27.5.11

Bir RTE Masalının Sonuna Yaklaşırken..


Kısaltılmış haliyle RTE denen mahlûkat, yine esip gürlüyor...

En son Tekel işçilerine caka satıp, racon kesti.

Garip guraba edebiyatı yaparak tırmandığı merdivenlerden tekrardan baş aşağı düşeceğini düşünmüyor olacak ki; alacakaranlık vakti baykuş gibi ötüyor...

Hemen aklımıza ötüşün kuşlar türküsü gelse de, türkümüzün otantik yapısı ile RTE’ nin ruhi- fizyolojik- anatomik vs. her neyse, yapısı bağdaşmadığı için söylemekten vazcayıyoruz.

Ee minareyi çalan kılıfını uydurur değil mi, Sayın Başbakan hazretleri? Olur, olur olmaz demeyin. Ya uyduracak bir kılıf kalmazsa ne olur? Onunda vardır bir çaresi.

Durmak yok yola( yolmaya ) devam
, elbet yolları Amerika sokaklarına da çıkar. Fetul- bağnazın komşusu olur, tıpkı Fetul- bağnaz gibi salya sümük zırlayıp ahde vefa güfteleri besteler, dokunaklı memleket isterikli nameler mırıldanır... Malikânesinde gaza gelip değiştiğini kanıtlamak adına Amerikan aksanıyla ingilizce başlığı I Love You Turkey olan şiiri okurmu? Yok, daha neler, o one munite' den vazgeçmez kardeşlerim. İşkembeden de olsa şair kılıklı biri. Bulur Ziya Gökalp ve Necip Fazıl'dan bir pasaj, yapar numarasını oralardan. O alışıktır bu tür sahnelere!
Neyse, cami minaresini meseleye fazla karıştırmadan, Cami ve RTE özgülünde var olan yakınlık ilişkisine değinelim. Ne alaka hemşerim demeyin, sabredin anlatayım!


Recep Tayyip’in Dolambaçlı Yükselişinin Öyküsü!

RTE, RTE olmazdan önce ' atma recep din kardeşiyiz ' havalarındayken, ehli Müslim iken pek şahsına münhasır bir şahsiyetmiş... Bizde anlatanların yalancısıyız!

Ahmet ve Tenzile Erdoğan çiftinin Rize'nin dağ köyünde, çetin doğa koşullarında başlayan hikâyesi x bir zamanda İstanbul’a uzanıyor. Recep Tayyip bebemizde 26 Şubat 1956 tarihinde dünyaya geliyor. Küçük Recep bebeklik, çocukluk aşamalarından geçip Kasımpaşa sokaklarında sürttüğü gençlik yıllarına değin yaşamı aynı döngüde sürüverip gitti.

Kütük olarak ( yanlış anlamayın bu kütük ilk düşündüğünüz değil ) Rize'lidir. Rize’nin Güneysu ilçesindendir. İşin garip tarafı Batum göçmeni Gürcü bir ailenin çocuğudur. Recep Tayyip bebemiz, büyüsünde adam olsun türünden bir ilgi görmüş mü, bilenmez ama emekleme- pinekleme evresini atlattıktan sonra en yakın kuran kursunun yolunu mesken tutmuş, kitabı hatim etmek için az çile çekmemiştir. İlkokul ile cemaat arası dokuduğu mekiklerden bunaldığı zamanlarda bir yolunu bulup top peşinde koşturmuştur.

Daha memleketteki politik atmosferden etkilenecek yaşlarda değildir. Sabahın kuşluk vakti ezan sesiyle namaza durur, biraz oyalandıktan sonra dosdoğru cumhuriyet okuluna gider, beslenmesi elinde ilkokulun bahçesinde ' günaydın arkadaşlar ' komutuyla birlikte 'ne mutlu Türk'üm diyene ' demek için avazı çıktığınca bağırır, sınıfta boy farkından kaynaklı arka sıralara oturur, ' Ali topu at- Ayşe topu tut ' denklemiyle okuyup- yazmayı öğrenmeye çalışırmış...

Peki, teneffüslerde ne yapar(lar)mış? Civcivlerin ötüşü gibi çığırıp koşuşan minik öğrencilerden farklı bir şey yaptığı yokmuş... Beş dakikada beş gol atmak için el'de top, bulamazlarsa bildiğimiz yusyuvarlak taş'la tek kale maç yapar(lar)mış. Recep çocuğun forvetliğe merakı o yıllardan başlıyor. Ama kaderin kötü bir cilvesi reel top'çu ( futbolcu ) döneminde defansif oynamaktan yakayı kurtaramadı. Taki jübileden sonra ona açılan sahalardan geçinceye kadar...

Okuldan döner dönmez bu seferde çember sakallı hocanın karşısında ' elif- be- te ' yi okuma sınavına girermiş. Kuran'la şaka olmaz, okuyamadı mı vay haline, kızılcık sopası ini verir avuçlarına. Vesselam zor dönemlerden geçti Recep Tayyip...

Emine'sini tanımazdan önce hiç kız arkadaşı oldu mu, arkadaş ortamında gizlice sigara tüttürüp, içki içti mi? Bilinmez. Bilinse bile ne diyeyim pek bizi ilgilendirmez. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir denir. Recep Tayyip'in gelişimini özetlerken, dün ve bugün diyalektiğini bu atasözünü referans alarak vurgulamak gerekir. Yani; dün boktu bugün koktu kolaycılığında tanımlama yapmayalım diye edepli cümleler sıralamaya çalışıyoruz. Lakin konumuz RTE olunca dilimizin olmayan kemiği daha bir gevşiyor...

Sevsinler seni Recep, yürüde ense traşını görelim dememek için sabrımızın sınırlarını zorluyoruz. Ama ne düzeyde incitici söz etmeyiz, Allah bilir. Buraya kadar iyi idare ettik galiba!

Kasımpaşalı Recep Tayyip’in Çelişkilerinden Varsayımlar!

