T
iyatro oyuncusu Erdal Beşikçioğlu, Muhteşem Yüz yıl dizisi için
yapılan eleştirileri haksız bulduğunu belirterek, ortada bir de çelişki
olduğunu da dile getirdi. Beşikçioğlu, " Diziyi seyreden de halk, diziyi
eleştiren Başbakan'ı seçen de.." dedi.
Beşikçioğlu, Behzat Ç dizisinden, tiyatroya, siyasete ve Ankara
izleyicisine dair birçok önemli açıklama yaptı. Can Dündar'ın ve Erdal
Beşikçioğlu ile yaptığı söyleşinin bir bölümü şöyle:
Can Dündar: Bebek, her girdiği evde hayatı alt üst eder. Ben, bebeğimiz olduğunda işi gücü unutmuştum. Sizin evi nasıl etkiledi Ömer'in gelişi?
Erdal Beşikçioğlu: Durdu hayat... Her gün nöbetteyiz. (Cep telefonundan heyecanla oğlunun fotoğraflarını gösteriyor. "Bana benzetiyorlar, benziyor mu?" diye soruyor)
"LİSEDE PARLAK BİR ÖĞRENCİ DEĞİLDİM"
Erdal B.: Lisede amatör tiyatro yapıyorduk. Ankara'ya dönünce "Eee şimdi ne yapacağız" dedim. Pek parlak bir öğrenci değildim. Özellikle fen derslerinde zayıftım.
Konservatuvar okuyup tiyatrocu olayım dedim. İlk önce İzmir 9 Eylül'ün sınavına girdim, beni almadılar. Sonra Hacettepe Konservatuvarı'nınkine girdim, aldılar. 4 yılda bitirdim.
“OĞLUM SİYASETÇİ OLSUN, ÜLKENİN GÜNDEMİ İLE İLGİLENSİN İSTERİM”
Can D.: Ömer ne olsun istersin?
Erdal B.: Siyasetçi olsun. Ülkenin gündemiyle ilgilensin isterim.
Can D.: İlk defa duyuyorum bunu... Bizler "Aman çocuğum siyasetten uzak dur, topluluklara karışma" diye büyütülmüş bir nesiliz.
Erdal B.: Evet, benim anam babam da istemezdi siyasetle ilgilenmemi... 80 döneminde büyük acılar çekildiği için, çocuklarını biraz pasifize etmeye çalıştılar. Sonuç ortada... Ben isterim oğlumun siyasetle uğraşmasını...
"OYNARKEN KENDİMİ KEŞFEDİYORUM, TİYATRO OLMASA ÇILDIRABİLİRİM"
Can D.:Gogol'ün "Deli"sinde ciddi bir bürokrasi eleştirisi vardır. Protokol sıralarında Başkent'in ağır bürokratları oluyor çoğu zaman... Onlara dönüp mü oynuyorsun?
Erdal B.: Aslında sadece bürokratlar yok oyunda, her şey var. Deliliğe vurup siyasi düzene, hatta inanç sistemlerine bile çakıyor. Bir başkaldırı oyunu bu... Çok güçlü bir metin...
Can D.: Yıllarca Genco Erkal'dan izlemiştik oyunu... Ama sizinkinin rejisi hayli değişik.
Erdal B.: Oyunu sahnelerken "Bu yüzyılda bir adam neden delirir?" diye düşündük ve sanayileşmenin insanı nasıl yalnızlaştırdığını göstermek için sahneye bir makine çıkarttık. İnsan makineyi yarattı, işsiz kaldı ve onun esiri oldu. Bunun metaforunu yakalamaya çalıştık.
Can D.: Çok yorucu değil mi, setten sahneye gelip tek kişilik bir oyunu sürüklemek?..
Erdal B.: Yorulmuyorum. Burada bir kum havuzunda oynuyorum. Kendimi keşfediyorum aslında. Burası olmasa çıldırabilirdim.
Can D.: Sabahın 5'inde bilet için kuyruğa girenler Behzat Ç.'yi mi izlemeye geliyor sence?
Erdal B.: Biz küçükken İzmir'de fuar vardı. Orada Cüneyt Arkın'ı şarkı söylerken izlemiştik. Sesini dinlemeye değil, perdedeki adamı görmeye gitmiştik. Onun gibi bir şey yani... Yadsınmaz bir gerçek.
Can D.: "Behzat Ç."karakteri üstüne tıpatıp oturan bir elbise gibi... Rolün üstüne yapışmasından rahatsız mısın?
