Her lider gibi, büyük işler yapmak, tarihe farklı geçmek istemi sizde de olabilir. Eğer gerçekten bunu istiyorsanız, bunun için herşeyden önce bu mektubu yazmayı zorunlu kılan ortamı yok etmelisiniz. Bin yıldır bu topraklarda yaşayan ve bu topraklarla yoğrulmuş Alevilerin tarihin kara sayfalarına geçecek bir eylemleri olmamıştır. Bugün geldiğimiz bu noktada en ufak bir sorumlulukları yoktur. Ülkenin içinde bulunduğu bugünkü kaos, Alevileri düşman sayan zihniyetin ürünüdür. Bir ülkenin refahı ve istikrarı yalnızca ekonomiyle ve siyasetle sağlanamaz, aynı zamanda sosyal yapısıyla da ilgilidir; Türkiye’de Kürdün Hakkını Türk, Türkün Hakkını Kürt, Alevinin Hakkını Sünni, Sünninin Hakkını Alevi savunmadıkça sosyal barışı kalıcı kılmak mümkün değildir. Tarihe böyle bir ortam yaratılarak geçilir.Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’a
ANKARA
Sayın Başbakan,
12 Haziran’da yapılacak olan genel seçimlerden dolayı ülkemiz seçim atmosferine girmiş bulunuyor. Her geri kalmış (daha doğrusu bırakılmış) ülkede olduğu gibi ülkemizde de seçimler bir dönüm noktası, bir yeniliğin gelmesi olarak algılanır ve beklenti yüksek olur. Doğaldır ki siyasi partiler bu beklentilere karşılık verecek ve oy alacak çalışmalar yapar, bunları halka duyurur, anlatır. Ne yazık ki bu çalışmalar ülkemizde, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi iletişim araçları üzerinden değil, bizzat sizin tutumunuzda olduğu gibi meydanlara çıkılarak yapılıyor. Çağı yakalamak yalnızca çağın modern araçlarını kullanarak değil, onları zihniyet olarak da algılamaktan geçiyor. Ama sizin tutumunuzda bunu göremiyoruz.
Siz de Sayın Başbakan, diğer siyasi parti başkanları gibi meydanlara çıkıyor ve konuşmalar yapıyorsunuz, yapmalısınız. Ancak sizi farklı kılan şey konuşmalarınız. Şu sözler size ait: „Biliyoruz ki Sayın Kılıçdaroğlu Alevilik Kültürü‘yle yetişmiş bir insandır. Alevidir ancak Hacı Bektaş-ı Veli’ye saygılı olması gerekir. Hacı Bektaş-ı Veli ne diyor, ‚eline-diline-beline hakim ol‘ diyor. ‚Edep yahu‘ diyor. Ama bunlarda bu var mı? Yok.” Bu ve benzeri cümleleri her gittiğiniz meydanda, salonda, fırsat bulduğunuz her yerde dile getiriyorsunuz. Bundan önceki Referandumda da her fırsatta Alevilere ve Aleviliğe atıfta bulunarak ‘propaganda’ yaptınız. Alevilerin kıyımına fetva çıkaran Ebu Suudlara saygılarınızı eksik etmediniz. Yargının dedelerin emriyle çalıştığını iddia ettiniz ve yargıyı bir mezhebin etkisinden kurtaracağınızı vadetttiniz. Yani sizin Alevilik ve Alevilerle ilgili konuşmalarınız, diğer parti liderlerinin meydanlarda size söylediklerine karşılık değil, sizin bilerek ve isteyerek planladığınız konuşmalardır.
Sayın Başbakan,
Etnik ve inanç kökenleri üzerinden siyaset yapmak, siyaset üretemeyen siyasetçilerin seçeneğidir. Eğer meydanlara çıkılıyorsa ciddi şeylerin konuşulması gerekir; halkı heyecanlandırmak yalnız inanç ve etnik köken üzerinden yapılan vurgularla mümkünse eğer, ortaya seviyeden yoksun, yavan, sığ bir siyaset çıkar. Ne yazık ki 21. Yüzyılda ülkemiz böyle bir dönemi yaşıyor.