Kasımpaşalı Recep, gençlik yıllarında yoksullukla örülü cefakâr yaşanmışlıklarla isyankâr hallerdedir. Anlam veremediği dünya işlerinden sıyrılmak adına metaforizması bozulmasın diye dini içerikli yayınları okuyor, terapik metotlarla rahatlamaya çalışıyor. Çevresini kuşatan bıçkın delikanlı havalarındaki semt arkadaşlarının argo konuşmalarına kulak vermese de, bilinçaltına yerleşen cümlelerin çoğunluğunu bu argolar oluşturacaktır. O tarihlerde Kasımpaşa'da iki türlü konuşuyor ahali. İlki; tersanelerde çalışan ve emeğin dilini konuşanlar, ikincisi; semtin sokaklarında serserilik yaparak yan gelip yatan ve müslüman Türkiye çığırtkanlığıyla böğürenler...

Karmakarışık duygular içinde, arayış halindedir. Kasımpaşa artık ona dar gelmektedir. Açılmak ister ve o gücü kendinde bulduğunu sandığında Beyoğlu’na doğru yokuşu teperek tırmanır. Gördüğü kalabalıklar gözünü korkutur ve bambaşka bir ülkeye aitmiş hissine kapılır. Eğlenen, sinemaya gelen, alışveriş yapan, kız arkadaşlarıyla el ele gezen yaşıtlarına öfkeyle bakar. Histerik sinir krizi geçirme aşamasına gelmeden koşar adım aşağıya doğru adımlarını hızlandırır. Dilinin ucuna küfürlü laflar gelse de hemen kendine çeki düzen verip tövbeler edermiş. Ama şeytana alet olup Beyoğlu dikizciliğinden de geri durmazmış...

Recep yine benzer rutin Beyoğlu seferinin birinde, Şişhane yokuşunda kadınlı- erkekli kol kola yürüyen ve eşitlik- özgürlük- sosyalizm diyen kalabalığı görmüştür. İrkilmiş, geri geri kaldırımda seyir ederken arkasına bakmayı unuttuğundan duvara toslamıştır. Toslamanın şiddetiyle dengesini kaybetmiş, yere düşmüştür. Rivayet odur ki; anlık bu durum karşısında Recep'in sakarlığına kalabalıktan gülenler olmuş ama kortejin sorumlularından elinde kızılbayrak olan genç bir bayan yere kapanan Recep'e yardımcı olmak istemiştir. Bir elinde kızılbayrak, diğer eli kendisine uzanmış bayanın insancıl refleksi karşısında tersten dumura uğramıştır. Bu da ne demek şimdi tavrı sergilemiş, cuma hutbelerinde işgüzar imamın; ' din elden gidiyor, dinsizler ellerinde Moskof bayraklarıyla yürüyor, evinde oturması gereken kadınlar alet oluyor bunlara vs. ' sözlerini anımsamıştır. Günahın neresinden dönülürse kardır demiş ve titreyip kendine gelmiştir. O artık yeminli bir devrim düşmanı olma yolundadır. Peki ya çelişkileri azalmış mı? Doğrusu buna evet denilemez.

Futbolcu Recep Tayyip’in Topçuluktan Politikacılığa Terfisi!

Devlet okulu İHL’ de öğrenimine devam etmektedir. Oradaki ilişkiler ve gruplaşmalar dikkatini çekiyor. Ama Recep asosyal kişilik özelliği sebebiyle ortama ısınamıyor. Ah o kahrolası çelişkiler yokmu, usundan çıkmıyor bir türlü. Anlam vermediği o kadar çok şey var ki, kurtuluşu din'de arıyor ve cemaat evlerinde soluğu alıyor. Benliğini sarıp sarmalayan kuşkular tepkiselliğini arttırıyor. Kasımpaşa futbol takımıyla çıktığı maçlarda karşı takım oyuncularına hiçte centilmen olmayan fauller yapıyor, değim yerindeyse kart görmekten futbol oynamaya fırsat bulamıyor. Bir, iki, üç... Recep maçlarda kırıp geçiriyor rakipleri. Yanlış anlaşılmasın skor yönünden değil, sakatlama klasmanında. Ee elalemin eli armut toplamaz. Günün birinde Recep Tayyip'e kafayı takan, ismi bizde saklı vatan evladı ' yeter ulan ' dercesine kırıveriyor ayağını bizimkinin. Alma mazlumun ahını çekersin aheste aheste atasözü Recep'in kulaklarına küpe olmuşmudur? Sanmıyoruz ama futbola zorunlu veda ediyor...

Konumuzu kurgusallığımızla biraz dramatize edelim. Yalakaları kalemşorlardan okuduğumuz kadarıyla şu eklemeyi yapalım. Kıt kanat geçinen Recep Tayyip, parasızlıktan futbol için gerekli olan malzemeleri satın alamıyormuş. Bir kramponu bile yokmuş. Kapısını arşınladığı cemaat ise top koşturmasına sıcak bakmadığından arka çıkmıyor. Neyse ki semt esnafı olaya el atmış ta, Recep’e krampon temin edilmiş…
Recep’in futbol yaşamı sakatlıkla son bulsa da kurgumuzun ötesindedir. İstanbul’da mahalli takımlarda top oynamıştır. İETT ve Erokspor’da lisanlı oyunculuk ve takım değiştirmelerden transfer ücreti aldığı biliniyor. 16 yıl boyunca hem İslam gericiliğine hizmet için didinip durmuş, hem de futbolculuk kariyeri için top peşinde koşturmuştur.

