Ayna ayna, söyle ona!
Varsayalım ki; Türkiye başbakanı olsam…
1. Güney Afrika gibi; ırkçılık kanserini dahi sonunda
yenmiş, kendiyle ve geçmişiyle öyle böyle hesaplaşmış bir ülkede konuşurken…
2. (Elbet doğu olsa da) Filistinlilerin maruz kaldığı
zulümden, kayıplarından bile bahsederken…
3. Güney Afrika’nın Suriye’ye BM yaptırımı için çekimser oy
vermesini eleştirirken; yani Suriye’de olan biteni, halk üzerindeki baskı ve
ölümlere dikkat çekerken dahi…
4. Hele hele (yine çok doğru olsa da) İsrail’in elindeki
atom bombalarıyla bölge için tehdit olduğunu söylerken…
***
Hatta bunları demeden, söylemeden, eylemeden önce; şunlar asla aklımdan
çıkmazdı:
1. Ben; henüz kendisiyle, geçmişiyle, kanıyla, karanlığıyla
esaslı yüzleşip hesaplaşamamış bir devletim. Hesaplaşır gibi yaparken bile,
kanlı karanlık yeni bir dönemin içinden çıkamıyorum.
2. Bu yıl itibariyle, benim ülkemde 30 yıllık toplam “savaş,
terör, iç savaş, terörle mücadele” ölü sayısı 50 bini buldu. 15 bin
kaybım, çok sayıda toplu mezarım var. Binlerce şehidin yanı sıra on binlerce
sakatım; 40 bine yakın “ölü ele geçirilen, etkisiz hale getirilen”in
yanında, binlerce mahpusum, on binlerce yaralı aile ferdi, yurdun dört bir
yanına dağılmış yüz binlerce acım var.
3. Her gün ülkemde, Güneydoğu’dan İstanbul’a, baskınlar
yapılıp “kafadan terörist ilan edilen”, ama siyasi, temsili
kimliği de bulunan yüzlerce kişi gözaltına alınıyor; tutuklanıyor. Sadece son 6
ayda 4 binden fazla gözaltı, 1500’den fazla tutuklama.
4. Atom bombasına hiç gelmeyeyim. Tamam, İsrail bir yana,
Batı’nın; İsrail’de kesin atom bombası varken, onu
denetleyemeyip tam tersine denetime açık olan, henüz bombası kanıtlanmayan
İran’a bindirmesi alçaklık. Lakin, benim topraklarımda, İncirlik’te, büyük
ölçüde ABD komutasında yığılmış 90 kadar nükleer bomba ne olacak?
Bu atom bombaları kimlere karşı kullanılmak üzere orada?
Güney Afrika’da İsrail’in atom bombasından bahsedebiliyorum da, ister Batı
Anadolu’da ister Güneydoğu’da, kendi halkıma bu bombalardan neden
bahsedemiyorum?
***
Ben gazeteci olsam…
İktidar danışmanı, hatta kâtibi gibi davranmak, her yaptığını meşru
kılmak için yırtınmak yerine…
Gezilerde mezilerde salt refakat etmek yerine…
Sadece başka ülkelerin yediği haltlar üstüne karbon kopya gibi
konuşup yazmak yerine…
Kendi ülkemin sorularını da sorar, çuvaldızı başkalarına hazır
tutarken, döner iğnelerini de burası için batırırdım!
***
Burası…
Şu ara başkalarının baş ağrıları veya kronik hastalıklarından önce; kendi
kanamasıyla meşgul olması gereken bir ülke.
Başkası için ettiğin her lafın, ister samimi ister değil, duyduğun her
hissin, hatta her vicdan patlamasının anında “kesin dönüş” yapıp
baştan sona kat etmesi gereken ülke.
İçinden çıkamadığı bir savaşın ortasında sanki müebbet acıya mahkûm
ülke.
Neredeyse 30 yıl sonra bile kalkıp Eruh’taki ilk baskına, çeyrek asırdan da
önceki ilk sınır ötesine, darbenin Diyarbakır cezaevine ricat etmiş; büyürken
yine büzülmüş ülke.
***
Başkalarının utançlarını, hem de haklı olarak, yüzlerine vurabiliriz…
Ama kendi yüzümüzde de yeteri kadar utanç var.
Elbet başkasının da matemine, acısına, özgürlük açlığına, insanlık
ihtiyacına ortak olabiliriz, olmalıyız da…
Ama kendi topraklarımızda da süresiz matem, bucak bucak acı, kucak
kucak özgürlük açlığı, ocak ocak insanlık, hukuk ve adalet ihtiyacı var.
Güney Afrika’daki ayna…
Söyle bana!..
Umur Talu