Başbakan Erdoğan önceki gün, memleketi Rize’de, bölge halkın yıllarıdır karşı çıktığı HES’lerin açılış törende “çevrecilere” verdi veriştirdi. Aslında Rize’nin, bu santrallere yıllardır karşı duran halkına verdi veriştirdi. Ama halkı doğrudan hedef almak “oylarına” zarar vereceği ve ”referandumda hayır”ı güçlendireceği için de halkı hedef almaktan çekindi. Tersine, her zaman yaptığı gibi, hakla çevrecileri ayırdı ve çevrecilere saldırdı!Başbakan Erdoğan, “Kendisine çevreci adı veren bir takım kişiler” diye çevre ve çevre mücadelesini aşağılayan bir üslup kullanırken; “çevrecilerin rüzgar santrallerine bile karşı olduğunu” iddia ederek, işe yalanı da karıştırdı!
Rize ve çevresindeki doğal yaşamı tahrip eden HES’leri savunan Başbakan; kendirinin, “özel kişilere ve firmalara dereleri satmak”la suçlanmasına da yanıt verdi: “Dereleri satmadık, sadece kullanım hakkını devrettik” diyerek halkla, Karadeniz insanının zekasıyla alay etti!
Özelleştirmeye karşı çıkanlara devri iktidarında Süleyman Demirel, “Canım özelleştirdik diye fabrikayı, köprüyü adamlar sırtlarına alıp götürmeyecekler ya!” diyerek Demirelcilik, denecek kadar kendine yakışan siyasi çizgisine pek uygun bir demagojik üslup kullanırdı. Şimdi Başbakan Erdoğan da gerçekler karşısında Demirel’in bu malum yalanla gerçeği karıştırıp yalana meşruiyet kazandırarak gerçeği şüpheli hale getiren üslubu iyice benimsemiş görünüyor.
Hele konu HES’ler ve Rize çevresindeki halk mücadelesi göz önüne alındığında; mızrak çuvala; “çevrecilerle-halk ayrımı” yapılsa bile sığmıyor. Onun için Başbakan çevricileri, “rüzgar santraline, güneş terminallerine bile karşı çıkacak kadar ipten kazıtan kopmuş” göstererek ve “dereleri satmadık sadece kullanım hakkını devrettik” gibi ipe sapa gelmez kelime oyunlarına başvurarak gerçeğin üstünü örtmeye çalışıyor.
Başbakan Rize’den işareti verince, İstanbul’daki sahibinin sesi gazete, “aferim” almak için harekete geçip, “Odadan tehdit” manşetini çekiyor. Elektrik Mühendisiler Odası’nın (EMO), Ege Bölgesi’ndeki elektrik dağıtımının özeleştirilmesine Danıştay’a itirazda bulunmasını, “devleti beş milyar dolara zarara sokmak” olarak gösteriyor. Ve haber, “Bu ihaleyle IMF’ye borcumuz kadar gelir sağlanmıştı”; “Artık kaçak olmayacak 20 milyar kilovatsaatlik kaçağın parasını halk ödemeyecekti” diye özelleştirmecilerin artık kullanmaya bile cesaret edemedikleri yalanlardan oluşan paslı silahları kullanıyor. EMO’nun ihalelerin iptali ile ilgili başvuru gerekçesinin merkezine “kamu yararı yok” gerekçesini koymasına özel bir vurgu yapıyor yandaş gazete!
Bugüne kadar yapılan özelleştirmelerde; hep işçiler de mağdur oldu. Özelleştirmenin ilk yıllarında yapılan; “özelleştirmeyle işçilerin ücreti artacak, çalışma koşulları iyileşecek” gibi yalanlar çoktan çöpe atıldı. Ve uzunca bir zamandan beri özelleştirme demenin işçiler için; işten atılmak, ücretlerde düşme, daha kötü çalışma koşulları, taşeronlaşma olduğu biliniyor. Ancak enerji dağıtımı özelleştirmelerinde işçi tarafının (sendikanın demek daha doğru) sesi soluğu çıkmıyor. Bu işkolunda örgütlü Tes-İş Sendikası ve onun Genel Başkanı (Türk-İş’in de Başkanı) Mustafa Kumlu; bu özelleştirmelerde mağdur olan işçilere sahip çıkmıyor.
Ege’deki ihaleler henüz yapıldığında; bölgedeki Tes-İş şubeleri tepkiler ortaya koydularsa da; her halde genel merkezin uyarısıyla, onlar da geri çekilmiş bulunuyor. İşkolundaki işçilerse büyük hak kayıplarıyla karşı karşıyalar!
En önemli ve gelişme potansiyeli olan bir işkolu olarak enerji işkolu, bir yandan hükümetin enerji dağıtım ve üretimini özelleştirilmesi hamleleri öte yandan da işkolundaki sendikanın kendi üyelerinin hakların korumada bile aciz düşmüş olmasıyla bir örgütsüzleşme süreci de yaşıyor.
Bu, hükmet oyunu ve sendika duyarsızlığının nelere yol açacağını da yakında göreceğiz hep beraber!
i.sabri durmaz