Futbol oynama şansını kaybetmesi onda ruhsal çöküntülere neden olur. Boşluğa düşmüştür. İsmini hala bildiğini sanmadığımız Makyavel gibi iktidar, erk, güç olma meselelerine kafa yormaya başlıyor. İktidara giden yolda her şey mubah lafı bir yerlerden kulağına üflenmiştir. Silik ve kaba kişiliği ile bir baltaya sap olamayacağının farkındadır. Nereden başlamalı? Sorgulaması yapar. Ama geleneksel inanç esaslarıyla çeliştiğini düşündüğünde dehşete kapılır, Kasımpaşa merkez camisinin miracında, gök kubbenin dibine sinermiş. Recep’te vuku bulan bu gel- git ler cemaatinde gündemindedir. Akıl sağlığından kuşku duyuyorlar…

Bu tarz kurgusal anlatımlarda sıkça işlendiği üzere aksakallı hacı dede figürü devreye girer. Recep’e kol kanat gerer. Dönem SSCB heyulasına karşı din ve millet birliği için cihada durma zamanıdır. Her ne kadar 68 devrimci öğrenci hareketi postal darbeleriyle ezilse de Komünist odaklar yeniden toparlanmakta dini duyguları zayıflayan milleti etkilemektedir. Hacı dedenin hitapları Recep’te içten içe depreşen güç- iktidar olma duygularını kamçılar. Önünde iki seçenek vardır. Ya; normal tahsilini tamamlayıp devlet İşletmelerinde memur olacak, Ya; İslam âleminde gelene ağam gidene paşam diyerek istikbale uzanacaktır.

Recep Emine’sine Kavuşuyor, Akıncılıktan Milli Görüşe!

Lakin hala bir şeyler eksiktir, genç Recep’te… Siyaseten tercihini yapmıştır. Kararlı adımlarla ilerleyecektir. Radikal İslamcıların doluştuğu ( yıllar sonra hemen hepsi yumuşatılmıştır ) Akıncılar teşkilatının militanıdır. Üniversite yıllarında Milli Türk Talebe Birliğinde yer edinmişe de o ve türevleri daha çok İslam ümmetçiliği yapan Necip Fazıl Kısakürek’ in büyük İslam ütopyası ile meşguldüler.

Ama Recep nedense mutlu olamıyor ve bu yönlü sorulara muhatap olduğunda sessizliğe gömülüyormuş. Yine meçhul aksakallı dede devreye girer. Recep’e cami avlusunda örnek Müslümanlık bağlamında ajite çeker. Evladım artık mürvetini görmeliyiz der. Ailene de layık olabilecek helal süt emmiş dini bütün bir kız çocuğuyla seni baş göz edelim, ne dersin der. Kızarıp bozaran, terleyen genç Recep eni sonunda ağzındaki baklayı çıkartır. Ne demek hocam en iyisini siz bilirsiniz cevabını verir. Aksakallı dede cevaptan memnun terk ederken avluyu arkasından bakakalan genç Recep; ulan ne mübarek adam bu yav. Melek midir nedir, leb demeden leblebiyi anlıyor… Biçiminde sesli düşüncelere dalacaktır.

Genç Recep heyecan dolu keşmekeşlikle kısmetlisini bekleye dursun, aksakallı dede ve cemaat başkaca hesaplar peşindedir. Emine hanım kızımızın abisi Hüseyin Gülbaran kız kardeşi hakkında kaygılarını sürekli dillendirmekte, ilgili ağabey pozlarıyla dert yanmaktadır. Durum kritiktir. Nedenine gelirsek; Emine hanım kızımız örtünmüyor, gâvur icadı sinema ve tiyatrolara gidiyormuş. Pekte kırılganmış kızcağız. Bir keresinde ağabeyi kendisini dövüp örtüneceksin anladın mı beni dediğinde intihara kalkışmıştır. Emine hanım kızımız günümüzde kasılmaktan gerilen yüzüne rağmen o zamanlar güler yüzlü, ince kalpli ve romantizme inanan bahtsız bir kızcağızdır.

Emine ile Recep’i baş göz etmeye karar veriyorlar. Roman okuyan ve şık giyinmeye özen gösteren Emine kızcağız böyle giderse Avrupai havalarında genç bir erkeğe gönül verebilirmiş. Daha kötüsü romantizm illeti başka felakete kapı aralayabilir, romantizmden komünizme sıçramalı bir geçişe dönüşebilirmiş. Velhasıl kesin tarihini bilmediğimiz ( merak etmedik ) x zamanda önce dini nikâh sonra resmi nikâhla evleniyorlar…

Politika zor zanaat olsa da Recep Tayyip basamakları seke seke tırmanıyor. Rüştünü kanıtlama uğraşına ara vermez. Akıncı gençliğin ( AK-GENÇ ) faal üyesidir. ( Bu arada bir parantez açmakta fayda var. Ak- genç resmi anlamda 1 Mart 1980 tarihinde MSP’ nin ( Milli Selamet Partisi ) gençlik örgütü olarak kurulmuştur. Ama akıncı gençliğin faaliyetlerini bu tarihle başlatmak doğru değildir. Evveliyatı vardır. ) Hem milliyet, hem İslamiyet karışımı fikirlerle ‘ sınırsız İslam devleti ‘ amacı doğrultusunda toplumsal halk hareketine karşı çeşitli kışkırtma ve saldırılara katılır. Tıpkı yol arkadaşı Abdullah Gül gibi milli görüş gömleği giyer. Necmettin hoca daha henüz bizim fırıldağı keşfedecek pozisyonda değildir.

Liderleri Necmettin Erbakan’ın mühendisliğinde mukaddes İslam ideolojisinin iktidarını muştulayacak büyük günlerin özlemini paylaşır. Bu yıllarda Recep Tayyip partisinin yaşıtlarına oranla biraz öne çıkmış İslam neferlerinden biridir.

İlk siyasal mevkisini 1976 yılında, MSP‘nin Beyoğlu gençlik komisyonu başkanı unvanıyla kazanır. Aradan geçen kısa süre içinde MSP’ nin il başkanlığına seçilecektir. Politik birikim noktasında çok yetersizdir ve kendinden yaşça büyük kaşarlaşmış milli görüşçülere sözünü dinletemez. İlk teşkilat başkanlığında karnesi bol sıfırlarla doludur. Lakin bir yerlerden yürü ya kulum recep torpilini almıştır. MSP İstanbul teşkilatının ağır topları pek kendisine ısınamamış olsa da partinin görünmeyen maddi otoritesi Recep Tayyip’e olur vermiştir. Bu gücün ne olduğunu merak edenlere sadece şunları söyleyelim. Devletin bütün kurumlarında kök salan şeriatçı tarikat/ tarikatlardır. Özellikle Recep Tayyip ile Abdullah Gül ilişkisine ve nerelerden icazet aldıklarına bakılırsa mesele aydınlanır kanısındayız.

