BirGün gazetesinin haberiyle öğrenildi ki Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde mektup sansürü varmış. Bazı tutuklu ve hükümlülerin bazı köşe yazarlarına yolladıkları mektupların gönderilmesi yasaklanmış. Sebep? Sebep şu imiş:
“Henüz yargı aşamasında olan kesinleşmemiş kararlar ve bilgileri kullanarak yanlış bilgi vermek suretiyle kuruma ve kurum çalışanlarına karşı kamuoyu oluşturmaya yönelik ibareler bulunduğu anlaşılmıştır.”
Bana da yasak
Mektup gönderilmesi yasak olanlardan biri de benmişim. Baran Furkan Gül bana bir mektup yazmış ama mektup bu gerekçeyle yasaklanıvermiş.
Gazetede yazmaya başlayalı beri cezaevlerinden mektuplar geliyor. Sadece bana değil, birçok köşe yazarına da bu şekilde mektup gelir. Daha çocukluk dönemimden bilirim. Evde çok mahkûm mektubu gördüm. Sadece mektup da değil, bazen bir tespih, bazen de resim gelir.
İçeride olanlar için haberleşme özgürlüğü dışarıda olanlara ifade ettiğinden daha çok anlam taşır.
Cezaevi mektupları
Cezaevinden mektup almak insanda sıkıntılı bir ruh hali doğurur. Hem üzülürsünüz hem de çoğu zaman elden bir şey gelmez.
Bu köşede arada sırada halen tutuklu olan kişiler hakkında yazılar çıkar. Belki takip etmişsinizdir. Onlar gelen mektupların çok küçük bir oranıdır.
Komple sansür
Şimdi görülüyor ki, çoğu cevaplanamayan ya da yazı konusu yapılamayan mektuplar bile cezaevinde sansürleniyor.
Mektup ulaşsa hakkında bir şey yazacağımı nereden biliyorsunuz?
Hakkında yazsam ne yazacağımı nereden biliyorsunuz?
Diyelim ki gelen mektuplar üzerine bir yazı yazdım ve hoşunuza gitmedi. Yazdıklarımda suç unsuruna rastlarsanız dava açarsınız. Suç unsuru bulamazsanız hoşunuza gitmeye gitmeye okursunuz.
Bunun dışındaki her tasarrufunuz sansürdür. Yazılmamış köşe yazılarına ön tedbir almaktır ve mahkûmların haberleşme özgürlüğüne müdahaledir.
Bir infaz kurumunu yönetenlerin hukuk anlayışı buysa, mektuplara bile tutumu
buysa içeride gözden, denetimden uzak ne yaptıklarını kim bilebilir?
Haksız mıyım bundan şüphelenmekte?
Mahkûmlara tavsiyem
Bana mektubu ulaşmayan Baran Furkan Gül’e bir tavsiyem var. Aslında bu tavsiye Derya Sazak, Nuray Mert, Umur Talu, Hüseyin Akyol ve Yıldırım Türker’e mektup ulaştıramayan tüm tutuklu ve hükümlüler için geçerli.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurun. Hapishanelerdeki mektup sansürü sebebiyle Türkiye daha önce ‘mahkûm’ oldu.
2007 senesinde Erdal Tan adlı bir mahkûm açtığı davayı kazandı. Hem de 2003 senesinde yine bir Radikal yazarına gönderdiği mektup Sincan F Tipi Cezaevi’nde sansürlendiği için.
Tekirdağ Cezaevi’nden Fikret Akar da yine mektubu ‘sakıncalı’ bulunup, gönderilmediği için açtığı davayı kazandı. Hem de bu yakınlarda.
Bunu da yasaklayın
Dün Ezgi Başaran’ın köşesinde yer aldı. Başaran’ın mektup hikâyesini sorduğu Kocaeli Cezaevi Müdürü “Yorum yapamam. Oldu da diyemem, olmadı da” demiş.
Bir zahmet Sincan ve Tekirdağ Cezaevi müdürlerine bu AİHM kararlarını sorsun. O zaman belki bir yorum yapar.
Neden gönderilmemiş mektuplar: “Kuruma ve kurum çalışanlarına karşı kamuoyu oluşturmaya yönelik ibareler bulunduğu anlaşılmıştır”.
Alın ben de aynısını bu köşeden yapıyorum. Gelin bunu da yasaklayın.