Anatomipolitikadan biyoiktidara salınan sarkaç
- Anatomipolitikadan biyoiktidara salınan sarkaç
-
80’lerin
başında, Michel Foucault’nun 1975 tarihli Surveiller et punir (Gözetim
altında tutma ve Cezalandırma) adlı kitabının Überwachen und Strafen
adıyla ve Die Geburt des Gefängnisses (Cezaevinin Doğuşu) alt başlığıyla
yayımlanan Almanca çevirisinde rastlamıştım bu kavrama ilk kez:
Anatomi-politika. Sonraki yıllarda gönendirici zenginliği ve baş
döndürücü verimliliği ile tireyi de kaldırarak çok sayıda yazımda
kullanacağım bu kavram, anatomipolitika, Batı’da 17. ve 18. asırda
ortaya çıkan, bedene, tekil (bireysel) bedene yönelik iktidar
tekniklerinin uygulayım ve sonuçlarının tanımlayıcı ismidir,
diyebilirim.
Foucault, anatomipolitika’nın işlevini tarif ederken, “Bütün bu
prosedürler tekil bedenlerin mekan içindeki dağılımını (ayrıştırılması,
yönlendirilmesi, dizilmesi ve gözetlenmesini) ve bu tekil bedenlerin
etrafındaki bütün bir görünürlük yüzeyinin organizasyonunu mümkün
kılmıştı. Bu teknikler sayesinde bedenler tahakküm altına alınmış, talim
terbiye vs sayesinde yararlılıkları artırılmış ve iyileştirilmişti.
Bunlar aynı zamanda, bir iktidarın bütünü bir gözetim altında tutma,
kontrol etme, kaydetme ve raporlama sistemi sayesinde en az yatırımla
uygulanabilecek rasyonalizasyon ve ekonomik denetim teknikleriydi: Bütün
bu teknoloji emek ve çalışmanın disiplin teknolojisi olarak
tanımlanabilir. Bu teknoloji sona eren 17. asır ve ardından gelen 18.
asır boyunca yerleşti” diyor.
Foucault, anatomipolitikaya ilişkin bu açımlamayı 17 Mart 1976’da
Collège de France’daki bir konferansında yapıyor ama 1975’te yayımlanan
Cezaevinin Doğuşu‘nda anatomipolitik teknolojiler okuldan fabrikaya,
hastaneden kışlaya ve nihayet cezaevine uzanan bir kurumsal coğrafyadaki
görünümleri ve elbette benzerlikleriyle ele alınır ve ilişkilendirilir.
Ve hepsinde gözetlenen, dizilen, zorlanan, talim ettirilen, kapatılan
ve cezalandırılan o kırılgan insan bedeniyle buluşturur bizi.
Bedenimizle.
Ancak bir sene sonra, 17 Mart’ta yaptığı konuşmanın esas önemi ise
şuradan gelir ki, Foucault ilk kez burada biyo-iktidar kavramını ortaya
atar ve anatomipolitikadan farkını ortaya koyar.
Anatomipolitik disiplin teknolojisini dışlamadan, tam tersine onun
içine sızarak ve onu kapsayıp entegre ve modifiye ederek ve yine onu
kullanarak 18. asrın ikinci yarısından itibaren gelişen biyo-iktidar
beden olarak insan ile, insan bedeni ile değil, canlı olarak insan, tür
olarak insan, insan hayatı ile ilgilidir.
Konuşmayı dinlemeyi sürdürelim: “Disiplin; gözetim altında tutulması,
terbiye edilmesi, yararlanılması ve icap ettikçe cezalandırılması
gereken bedenlere ayrışmış insan çoğullugunu idare etmeyi denerken, yeni
teknoloji beden değil, aksine doğum, ölüm, üretim, hastalık vs
süreçlerinin belirlediği toplu bir kitle oluşturan insan çoğulluguna
yönelir. Tekilleştirme, bireyleştirme modu ile gelişen bedene yönelik
ilk iktidar müdahalesinin ardından, bu defa bireyleştirmeyen, bilakis
kitleselleştiren, yani beden-insana değil, tür-insana yönelen bir ikinci
iktidar müdahalesi ile karşı karşıyayız. 18. asırda yayılan insan
bedeninin anatomi-politikasından sonra aynı asrın sonunda artık insan
bedeninin anatomi-politikası olmayan, bilakis benim insan türünün
biyo-politikası olarak adlandırmayı uygun bulduğum bir şeyle
karşılaşıyoruz.”
Foucault’nun, bugün de uygulama olanakları serpilerek geliştiği ölçüde
bütün yaşam alanlarımızı iktidarın talimgah ve ceza kurumlarına
dönüştüren bu iktidar tekniklerinin, anatomipolitika ve biyo-iktidarın
birbirini dışlamayıp girift bir ilişki içinde işlediğini sık sık ve
önemle vurguladığını unutmayarak devam edelim.
Biyo-politikanın temel siyasi meselesi nüfustur, bir siyasi ve iktisadi
obje olarak nüfus. 18. asrın sonlarına doğru emek ve askeri güç olarak
nüfusu ya da ırkı, artık geçici, görece kısa süreli salgınlar değil de,
henüz tedavi olanakları gelişmemiş ama sinsice yayılan ölümcül
hastalıklar ve doğum kontrol yöntemlerinin tehdidi altında gören iktidar
istatistiklere saldırır, biyo-politikasını bu verilere göre
biçimlendirir.
Anatomipolitik disiplin tekniklerinin bir denetleme, gözetleme,
cezalandırma alanı olarak dikkat kesildiği cinsellik, artık
biyo-iktidarın biyo-politik tekniklerinin de uygulama alanıdır. O güne
kadar iktidarın tahakküm altına alınması gereken bir günah ve
disiplinsizlik alanı olarak gördüğü cinsellik alanına iktidar, artık
aynı zamanda bir üretim, bir çoğalma ve haliyle bir iktisadi ve politik
sömürü alanı olarak da ilgi duymaya ve ilgi göstermeye başlar,
müdahaleye yönelir.
Başbakan Erdoğan ve AKP’nin cinsellik alanına müdahaleci ve yasakçı
yaklaşımı ve gerekenden fazla ilgisi ilk bakışta dinsel referanslı bir
anatomipolitika sanılabilir. Dini dünya görüşü elbette bu siyasi yapı
üzerinde çok etkili. Ancak aynı yapı ve siyasi figürlerinin nasıl bir
siyasi ve ekonomik büyüklük kompleksi taşıdığı da açık. İşte tam da
burada iktidar ve Başbakan din referanslı anatomipolitik söyleminden
biyo-iktidarın isterlerine savruluyor. Dinsel muhafazakârlık ile
neo-liberal ve subemperyalist ekonomik hırs arasında salınan sarkacın
darbeleriyle kürtaj yasağı ve yapılacak çocuk sayısı talimatlarından
uygulanabilir ve meşru cinsel ilişki pozisyon ve yöntem önerilerine bir
oturumdan digerine gidip gelen bir cinsellik tasavurru haliyle ülkenin
gündemi oluyor.
Ahmet Tulgar_Evrensel