Bu tarihsel kesitin kesintiye uğradığı 12 Eylül askeri faşist darbesi gerçekleşir. Milli görüş teşkilatının şef takımı bir süreliğine tutukevinde zorunlu misafirliğe alınır. Tabi Recep’i bir korku sarıyor, her ne kadar ordu aleyhine tek cümle söz etmemişse de darbeden payına düşeni alabilirdi. Bize sorarsanız Recep’i önemseyen yoktur. Alıp turşusunu mu kuracaklar…

Bizimki Kasımpaşa semtinin sokaklarından bile çekiliyor. Recep kayıplardadır. Sanki yer yarılmışta içine düşmüş gibidir. Camiye de gitmez olmuştur. Kiracı oldukları evde Emine hanımın başına bela durumdadır. Dua saatlerinin dışında çocuklarıyla vakit geçirmektedir. Özellikle büyük oğlu Necmettin Bilal ‘e özel ilgi gösterir. ( Recep- Emine çiftinin Necmettin, Ahmet, Esra ve Sümeyye adlarında dört yavrucağı vardır. ) Liderinin ismini verdiği çocuğuna her bakışında hocası Necmettin’i düşünüp iç geçirirmiş. Bir süre sonra korkusunu yenecek gelişmelere tanık olacaktır.

12 Eylül faşizmi devrimci sol hareketleri hedef tahtasına çaktığı için generallerin milli görüşçü şaklabanlarla özde bir meselesi yoktur. Olmadığı gibi ordu- millet ülküsüne hizmet edecek şekilde önlerini açmayı da planlamaktadırlar. Necmettin hoca da ordu hakkında tipik yalakalık örneği sayılan güzellemelerle rolüne ısınan oyuncu pozları vermekte, mevcut planlamaya yeşil ışık yakmaktadır.

Yeşil Bayrak, Yeşil Işık, Yeşil Sermaye!

80’li yıllara damgasını vuran iki politik şahsiyet vardır. Darbeci Kenan Evren ve Turgut Özal, düzenin yeniden yapılandırılmasında başat rol oynayan iki unsurdur. Bu süreç devlet aygıtının neoliberal dönüşüme uyumlu hale getirilmesi ve bu bağlamda direnç gösterebilecek güçlerin hizaya çekilmesi veya tasfiyesi edilmeleri biçimde işlerlik kazanacaktır. 12 Eylül faşizmi, işçi ve emekçiler için 24 Ocak programı diye bilinen iktisadi- politik yıkım saldırganlığının kurumlaşmasını amaçlamıştır. Devrimci muhalefetin dağıtıldığı, sendikaların yasaklandığı, sosyal yaşam alanlarının nefissiz bırakıldığı koşullar ve saldırganlığın yoğunluk düzeyi egemen sınıflara büyük yararlar sağlamıştır. Hatırlanırsa burjuvazinin bir temsilcisi, 12 Eylül faşizmini değerlendirirken, ‘düne kadar işverenler ağlıyordu, şimdi biz güleceğiz, işçiler ağlayacak ‘ nidalarıyla paşaları selamlamıştı.

Bir Kenan Evren fenomeni tüm yurtta esmektedir. Mübarek, ülkeyi kışla gibi görmekte, askeri iç hizmet kanununa benzer kararlarla sevk ve idareyi kontrol etmektedir. Mesele devrimciler olunca asmayalım da besleyelim mi diyen Kenan Evren, halkın karşısına çıktığında dini söylevlere sarılmakta, görüşlerini kurandan ayetlerle şırınga etmektedir. Diyanet kurumu en parıltılı dönemini Evren’le birlikte yaşamış; kuran kursları, zorunlu din dersi, İHL, İlahiyat Fakülteleri ile toplumun sosyal- siyasal duyargalarını zayıflatan araçlar hızla örgütlenmiştir. Her koyunun kendi bacağından asıldığı yanılsaması ekseninde bireycilik, köşe dönmecilik ve ahlaki dejenerasyon kurtuluş reçetesi gibi gösterilmiştir.

Turgut Özal ve ekibi ise anılan hedefi tamama erdirme vazifesi görmüştür. Bürokratik çürüme ve uluslar arası sermayenin çıkarları temelinde özelleştirme politikaları Özal’lı yılları özetleyen gelişmelerdir. Yine Özal’da dini motiflere ehemmiyet vermiş, din istismarcılığıyla tarikatların desteğini almıştır. Benim memurum işini bilir anlayışıyla rüşveti, hırsızlığı meşru sayan Özal, kendi aile şirketini de devlet fideliğinden besleterek büyütmüştür. Konu aktörümüz Recep Tayyip Özal’dan çok şey öğrenmiştir.

Refah Partisi Kuruluyor, Recep Tayyip’in Yükselişi Sürüyor!

Milli görüş teşkilatı Erbakan’ın liderliğinde cami ve cemaatleri mesken tutmakta, devlet sever İslamcı kadrolar yetiştirmeye devam etmektedir. Bu yıllarda Recep Tayyip’i tüm parti toplantılarında, eylemlerde, şeyhlerin huzurunda vs. görebilirsiniz. İlk bakışta göz yaşartıcı bir bağlılığı varmış gibi gözükse de fikri ile zikri arasında tutarlılık yoktur. Şöyle ki; Erbakan sinirlense ve Recep’in suratına tükürse sizce nasıl tepki verir? Şimdilerde yoksullara efelendiği gibi mi davranırdı? Elbette ki hayır!

Geçen yıllar Recep’ten çok şey götürmüş, götürdüğü kadarda yeni şeyler katmıştır. Farklı tecrübeler edinmiştir. Kendini burjuva siyasetine motive etmiş, ikiyüzlülükte olası rakiplerini sollamaya başlamıştır. Erbakan’ın gözünde değeri artmış, hocaya düzinelerce methiyeler sıralamada ölçüyü kaçırdığı örnekler çok olsa da karşılığında yıldızı yeniden parlamış/ parlatılmıştır.

