11. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali !f İstanbul kapsamında gösterilen Danimarka yapımı belgeselin yönetmeni Ralf Christensen’in hikayesi de, filmde yer verdiği bisikletli grubun bir parçası olarak başlıyor. Kendisi radyoculuk yapıyor ve müzik ve kültürel direniş üstüne programları, belgeselleri var. Onun yakından bildiği, Danimarka polisinin acemice engelleme çabalarıyla başlayıp, tüm batılı demokrat görüntülerinden bir anda vazgeçerek bisikletleriyle duran, bir şey yapmayan insanlara bile saldıracak kadar ileri gitmesi, filmin çarpıcı anlarından biri. Küresel ısınmaya karşı bir araya gelen bisikletlilerin polise karşı direnme eğitimi yapmaları boşuna değilmiş demek ki. Tüm sakinlikleri ve aslında sadece bisiklet sürmeleriyle polisleri oyalamayı, sinirlendirmeyi ve yolları kapamayı başarmaları da, karşı tarafın korkusunun ne kadar büyük olduğunu ve küçücük eylemlerle ne yapacaklarını şaşırdıklarını gösteriyor.
Güney Amerikalı rapçi genç, Mısır’da Tahrir eylemlerinden aylar önce çekilmiş sokak şarkıcıları, önlerinden geçene politik sözleri olan şarkılar söyleyerek güncel tartışmalar açmayı kolaylaştırıyorlar. Nepal’deki sokak tiyatrosu ise hepsinden daha dikkat çekici. Yerel bir ekip, bir devlet dairesine gidip de işini halledemeyen bir kadının öyküsünü anlatırken, bir anda izleyiciler ne yapması gerektiği konusunda öğütler vermeye, oyunu şekillendirmeye, giderek ortaya gelip oyuna dahil olmaya başlıyor. Bir de bakmışlar en sonunda seyretmeyi bırakıp kadının hakkını alması için eyleme katılmışlar.
Aslında Direniş Öyküleri dünyanın en yaratıcı, en ilginç, en öğretici ya da en yaygın eylem biçimlerini bir araya getirmiyor. Yoksa geniş insanlara ulaşması ölçüt değilse, sadece bizim memleketten aynı çeşitlilikte örnekler bulmak hiç zor olmazdı. Ancak film sadece birkaç örneği ile iktidara direniş biçimlerinin sonsuz şekilde farklılaşabileceğini hatırlatmaya çalışıyor ve bize dünyanın her yanından benzerliklerimizi ve farklılıklarımızı apaçık yeniden gösteriyor. İstanbul’da yapılan söyleşide Yönetmen Christensen’in filmi nerede gösterdikleri sorusuna verdiği yanıt da bu çeşitliliğe dahil. Doğrudan mücadeleyi ilgilendiren bir filmin festivallerle sınırlı bir gösterimi olması onun pek de amacına ulaşması için yeterli olmayacağı herkesin aklından geçiyor. Film şu ana kadar birkaç festival dışında bir yerde gösterilmemiş ama Nepal’deki kahramanlarından başlayarak sivil toplum bağlantılı gösterimlere başlamak gibi planlar sırada.
Mücadele etmek gereken çok alan olduğu ne kadar ortadaysa, dünyanın birçok yerinde halkların gücünden eskiye göre çok kuşku duyduğu da malum. Burada, kitlesel bile olmayan birkaç örneğin değişimler yaratabildiğini görmek, dünyanın dört bir yanından, bunları bir filmde bir araya getirerek tartışmak, bu yüzden daha da kıymetli. Yaratıcı, yeni eylem biçimleri, hep aynı şeyleri duymaktan sıkılmış insanlara bir umut olabiliyor ve gösteriyor, gezegenin her köşesinde, dünyayı korumak, devletlerin baskılarına karşı durmak, geleceği kurmak için çabalayan insanlar var.
İstanbul’da hafta sonuna kadar sürecek olan festivalin, malum bakanın iktidara karşı halktan yana sanat için kullandığı tanımla adaş “Arka Bahçe” bölümündeki filmlerden biri bu. Pazar günü 19.30’da yine yönetmenin katılımıyla bir gösterimi daha olacak. Onun ardından bağımsız filmler, Ankara ve İzmir’den başlayarak gezecek.İhsan Çaralan_Evrensel