Erdal B.: Bu risk her zaman var. Çünkü her hafta seyircinin yakın akrabası gibi oluyorsunuz. Kimse akrabasından vazgeçmek istemez. Ama onların akraba saydığı, Erdal B. değil, Behzat Ç... Önce Behzat Ç.'yi merak edip görmeye geliyorlar. O yüzden de ilk 20 dakika çok zorlanıyorum. Bir duygudaki seyirciyi başka bir duyguya geçirmem gerekiyor. Ama 20 dakika sonra bakıyorlar ki, Behzat Ç.'yi oynayan adam, burada başka bir hikaye anlatıyor.
Can D.: "Behzat Ç."nin geçen haftaki bölümünü izlemediyseniz çok şey kaybettiniz.
Hiçbir dizinin göze alamayacağı bir şeyi denediler.
Bütün bölüm, bir salonda beş adamın derin hesaplaşmasıyla geçti.
Behzat'ın "Bu gece konuşacağız" deyip blurlanmış rakı şişesinin ortaya getirilmesiyle başlayan uzun gece, her bir karakterin birbiriyle ve kendisiyle hesaplaşmasına dönüştü. Gözyaşları, tokatlar, yumruklar, küfürler uçuştu. Gece, menemen sofrası ve Ankara havasıyla sona erdi.
Bir senaryo klasiği, bir oyunculuk dersiydi.
İÇİYORSAM SEBEBİ VAR
Erdal B.: Zor işti. Metin çok güzeldi. Ama 48 sayfaydı. Beş kişisiniz. Her birimiz açısından beşer açı demek bu... 48 sayfayı 20-25 sefer oynamışızdır. Bir gün sabah başladık gece saat ikiye kadar çektik. Fatih (Artman-"Harun" karakteri) de çok güzel müdahalelerde bulundu. İnanç (Konukçu-"Hayalet" karakteri) ve Berkan (Şal-"Akbaba" karakteri) da öyle... Biri TV'ye çıkmış, "Adam 45 dakika oturduğu yerde rakı içerek para kazanıyor" diye eleştiriyor. Kardeşim, adam o rakıyı içiyor da, sor bakalım neden içiyor? Hem 45 dakika orada oturuyor da, nasıl oynuyor? Ama bizim seyirci pabuç bırakmaz böyle şeylere... Hemen cevabı yapıştırmışlar: "Sen de 45 dakika oturarak program yapıyorsun."
Can D.: Benim TV'de en beğendiğim dizi Behzat Ç... Hakikaten sıradışı... Küfürbaz, alkolik, yenik, maço bir karakter... Zor diyaloglar... Buna rağmen nasıl yakaladınız bu başarıyı.?
Erdal B.: (Dizinin yönetmeni) Serdar (Akar), güzel bir matematik yakaladı. 80'lerden kalma, fosil bir cinayet büro komiseri ve onun yanında, hepsi de Ankara'nın gri hiyerarşisi altında ezilmiş zavallı memurlar... Varolma mücadelesi veriyorlar. Empati sağlayınca samimiyet ve içtenlik buluyor seyirci...
"KEMİK BİR KİTLEMİZ VAR"
Can D.: "En çok bip'lenen dizi" unvanı da sizin... Biz evde izlerken, "Bip'te hangi küfür vardı?" oyunu oynuyoruz aramızda...
Erdal B.: İşte bu... Behzat için çıkarılan tüm güçlükleri bizim seyircimiz oyuna dönüştürdü. Bu da bizim işimize yaradı. Halbuki onlar küfür değil, nida... "Bira" diyemiyoruz bipleniyor. Şişeler blurlanıyor. Oysa yaş sınırı koymuşsunuz. Geç vakte atmışsınız. O kadar bip ve blur olduktan sonra geç vakte, yaş sınırına ne gerek var? Neyse ki kemik bir kitlemiz var bizim. Yazarımız Ercan (Mehmet Erdem) da çok iyi iş çıkarıyor.
Can D.: İtiraf edeyim ki ben Dink cinayetini konu aldığınız bölümden itibaren ilgi duymaya başladım diziye... Sonra da KCK operasyonundan polisteki cemaat yapılanmasına kadar ağır konulara cesaretle girdiniz. Bu haftaki bölümde KCK operasyonuna gireceğiniz için kitabın yazarı Emrah Serbes, izleyicinin desteğini istedi. Tehlike var mı?
