İçeride bir ironi bizi bekliyor. Hrant’ın katillerinin ve Pınar’ın yargılandığı salonun çevresine yepyeni hoparlörler yerleştirilmiş. Sanıkları anons etmek için olsa gerek. Altlarında AB ve Türkiye bayrakları ve yanında ‘Üyelik Öncesi Yardım Programı’ sayesinde alındıkları yazıyor.
Pınar’ın avukatlarından Ayhan Erdoğan’a hoparlörleri gösteriyorum, “Onlar Avrupa’dan, ama hukuk değil. Adalet sistemi kötüydü, daha kötüye gidiyor” diyor. Mahkemede sunum yapacak, “Devletin yaptıklarının kamera arkası görüntülerini izleyeceksiniz” diyor. Gösteriyor da. Üç boyutlu, patlama anını dahi barındıran bir animasyon. Kanıtlar net.
Mahkeme salonuna balık istifi doluşuyoruz. En büyük yer sanıklara ayrılmış ve ama kimse yok. Meydanın ortası boş. Orada olmamızın ne kadar boş olduğunu anımsatıyor.
Duruşma başlıyor. Sanıklara tebligat gönderilmiş. Maşallah Yağan da Pınar’la birlikte yargılananlardan. Mahkeme başkanı “adresinde bulunamadığını” söylüyor. Yağan’ın avukatı “Elbette, çünkü Tekirdağ F Tipi Cezae-vi’nde” diyor. İçimden pes diyorum.
Hayatı mahkemelerde geçmiş, Demirciler Çarşısı Cinayeti’nin mahkeme başkanı Yaşar Kemal de salonda. Solunda Adalet Ağaoğlu. Elinde Radikal’den kesilmiş bir köşe. Dilek Kurban’ın yazısını okuyor. Bir ara Yaşar Kemal kendini tutamıyor. Savcıya “Kız Almanya’da doktora yapıyor niye gelsin!” diye sesleniyor.
İki stajyer avukatın arasında oturuyorum. Çağla Hanım duruşmayı pürdikkat dinliyor. “Zor değil mi böyle bir dünyaya gireceksiniz?” diye soruyorum “Söyleyeceklerimi yazarsanız beni de burada yargılarlar, izlemeye gelirsiniz” diye takılıyor. “Hâkim olmak istiyorum. Soyadımı yazmayın bari” diye şaka yapıyor.
Pınar’ı bir avukat ordusu savunuyor. İçeride 35 avukat var. 14’ü kadın. Savunma yapanların tamamı erkek. İnsan “Bir feministin yargılandığı davada hiç olmazda bir kadın avukat savunma yapsaydı” diyor. Avukatlardan canla başla çalışan Yasemin Öz’ü görüyorum. “Yok, ama biz de çok çalıştık” diyor. 12 yıldır çoğunluğu kadın bir çok insan bir maraton koşuyor.
Mahkeme salonu küçücük. Başkanın arkasında “Adalet Devletin Temelidir” yazıyor. Dil değişiyor ama zihniyet aynı. Savcı ve hâkim yan yana oturuyor. Oysa savcının da aşağıda, halkın düzeyinde olması gerekmez mi?
Hep yan yana oturuyor, ama ayrı duruyorlar. Savcı tekrar yargılansın diyor. Mahkeme başkanı bizi sevindiriyor. Beraat istiyor. Ama bu kaçıncı beraat? Türkiye’de mesele adalet olunca, üflenmeden yoğurt yenmez.
Koray Çalışkan..