1983 yılında RP ( Refah Partisi ) kuruluyor. Necmettin Erbakan yeni partisinde fazla yıpranmamış ve her dediğine amenna diyecek kadroları vitrine koymuştur. Recep Tayyip Erbakan’ın çanta taşıyıcılarındandır. Hocasının bir dediğini iki etmez. Partide ayrıcalıklı zümrenin arasına girmeyi başarmıştır.

1984 yılında Beyoğlu ilçe ve bir yıl sonra da İstanbul il başkanı yapılmıştır. RP’ nin MYK’ sına da seçilmiştir. Recep Tayyip İslamcı çevrelerin dikkate aldığı bir kişilik haline gelmiştir. Yine de hitap konusunda teklemekte, kimi partililerin nazarında bostan korkuluğu eleştirilerine maruz kalmaktadır. Tabi ki yılmaz, pes etmez ve Nakşibendî İskender paşa Dergâhında hitap ve hicap konularında eğitim alır. Necmettin hocası da mübala ve takiye nasıl yapılır, üzerine konferanslarla zihnini açmıştır. Recep Tayyip, Erbakan hocasına diyetini yıllar sonra kayıp trilyon davası sürerken kişiye özel yasa çıkartarak ödeyecektir. Hazineden para çaldığı mahkeme kararıyla tescillenen Erbakan cezaevi yerine Altınoluk’ ta yazlığında keyif yapacaktır. Ne de olsa al gülüm ver gülüm dünyası…

80’li yılların ortaları Recep Tayyip’e RP içinde otoritesini kuvvetlendirme olanağı sağlarken, otoritesinin halka arzında aynı şeyden söz edilemez. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı, 89’ da Beyoğlu Belediye Başkanı adayı olmuş, seçmenden sandıkta veto yemiştir. Seçim kaybetmesine rağmen RP’ de konumu sarsılmayan elitlerdendir. 1991 yılında tekrardan milletvekili adaylığıyla seçmenin karşısındadır. Bu seferde YSK’ nın tercihli oy sistemine takılmış, parlamentoya girme arzusu başka bahara kalmıştır. Partisi ise onu sahiplenmiş, 1994 yılına değin İstanbul il başkanı görevinde tutmuştur.

İBB Başkanı Recep Tayyip Yolsuzluk Şampiyonudur!

Hemen burada sözü İstanbul özgülünde yaşanan sosyal-demokrat belediyeciliğe getirip, akabinde Recep Tayyip’ in öyküsüne geçeceğiz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 89 yılında sosyal- demokrat rantiyeci/ arsa spekülatörlerinin eline geçmiştir. İstanbul İstanbul olalı böyle bir zulüm görmedi dersek yerindedir. Belediye başkanı zat ve bürokratları hizmet üretmek bir yana, hizmet götürme adı altında nasıl rant sağlarız telaşına düşmüş, tavanda ki eğrilik aynı oranda tabana da sirayet etmiştir. İBB gözünü para hırsı bürümüş kalpazanların yatağı olmuştur. Olan bunlara umut bağlayan İstanbulluya olmuştur. Elbet hesap soracaktır.
Anılan yıllarda ülkenin politik atmosferi düzen İslamcılarının lehine gelişmelere gebedir. 12 Eylül yenilgisi ile devrimci iktidar bilinçli politik öznelerin pratik- programatik sorunları devam etmekte, reel sosyalizmin çözülüşüyle beraber sol- sosyalist cenahta iktidar iddiasında derinleşen kırılma en sonu aleni tasfiyecilik örnekleriyle düzene doğru kayışı hızlandırmaktadır. Aleviler ve Alevi hareketi açısından da sancılı, parçalı bir dönemdir. Madımak katliamı oy verdikleri partinin hükümet ortağı olduğu koşullarda gerçekleşmiştir. Pasifikasyon çemberini kırabilecek iradi araçlardan yoksundurlar. Benzer savrulma örneği Kürt sorunu eksenli süreç ve küçük burjuva hareketi açısından da yaşanmıştır. YDD ( Yeni Dünya Düzeni ) küresel demokrasi projesi biçimde değerlendirmelere tabi tutuluyor, düzen içi çözüm kulvarında dönüşü olmayan yola giriliyordu.

Din ve devlet işlerindeki kirli ittifak 12 Eylül sonrası yapısal adımlarla yeniden tesis edilmiş, apolitikleşen yoksul kitlelerin hoşnutsuzluğu aldatıcı söylem ve eylemlerin itkisiyle düzen İslamcılarının oy hanesini şişirmeye yaramıştır. RP, bir dönem öncesine kadar solun kullandığı argümanları İslami motiflerle süsleyerek adil ve hakça düzen vaat etmiş, metropollerin varoşları ve Anadolu’nun genelini etkileyen çekim merkezi olmuştur. Ayrıca saydam yerel yönetim şiarıyla yalana, talana ve soyguna son vereceğini açıklamıştır. Yerel genel ilişkisini din istismarcılığıyla harmanlamış, Sünni Kürtlerinde desteğini almıştır. İşte bu koşullarda yapılan 27 Mart 1994 tarihindeki yerel seçimlerde RP büyük sıçrayış yapmıştır.

Recep Tayyip yıllardır düşünü kurduğu ve ulaşamadığı için kâbusu haline gelen belediye başkanlığını kazanmıştır. Adeta mutluluk sarhoşudur. Kendisine seçimi kazandıran şeyhlerin eteklerini öpmekten işinin başına geçmesi epey zaman alıyor. İlk işi yıpranmış belediye kadrolarını yenileme parolası oluyor. Bilindiği gibi sol- alevi kimlikli personel Recep’ in ilk kurbanlarıdır. Sendika düşmanlığıyla da gideni aratır işçi düşmanlığına oynayacaktır. Belediyenin tüm birimlerini RP ve tarikatlardan seçilmiş kişilerle doldurmuştur. Yıkımı devraldım, yeniden inşa ediyorum demiştir. Belediye hizmet birimlerinin özelleştirilmesi ve yandaş şirketlere kaynak aktarımı kesintisiz devam ettirilmiştir. İBB değim yerindeyse Recep’ in çiftliğidir. Türkiye’nin en büyük şehrinin belediye başkanı olması ve devasa bir bütçeyi kontrol etmesi Recep Tayyip’ in ününe ün katacaktır.