Erdal B.: Aslında terazinin kantarında bir iş yapıyoruz. Ağzımızdan çıkan her lafın önemi var. Tarafsız olmaya çalışıyoruz. Sorular soruyoruz, cevap vermiyoruz.
SANATÇILAR NEDEN TEPKİ VERMİYOR?
Can D.: O noktayı geçmedik mi biraz? Başbakan'ın "Muhteşem Yüzyıl" için yargıyı dürtüklediği noktadayız.
Erdal B.: Enteresan bir durum var orada. Diziyi seyreden de halk, diziyi eleştiren Başbakan'ı seçen de...
Can D.:Behzat Ç.'ye sansür kuşkusu doğduğunda Ankaralılar eylem yapıp diziyi Sakarya'da toplu izlemişler ve "Ankaralı uyuma, Behzat'ına sahip çık" diye slogan atmıştı. Burada neden sanatçılardan gür bir ses çıkmıyor?
Erdal B.: Eh tabii herkes geleceğini düşünüyor. Pasta büyük ve siz ondan çok küçük tırtıklar alabiliyorsunuz. Biz devede kulak sayılırız. Bir de 657'ye tabiyiz. Devlete karşı tepki veremeyiz; sorular sorarak konuyu gündeme taşıyoruz.
Can D.: Siyasetle sanatın bu kadar kanlı bıçaklı olduğu bir dönmem hatırlamıyorum ben... Heykelden sinemaya, tiyatrodan edebiyata kadar çatışma var. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?
Erdal B.:Biz eleştirilere rağmen yapıyoruz yapacağımızı... Ama Muhteşem Yüzyıl'da ben "ceddimize hakaret" gibi bir durum görmüyorum. Durun bakalım, belki daha başındayız; belki hikaye sonradan savaşa açılacak. Belki padişah, harem çatışmalarından sıkılıp savaşa çıkacak. Bu anlamda müdahaleyi doğru bulmuyorum. Beğenmeyen, alternatifini çeker.
Can D.: Aynı kanaldasınız. Sıra, "ekranın asi çocuğu Behzat"a gelir mi?
Erdal B.: Böyle bir tedirginliğim yok. Behzat Ç., bu sezon bitiyor zaten... Ama ikinci sinema filmi gelecek. Belki sonra üçüncü, dördüncü, beşinci filmi de çekeriz. Belki her ay bir sinema filmi çekeriz. Belki internette devam ederiz. Biz üç yıl evlere konuk olduk, belki bundan sonra seyirci bize misafirliğe gelir.
Can Dündar'ın Milliyet gazetesi için yaptığı söyleşiden kısaltılmıştır
Can Dündar: Bebek, her girdiği evde hayatı alt üst eder. Ben, bebeğimiz olduğunda işi gücü unutmuştum. Sizin evi nasıl etkiledi Ömer'in gelişi?
Erdal Beşikçioğlu: Durdu hayat... Her gün nöbetteyiz. (Cep telefonundan heyecanla oğlunun fotoğraflarını gösteriyor. "Bana benzetiyorlar, benziyor mu?" diye soruyor)
"LİSEDE PARLAK BİR ÖĞRENCİ DEĞİLDİM"
Erdal B.: Lisede amatör tiyatro yapıyorduk. Ankara'ya dönünce "Eee şimdi ne yapacağız" dedim. Pek parlak bir öğrenci değildim. Özellikle fen derslerinde zayıftım.
Konservatuvar okuyup tiyatrocu olayım dedim. İlk önce İzmir 9 Eylül'ün sınavına girdim, beni almadılar. Sonra Hacettepe Konservatuvarı'nınkine girdim, aldılar. 4 yılda bitirdim.
“OĞLUM SİYASETÇİ OLSUN, ÜLKENİN GÜNDEMİ İLE İLGİLENSİN İSTERİM”
Can D.: Ömer ne olsun istersin?
Erdal B.: Siyasetçi olsun. Ülkenin gündemiyle ilgilensin isterim.
Can D.: İlk defa duyuyorum bunu... Bizler "Aman çocuğum siyasetten uzak dur, topluluklara karışma" diye büyütülmüş bir nesiliz.
Erdal B.: Evet, benim anam babam da istemezdi siyasetle ilgilenmemi... 80 döneminde büyük acılar çekildiği için, çocuklarını biraz pasifize etmeye çalıştılar. Sonuç ortada... Ben isterim oğlumun siyasetle uğraşmasını...