Unutmamak gerekir ki, toplumsal bellekle reel tarih birbirlerinden çok farklıdır; Tarih bir ülkede veya toplumda yaşanan katliamları, kıyımları, ölenlerin sayısını kayda geçerken toplumsal bellek çekilen acıları ve aşağılanmaları kayda geçer; türküler, ağıtlar, destanlar buradan türerler. Alevilerin Cumhuriyet ilişkilerini, bu açıdan da değerlendirmek gerekir. Onca kıyım ve ölüm varken ‘Kerbelâ’ ve ‘Yezid’ bu yüzden belleklere kazınmıştır. Hz. Ali de şehit edilmiş olmasına rağmen ‘Kerbelâ’ bu yüzden öne çıkmıştır.
Sayın Başbakan,
Bulunduğunuz mevki hepimizin saygı duyduğu, duyması gerektiği ve hepimizi (inançtan bağımsız olarak) kapsayan bir makamdır, yüksek bir makamdır. Ancak burada bulunanlar, süreleri ne kadar uzun olursa olsun, geçicidir. Siz de o makamda, sizden öncekiler gibi, geçicisiniz. Bu makamı kullanarak yaptığınız konuşmalarda Alevi sözü geçtikten sonra yuhlamalar başlıyor ve siz rahatsız olmuyorsunuz, hatta teşvik ediyorsunuz. Türkiye’de ilk kez yaşanan bu olayla siyaset dini-mezhebi bir eksene oturtuluyor. Mezhepsel kimlik üzerine oturmuş bir siyasetten o ülkeye yalnız ve yalnız zarar geleceğini gösteren onlarca örnek var etrafımızda; ‘Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelere ve mezheplerine bakmak bile yeterli olacaktır. Bu ülkelerin yöneticilerinin aynı mezhepten olmaları onları kurtarmaya yetmedi ve başta siz olmak üzere hepimizi sıkıntıya sokuyor, kaygılandırıyor.
“Eğer Alevilik Hz. Ali Keremallahü Veche’yi sevmekse, ben Alevilerden daha çok Aleviyim. Ama bunların yaşamında Hz. Ali var mı? Hz. Ali gibi yaşamak var mı? Yok. Hz. Ali nerede, bunlar nerede?” diyorsunuz.. Alevilik yalnızca Hz. Aliyi sevmek değil onun adına kurumlaşmış değerler bütünüdür ve bunlar size çok uzaktır. Kısacası bizden daha çok Alevi olmanız mümkün değildir. “Bunlar Hacı Bektaş-ı Veli’yi bile anlamamışlar” diyorsunuz. Uluların sözleri 3 anlamlıdır; Bu sözlerden âlim başka, cahil başka, ehli başka anlam çıkarır. Sözlerinizde hangi anlamı kastettiğinize dair bir bilgi yok.
Sayın Başbakan,
Satırlarımızı Derviş Ali’nin dizeleriyle bitirelim:
“Cehennem dediğin dal odun yoktur
Herkes odununu burdan götürür”
Bilmenizi isteriz ki, bu satırları kaleme almak bizim için çok kolay olmadı ve çok düşündük. Ancak, neredeyse istisnasız her gün aynı şeylerin tekrar ediyor olması ve basında çıkan eleştirilere rağmen aynı tavırda devam etmeniz bizleri bu mektubu kaleme almaya zorunlu kıldı; „söz ağızdan çıkmadığı sürece sizin esirinizdir, çıktıktan sonra siz onun esirisiniz“
Siz, tarihe, yalnız heykel yıkan değil, ülkenizdeki bir inancı yuhalatarak „nefret suçu“ işleyen bir başbakan olarak da geçeceksiniz!
Böyle bir mektubu kaleme almak zorunda kalışımızın üzüntüsü içersinde
Saygı ile...
Alevi Bektaşi Federasyonu