Beraber yürüdük biz yollarda güftesini sevmesi boşuna olmasa gerektir. Recep Tayyip halka dönük yüzünde harama el uzatmayan muhafazakâr Müslüman oluverirken, itinayla gizlediği diğer yüzüyle çalıp çırpmaktadır. Kendi kasasını doldururken günümüzde isimlerini sıkça duyduğumuz yol arkadaşlarını da holding sahibi yapmayı ihmal etmemiştir. İşin doğrusu Recep’ e yalnız yemenin zararları kavratılmış, suç ortaklarını din kardeşlerinden seçmesi salık verilmiştir. Recep Tayyip ile ilgili yolsuzluk iddiaları gündeme geldiği vakitlerde İstanbul sevdalısı Tayyip maskesiyle sokaklara inmiş, gecekondu mahallerine ve alevi inanç merkezlerine savaş açmıştır. Gündemi değiştirme konusunda üstatlarının telkinlerini harfiyen yerine getirecektir. Takiye ve demagoji’ de başarısız olmadığını geçen yıllarla birlikte kanıtlamıştır…

Gelin Recep Tayyip’ in 1994 öncesi ve sonrası kendi beyanıyla malvarlığına ( elbette ki eş- dost- akraba hesaplarına aktarılanlardan ayrı ) kestirmeden bakalım. Yalancı Recep’ in her dediğine şüpheyle yaklaşmak gerekir. 1994 öncesi Kasımpaşa semtinde iki katlı müstakil bir ev’de kiracıdır. Kirasını partisi karşılıyor. 1994 yılında Kasımpaşa’ ya elveda diyor ve karşı yakada Üsküdar’a taşınıyor. İlk beyanı şöyle; Üsküdar’da ruhsatsız bir bina, ( işin ilginç yanı ruhsatsız yapılaşmaya savaş açtığını övünerek vurgulayan Recep’ in kendisine ait binalarından birisi de kaçaktır ) Sultanbeyli’de bir küçük arsa ve bir araba ile bir şirketin hissesi… Hani küçül de cebime gir diyeceğiz ama bizimki zürafa gibi…

Durun daha bitmedi. Recep’ ten ve malvarlığından bahsederken konu geçiştirilebilecek gibi değil. Normal esnafın korkulu rüyası maliye müfettişlerine şu sloganla çağrı yapsak duyulurumu sesimiz? Maliye uyuma, haksız kazanca, bedeli açıklanamayan mülk edimine müdahale et! Konu Recep olunca yemez tabiî ki. Yine daha güncel olan Recep’ in diğer açıklamasına yer verelim. Üsküdar’ın boğaza nazır sırtlarında beş tane villa ve beş villasının toplam değeri 7,5 milyon TL. Peki, Recep’ e bu villaları neyle aldın denildiğinde ne cevap veriyor? Villaları bazı mülklerimizi sattık ta aldık. Evet, cevabı budur. Meteliksizdim diyen Recep nasıl oldu da bilinen bu servetin sahibi oldu? Burada milyon dolarlık örtülü hisse ortaklıklarını da saymıyoruz.

Bu arada Recep- Emine çiftinin yavrucaklarını unutmayalım. İmam Hatip mezunu Recep, dört çocuğunu da ABD’ de okutmuştur. E tabi Allah razı olsun hayırsever burs verenlerden. Bizde inandık. Mesela şu Ahmet Burak evladı, değeri 4 milyon dolar olan safran- I isimli gemiyi nasıl aldı? Ya o gemi değil, gemicik öyle mi? Ufak cikcik leyinde civcivlerde yesin. Sevgili, yatırım uzmanı, Berat Albayrak damadı da pek CEO’ dur. Albayrak- Erdoğan aşkı, iki genç avanağın birbirini sevmesiyle başlamadı. Önce İBB’ nin kara parasının eritildiği karanlık şirketler ortaklığıyla başladı, sonra şirket evliliğinden veletlerinin evliliği safhasına geçildi. Erdoğan- Albayrak- Çalık ortaklığını irdelediğimizde burnumuza pis kokular geliyor. Önümüzdeki dönemde çorap söküğü gibi işledikleri naneler tek tek sökülecek bunu biliyoruz. Geçenlerde meclis kürsünün de konuşan bir milletvekilinin haklı sözlerine katılıyoruz. Bunların yatacak yeri bile yok.

Recep Tayyip’ in İBB başkanlığı dönemi hakkında 18 ayrı yolsuzluk davası açılmıştır. İdo, İstaç, Akbil, İsfalt yolsuzluklarından milyon dolarları zimmetine geçirmiştir. Ayrıca hakkında yürütülen idari soruşturmaların yüzlerce olduğu ve bu dosyaların hasıraltı edildiği biliniyor. Ve Recep Tayyip milletvekili dokunulmazlığı zırhına büründüğünden hepsinden yırttığı da ortadadır. Ceza yasalarında yaptıkları bazı değişikliklerle ilerisini de garantiye alma yolunda ilerledikleri de gerçektir. Ama kızdığını bilsek bile lafımızı esirgemeyelim. Yolcudur Abbas bağlasan da durmaz!

Değişimci Recep ve Şürekâsı Yollarına AKP ile Devam Ediyor!