"OYNARKEN KENDİMİ KEŞFEDİYORUM, TİYATRO OLMASA ÇILDIRABİLİRİM"
Can D.:Gogol'ün "Deli"sinde ciddi bir bürokrasi eleştirisi vardır. Protokol sıralarında Başkent'in ağır bürokratları oluyor çoğu zaman... Onlara dönüp mü oynuyorsun?
Erdal B.: Aslında sadece bürokratlar yok oyunda, her şey var. Deliliğe vurup siyasi düzene, hatta inanç sistemlerine bile çakıyor. Bir başkaldırı oyunu bu... Çok güçlü bir metin...
Can D.: Yıllarca Genco Erkal'dan izlemiştik oyunu... Ama sizinkinin rejisi hayli değişik.
Erdal B.: Oyunu sahnelerken "Bu yüzyılda bir adam neden delirir?" diye düşündük ve sanayileşmenin insanı nasıl yalnızlaştırdığını göstermek için sahneye bir makine çıkarttık. İnsan makineyi yarattı, işsiz kaldı ve onun esiri oldu. Bunun metaforunu yakalamaya çalıştık.
Can D.: Çok yorucu değil mi, setten sahneye gelip tek kişilik bir oyunu sürüklemek?..
Erdal B.: Yorulmuyorum. Burada bir kum havuzunda oynuyorum. Kendimi keşfediyorum aslında. Burası olmasa çıldırabilirdim.
Can D.: Sabahın 5'inde bilet için kuyruğa girenler Behzat Ç.'yi mi izlemeye geliyor sence?
Erdal B.: Biz küçükken İzmir'de fuar vardı. Orada Cüneyt Arkın'ı şarkı söylerken izlemiştik. Sesini dinlemeye değil, perdedeki adamı görmeye gitmiştik. Onun gibi bir şey yani... Yadsınmaz bir gerçek.
Can D.: "Behzat Ç."karakteri üstüne tıpatıp oturan bir elbise gibi... Rolün üstüne yapışmasından rahatsız mısın?
Erdal B.: Bu risk her zaman var. Çünkü her hafta seyircinin yakın akrabası gibi oluyorsunuz. Kimse akrabasından vazgeçmek istemez. Ama onların akraba saydığı, Erdal B. değil, Behzat Ç... Önce Behzat Ç.'yi merak edip görmeye geliyorlar. O yüzden de ilk 20 dakika çok zorlanıyorum. Bir duygudaki seyirciyi başka bir duyguya geçirmem gerekiyor. Ama 20 dakika sonra bakıyorlar ki, Behzat Ç.'yi oynayan adam, burada başka bir hikaye anlatıyor.
Can D.: "Behzat Ç."nin geçen haftaki bölümünü izlemediyseniz çok şey kaybettiniz.
Hiçbir dizinin göze alamayacağı bir şeyi denediler.
Bütün bölüm, bir salonda beş adamın derin hesaplaşmasıyla geçti.
Behzat'ın "Bu gece konuşacağız" deyip blurlanmış rakı şişesinin ortaya getirilmesiyle başlayan uzun gece, her bir karakterin birbiriyle ve kendisiyle hesaplaşmasına dönüştü. Gözyaşları, tokatlar, yumruklar, küfürler uçuştu. Gece, menemen sofrası ve Ankara havasıyla sona erdi.
Bir senaryo klasiği, bir oyunculuk dersiydi.
İÇİYORSAM SEBEBİ VAR
Erdal B.: Zor işti. Metin çok güzeldi. Ama 48 sayfaydı. Beş kişisiniz. Her birimiz açısından beşer açı demek bu... 48 sayfayı 20-25 sefer oynamışızdır. Bir gün sabah başladık gece saat ikiye kadar çektik. Fatih (Artman-"Harun" karakteri) de çok güzel müdahalelerde bulundu. İnanç (Konukçu-"Hayalet" karakteri) ve Berkan (Şal-"Akbaba" karakteri) da öyle... Biri TV'ye çıkmış, "Adam 45 dakika oturduğu yerde rakı içerek para kazanıyor" diye eleştiriyor. Kardeşim, adam o rakıyı içiyor da, sor bakalım neden içiyor? Hem 45 dakika orada oturuyor da, nasıl oynuyor? Ama bizim seyirci pabuç bırakmaz böyle şeylere... Hemen cevabı yapıştırmışlar: "Sen de 45 dakika oturarak program yapıyorsun."
Can D.: Benim TV'de en beğendiğim dizi Behzat Ç... Hakikaten sıradışı... Küfürbaz, alkolik, yenik, maço bir karakter... Zor diyaloglar... Buna rağmen nasıl yakaladınız bu başarıyı.?
