yağmurlu bir gecede, soğuk olmalıydı. Ronaldo da nasibini almıştır elbette, 8 atamazlar diyordu, çok yaklaştı, az daha skoru biliyordu.

Jose oturup kaldı kulübede, çıkamadı, pozisyonunu bile değiştirmeden izledi maçı ikinci yarı.  Çaresizdi ve sonunu hazırlamasa da, sorumlusu olduğunu biliyordu gecenin. Psikolojik savaş taktikleri de yetmedi.

Tercüman yenildi.

Başkent, anti futbol, endüstriyel tasarımlar, sermaye, ukalalık da ona eşlik ediverdi. Katalunya, La Masia, altyapı, Cruyff, mahalle çocukları, UNICEF, emek, güzel oyun yine kazandı.

Tarih onları yazacak, yeryüzünün en güzel oynunu sergileyen takımını, FC Barcelona'yı, bir kulüpten daha öte olanı. Bizim hikayemizi anlattılar güneşli bir pazarteside, Manu Chao eşliğinde.

Pique'nin eliyle bitirelim, tercümanın yüzüne doğru tutarak;

Beş, beş, beş, beş...

A. Eren Loğoğlu