Bu profil bizim ülkemizde çok önemli bir yere tekabül ediyor. Bizim ülkemizdeki modern, üst-orta sınıf, şehirli gençler kendilerini bu ülkeye sıkışmış bir azınlık gibi hissediyorlar. Kendilerini Batı’yla ayıran duvarlardan hoşlanmıyorlar, görebildikleri-tanıyabildikleri kadarıyla Avrupalı bir yaşam tarzını benimsemeye çalışıyorlar. Sabahları metroya ellerinde karton bardakla Starbucks kahvesiyle binmek bu yüzden önemli, Ipad’le twit atıp haberleri Flipboard’dan takip etmek de. Radikal’in sayfalarını bir parmak darbesiyle çevirmenin verdiği huzur, o duvarı bir parmak darbesiyle yıkabilme isteğinden geçiyor aslında. Bu ülkenin o kitleye verdiği huzursuzluk arttıkça, onların o duvarların arkasından Batı modernitesini koklama çabaları umutsuzca derinleşiyor.
“Onlar” derken dışlamaya çalışmıyorum. Belki bu yazının okurları arasında da böyle hissedenler vardır. Belki ben dahil hepimizde farklı ölçülerde bulunuyordur bu his. Tahammülsüz bir muhafazakarlığı, yeni ve doymak bilmez bir sermayeye dayanan yeni bir modernliği benimseyememe, ondan kaçma hissiyle de alakalı olabilir bu el yordamıyla Batılı olma arzusu, bilemiyorum. Ama şunu biliyorum. Ne Apple, ne Starbucks, ne IKEA, ne başka bir marka bundan bihaberler. Bu kitleyi iyi tanıyorlar. Benzerlerini Hindistan’da, Rusya’da, Malezya’da, hatta belki İran’da bile görüyorlar. Neyi öne çıkarıp, neyi saklayacaklarını iyi biliyorlar. O kitle için metroda karton bardakla görünmenin, o firmanın Etiyopya’daki kahve işçilerini her yıl milyonlarca dolar zarara sokmasından daha önemli olduğunu biliyorlar mesela. Aynı şekilde, o kitlenin edindiği bu yeni “modern” kimliğe yapılacak her sorgulamaya karşı hırçınlaşacağını ve markalarına doğal koruma sağlayacağını da…
Bu modernite krizini çözebilme iddiasında değilim. Ama şunu önerebilirim. Modern olma hasreti, firmalarla ilgili, daha doğrusu kapitalizmle ilgili gerçekleri yok saymayı beraberinde getirmesin. Apple’ın açık kaynak koduna, yani yazılım özgürlüğüne vurduğu darbeleri, Starbucks’ın Afrika’da yaptıklarını, başka firmaların çalışanlarına ve yerel rekabetçilerine karşı yaptıklarını unutmayın. Kafanızda firmaları ve bu sistemi meşrulaştırmayın, soru sorun. KFC’den içeri her girişinizde işkence edilerek öldürülmek için yetiştirilen tavuk bile denemeyecek kadar genetik yapısı değiştirilmiş o hayvanları düşünün. Starbucks’tan her sipariş verdiğinizde Etiyopya’da elinde ürünleriyle fakirliğe mahkum edilmiş kahve işçilerini. Canınız her Burger King istediğinde tuvalete bile gitmesine izin verilmeyen çağrı merkezi emekçilerini hatırlayın. Sizi bu sistemin kölesi olmaktan koruyacak tek şey hâlâ insanlığınız. Ve şüphesiz ki insan olmak, Batılı ya da modern olmaktan hâlâ daha önemli.
DAĞHAN IRAK