Erdal B.: (Dizinin yönetmeni) Serdar (Akar), güzel bir matematik yakaladı. 80'lerden kalma, fosil bir cinayet büro komiseri ve onun yanında, hepsi de Ankara'nın gri hiyerarşisi altında ezilmiş zavallı memurlar... Varolma mücadelesi veriyorlar. Empati sağlayınca samimiyet ve içtenlik buluyor seyirci...
"KEMİK BİR KİTLEMİZ VAR"
Can D.: "En çok bip'lenen dizi" unvanı da sizin... Biz evde izlerken, "Bip'te hangi küfür vardı?" oyunu oynuyoruz aramızda...
Erdal B.: İşte bu... Behzat için çıkarılan tüm güçlükleri bizim seyircimiz oyuna dönüştürdü. Bu da bizim işimize yaradı. Halbuki onlar küfür değil, nida... "Bira" diyemiyoruz bipleniyor. Şişeler blurlanıyor. Oysa yaş sınırı koymuşsunuz. Geç vakte atmışsınız. O kadar bip ve blur olduktan sonra geç vakte, yaş sınırına ne gerek var? Neyse ki kemik bir kitlemiz var bizim. Yazarımız Ercan (Mehmet Erdem) da çok iyi iş çıkarıyor.
Can D.: İtiraf edeyim ki ben Dink cinayetini konu aldığınız bölümden itibaren ilgi duymaya başladım diziye... Sonra da KCK operasyonundan polisteki cemaat yapılanmasına kadar ağır konulara cesaretle girdiniz. Bu haftaki bölümde KCK operasyonuna gireceğiniz için kitabın yazarı Emrah Serbes, izleyicinin desteğini istedi. Tehlike var mı?
Erdal B.: Aslında terazinin kantarında bir iş yapıyoruz. Ağzımızdan çıkan her lafın önemi var. Tarafsız olmaya çalışıyoruz. Sorular soruyoruz, cevap vermiyoruz.
SANATÇILAR NEDEN TEPKİ VERMİYOR?
Can D.: O noktayı geçmedik mi biraz? Başbakan'ın "Muhteşem Yüzyıl" için yargıyı dürtüklediği noktadayız.
Erdal B.: Enteresan bir durum var orada. Diziyi seyreden de halk, diziyi eleştiren Başbakan'ı seçen de...
Can D.:Behzat Ç.'ye sansür kuşkusu doğduğunda Ankaralılar eylem yapıp diziyi Sakarya'da toplu izlemişler ve "Ankaralı uyuma, Behzat'ına sahip çık" diye slogan atmıştı. Burada neden sanatçılardan gür bir ses çıkmıyor?
Erdal B.: Eh tabii herkes geleceğini düşünüyor. Pasta büyük ve siz ondan çok küçük tırtıklar alabiliyorsunuz. Biz devede kulak sayılırız. Bir de 657'ye tabiyiz. Devlete karşı tepki veremeyiz; sorular sorarak konuyu gündeme taşıyoruz.
Can D.: Siyasetle sanatın bu kadar kanlı bıçaklı olduğu bir dönmem hatırlamıyorum ben... Heykelden sinemaya, tiyatrodan edebiyata kadar çatışma var. Bu durum sizi nasıl etkiliyor?
Erdal B.:Biz eleştirilere rağmen yapıyoruz yapacağımızı... Ama Muhteşem Yüzyıl'da ben "ceddimize hakaret" gibi bir durum görmüyorum. Durun bakalım, belki daha başındayız; belki hikaye sonradan savaşa açılacak. Belki padişah, harem çatışmalarından sıkılıp savaşa çıkacak. Bu anlamda müdahaleyi doğru bulmuyorum. Beğenmeyen, alternatifini çeker.
Can D.: Aynı kanaldasınız. Sıra, "ekranın asi çocuğu Behzat"a gelir mi?
Erdal B.: Böyle bir tedirginliğim yok. Behzat Ç., bu sezon bitiyor zaten... Ama ikinci sinema filmi gelecek. Belki sonra üçüncü, dördüncü, beşinci filmi de çekeriz. Belki her ay bir sinema filmi çekeriz. Belki internette devam ederiz. Biz üç yıl evlere konuk olduk, belki bundan sonra seyirci bize misafirliğe gelir.
Can Dündar'ın Milliyet gazetesi için yaptığı söyleşiden kısaltılmıştır