RP laiklik karşıtı odak haline geldiği için kapatılır. Yerine FP ( Fazilet Partisi ) kuruluyor. Bu yıllar milli görüş teşkilatında sarsıntılı gelişmelerle geçiyor. RP ile hükümet ortağı olan düzen İslamcıları, geleneksel iktidar güçlerinin tepkisi karşısında yelkenleri indiriyor, kanlımı kansız mı olacak türünden iktidara gelme söylevlerini bir kenara bırakıp hazırola geçiyordu. Hükümet olanaklarıyla iyice palazlanan milli görüşçüler aralarında musibet halindedir. Hâlihazırda kutsal bir amaçta yoktur. Rant kavgası ayyuka çıkmıştır. Recep Tayyip ve Abdullah Gül ikilisi ABD ve AB’ ninde olurunu aldıklarından süreci kendi hanelerine çevirmişlerdir. Ayı dayı ilişkisine denk düşen çalımlarla değişmiyor, gelişiyoruz demişler, köprüyü geçince Necmettin hocalarına sağlam bir kazık atmışlardır.
FP’ de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığında milli görüş iki kanada bölünüyor. Gelenekçiler ve Yenilikçiler. Recep Tayyip’ in taifesi 14 Ağustos 2001 tarihinde AKP ‘yi ( Adalet ve Kalkınma Partisi ) kuruyor. Genel Başkanları Recep Tayyip basının karşısına geçip, biz değiştik, milli görüş gömleğini çıkardık, dedi. Sağ’dan sol’dan yeni vitrin malzemeleri de bulup, malumun ilanı yol hikâyelerine başladılar…

Tamda burada flimi biraz geriye saralım. 1998 yılına uzanalım. AKP’ nin kuruluş çalışmalarına start verildiği bir yıldır, 1998. İnce elenip sık dokunan projelerle siyaset kurumuna bağlanmıştır. AKP’ ye lazım gelen lider Recep ‘tir. Ancak, projenin mimarları miadını hemen doldurmasın diye onu dramatize etmeleri gerekiyor. Mahzun ve mazlum, bir o kadarda dik başlı bir lider portresi yaratılmalıdır. Gerçi kendisi burjuva siyasetinin inceliklerini öğrenmiştir, lakin bu ona yeterli karizma sağlamaya yetmiyordur. Anlaşıldığı üzere harekete geçerler.

Recep Tayyip’ in 1997 yılında, Siirt il merkezinde toplanan dinci kalabalığa yaptığı şiirli ve tehditli konuşma hakkında soruşturma açılmıştır. Bu konuşması önceki seçim konuşmalarından çokta farklı değildir. Yani yargılama sadece para cezası ile geçiştirilebilir. Ama ne olduysa Recep Tayyip’ in bu konuşması ve yargılama süreci medyanın gündeminden düşmüyor. Hapis cezası alabilmesi için ortam hazırlanır.
Recep Tayyip, Ziya Gökalp’ e ait şiirin sözlerini değiştirip, haykırmaktadır.

Minareler süngü, kubbeler miğfer
Camiler kışlamız, mü’ minler asker
Bu ilahi ordu dinimi bekler
Allahu Ekber, Allahu Ekber

Recep Tayyip’ e, 24 Eylül 1998 tarihinde Diyarbakır DGM’ si, 312/ 2 maddesi uyarınca, halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek hükmüyle 10 ay hapis cezası verdi. Recep artık düşünce suçlusudur. Yargıtay verilen cezayı 4 aya indirir. 26 Mart 1999’ ta Belediye Başkanlığını bırakıp, Pınarhisar yarıaçık cezaevine girdi. 24 Temmuz 1999 tarihinde cezasını tamamlayıp dışarı çıktı. Dönemin medyası ve köşe yazarları koro halinde, şiir okuduğu için mahpusluk çeken, ezilen, biraz şehirli- biraz taşralı Tayyip resitalleriyle karizmatik lider yaratma projesine katkılarını sundular.

Bizimki nankör, ona ihtiyaç duyduğu karizmayı sağlayan yazarların çoğuna Başbakanlığı döneminde sırt çevirecek, bulduğu her fırsatta bu yalaka takımına fırçasını atacaktır.

Recep Tayyip gittiği her yerde ilgiyle karşılanır. AKP değişim nakaratlarıyla pazarlanmaktadır. Ecevit efendinin Başbakan olduğu bir dönemdir. DSP- MHP- ANAP şen ortakların hükümeti, 2001 yılı ekonomik krizini tersten kangrene çevirme başarısı göstermiş, küçük esnaf ve işçi- köylü kesimi derbeder edilmiştir. Medya ve TÜSİAD devrededir. Ne çektik ise koalisyonlardan çektik, bu ülkeye tek parti hükümeti gerek. Aranan pozitif kan’da AKP’ de mevcuttur.

3 Kasım 2002 genel seçimlerinde AKP şaşırtmayan oy oranıyla tek başına hükümet kurabildiği milletvekili sayısıyla TBMM’ dir. Recep Tayyip rolüne uygun mazlum pozlarındadır. Seçim yasağından dolayı meclis dışındadır. Ve yine projenin parçası Fadıl Akgündüz kuklası milletvekilidir. Hem de Siirt’ten. Plan basittir. CHP başkanı Deniz Baykal’da sürece dâhil edilir. Jet Fadıl’ ın milletvekilliği ( milyon dolarlık dolandırıcılık yapmıştır ) düşürülür. Karşılığında hapis cezasından muaf tutulacaktır. Siirt seçimi tekrar edilir. AKP’ nin diğer Siirt milletvekili Mervan Gül’de yenilenen seçime katılmaz. Tekrarlanan Siirt seçiminde oyların büyük çoğunluğunu alan Recep Tayyip milletvekili olur. Akabinde yerine vekâleten bakan Abdullah Gül, Başbakanlığı Recep Tayyip’ e teslim eder. Halef selef ikiliden Abdullah Gül bir süre sonra Çankaya köşküne çıkacak, Cumhurbaşkanı olarak hizmetlerini sunacaktır.

Recep Tayyip’ in Kasımpaşa’da başlayan, Ankara’ ya Başbakanlığa uzanan öyküsü böylelikle mutlu sonla biter. Cami- RTE ilişkisi garip şekilde önünü açan fırsatlara konu olmuştur. Acaba, Recep’ e, Allahın sevgili kulu dersek abartmış mı oluruz?

Recep Tayyip Değil, O Artık RTE’ dir!

Gömlek değiştirmeye çok meraklı RTE, Başbakan olduktan sonra durmak yok yola ( yolmaya ) devam diyecektir. AKP, rejimin ciddi eko- politik kriz yaşadığı koşullarda ve siyaset kurumunun diğer bileşeni partilerin eridiği ortamda adeta boşluğa doğmuştur. Alternatifi olabilecek düzen partisi dahi kalmamıştır. 2002- 2010 arası ABD, AB ve işbirlikçi Türk burjuvazisi adına hatırı sayılır politikalara imza atmıştır. Sermayeden yana gece gündüz demeden yasa çıkartma hızıyla bol pekiyi’li karneler almış / almaktadır. Emperyal güçleri memnun eden AKP ve RTE, hak alma- arama bilinci zayıflatılan halk kitlelerini yeşil kart, aşevleri, yardım fonları vb. ile teskin edici yöntemlerle yanıltma becerisini de sergilemektedir.

AKP, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde oy kullanan seçmenin % 46’ sının desteğini alarak ikinci hükümet dönemini de devam ettiriyor.

RTE kendi değimiyle ABD emperyalizminin uluslar arası saldırganlık stratejisinin bölge ayağı BOP’ un eşbaşkanıdır. AKP Ilımlı İslamcı çizgisiyle model haline getirilen, ABD ve AB icazetli kredibiliteye vakıf, halklar düşmanı işbirlikçi bir partidir. RTE, kıble bellediği beyaz sarayı tavaf eylemeden hemen önce, bizi delikten süpürmeyin, kullanın mesajını postacısıyla büyük şefine ilettiğini akıldan çıkartmamak gerekiyor. Kullanan- kendini kullandırtan ilişkisi alan razı, satan razı pişkinliğiyle sürmektedir.
Yağmurdan kaçarken doluya tutulan halk kitleleri illüzyonist AKP ve RTE’ nin numaralarına kanmadığı her geçen gün yoğunluk kazanan hak arama mücadeleleri ve fiili eylemlerle göstermektedir. Bıçak kemiğe dayanmış, artık yeter demenin ertelenemez önemi kavranmaya başlanmıştır. 7,5 yıllık AKP hükümetinin ve şakşakçılarının estirdikleri zorbalık direnen halkın örgütlülük duvarına çarpıp tarumar olacaktır/ olmalıdır. AKP ve RTE’ nin maskesi düşmüştür, yapılacak iş deşifrasyon sürecini yaygınlaştırmak, Anadolu’nun dört bir yanında halka giderek AKP ve RTE gerçeğini anlatmaktır.

RTE ekseninden görece bağımsız diğer AKP’ li bakan ve vekillerine dönüp bakın. Her birinin nitelikli dolandırıcı ve hırsız olduğunu gözlemlemekte zorlanmayacaksınız. Karabasan gibi bu ülkenin tepesine çöreklenmişlerdir.

Yandaş şirketlere peşkeş çekilen KİT’ lerin nasıl bol kazanç getiren çarklar haline getirildiği ortadadır. Türkiye kumarbaz spekülatif sermayenin borsa oyunlarıyla % 500 kar ettiği bir ülke durumuna düşürülmüştür. İMF ve DB üzerinden dayatılan sosyal- ekonomik yıkım politikalarıyla işsiz ve güvencesiz bırakılan işçi ve emekçilerin, kota uygulamasıyla tarımsal üretimi sekteye uğratılan çiftçilerin içine sürüklendiği borç- haciz batağı AKP’ nin hangi sınıfın hizmetinde olduğunu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde yansıtmaktadır.

Neoliberalizme ekonomik entegrasyon amaçlı talan/ özelleştirme yasalarıyla taşoranlaştırma ve sosyal güvencelerden yoksun part-time kölece çalışma koşullarının dayatıldığı, ihraç malı yerine ithal malı ürünlerin iç piyasaları teslim aldığı ve bunun neticesinde gerçekte bir avuç olan sermayedar sınıfının zenginliğine zenginlik kattığı Türkiye’de emeğiyle yaşayan on milyonlarca insanın sınıfsal düşüp, sınıfsal kurtuluşları için emperyalist- kapitalizme ve işbirlikçi oligarşik düzene karşı sınıf çizgisinden kopmadan omuz omuza yürümeleri gerekiyor. Bugünden yarınları kazanacak eşitlik ve özgürlük yolu sosyalizmdir.

Günümüzde geleneksel iktidar odakları ile düzen İslamcısı güçler arasında karşılıklı hamlelerle sürüveren çatışmada hangi taraf baskın gelirse gelsin demokrasi çıkmayacağı görülmeli, düzeni içi didişmenin taraflarına yedeklenmeden sistemin yapısal krizini derinleştiren politik alanlar yaratmalı, sınıf mücadelesi lehine kazanımlar sağlamayı esas alan bilinçle sürece yüklenmeliyiz. Sözün özü; bırakalım yesinler birbirini. Bizler ise bütün egemen iktidar güçleri için felaket anlamına gelen sosyalizm iddiamızla bu pisliği devrim paklar diyelim.

RTE ve AKP, Anadolu halklarına düşmandır. Eşitlik temelinde halkların birlikteliği gibi bir dertleri yoktur. Bu yönlü göz boyama anlamına gelen burjuva açılımlarla yoksul Kürt halkını teslim alabileceğini hesaplamakta, imha ve inkâr düzeninin bekasına çalışmaktadır.

RTE ve AKP, Alevi Kızılbaş inanç öğretisine ve Alevilere düşmandır. Sünni egemen din anlayışı temelinde İslam bezirgânlığı yapmakta, bu toprakların kadim inanç birikimi olan Aleviliğe saldırmayı kendi varlık nedenlerinden biri saymaktadır.

RTE ve AKP, Anadolu’ da yaşayan her ulustan, her inançtan işçi ve emekçiye düşmandır. İşte TEKEL işte

AKP. Özlük hakları için 46 gündür Ankara sokaklarında direnen onurlu Tekel işçilerine reva gördükleri kölelik koşullarında çalışma dayatması sözün bittiği noktadır.

29. 01. 2010
Ferhat Aktaş